Bodrum Mövenpick otelde zeytinyağı tadımı yapıyorduk. Ege’nin yeme-içime kültürünü çok iyi bilen Nedim diğer bardaklarda tadılmayı bekleyen zeytinyağlarına geçmeden ekledi: “Biz Ege’de her şeye zeytinyağı kullanırız. Ama tek bir yağı seçip ben bunu seviyorum demeyiz. Her yağın yeri vardır. Örneğin erken hasat gibi yüksek asit içeren zeytinyağları kahvaltıda çok iyi gider. Ama pilav yaparken, binde 3 ve altı asit içeren yağları tercih ederiz.”
Masadakilerden birisi “eh, Riviera’yı herhalde sadece kızartmalarda kullanıyorsunuzdur” diyecek oldu, Egeli arkadaşımız sözün bitmesini beklemeden güldü: “Ne Riviera’sı, biz kızartmalarda mis gibi Milas yağı kullanırız!”
Sonra uzun uzun anlattı: Türkiye’de 22 cins zeytin ağacı varmış, her birinin verdiği yağ aynı Cabernet Sauvignon ile Merlot ayrı şaraplar verdiği gibi farklı olurmuş, her biri günün başka saatlerinde iyi gidermiş, hatta her birinin kullanılması gereken yemekler bile farklı olurmuş. Ve aynı şarapta olduğu gibi, farklı yörelerin zeytinyağlarının farklı kokuları olurmuş. Mesela Edremit yağlarında ceviz ve badem kokuları ön plana çıkarmış.
Sıra dışı lezzetler
Bir grup yeme-içme yazarı olarak Bodrum’da toplanmamızın nedeni İstanbul Mövenpick otelinin şefi Maximilian Thomae’nin hazırladığı “Zeytinyağı ile Sıradışı Lezzetler” menüsünün tadımıydı.
Max yıllardır Türkiye’de ve Türk mutfağını yeniden yaratmaya çabalamadan kendince çok başarılı bir şekilde yorumluyor. Menüdeki yemeklere eşlik etmesi için tattığı 50 kadar zeytinyağından 8 tanesini seçmiş.
“Bunlar ille de Türkiye’nin en iyi zeytinyağları demiyorum, ama menüdeki yemeklerle en iyi uyum sağlayanlar bunlar oldu” dedikten sonra farklı zeytinyağlarının yemeğin tadının nasıl etkilediklerinin çarpıcı bir örneği olarak 3 küçük bardakta soğuk enginar çorbası servis etti. Herbirinin üzerinde birkaç damla zeytinyağı vardı.
Yüzde bir asitli Komili soğuk sıkmanın olduğu bardaktaki çorba belirgin şekilde daha lezzetliydi.
Menüdeki diğer yemeklerden “füme patlıcanlı risotto üzerinde kaz ciğeri köfteleri” zeytinyağlı domates sos ile servis edilmişti ve zeytinyağı kadar yanında gelen Sevilen “R” roze şarap ile muhteşem bir uyum sağlamıştı. Ülkemize ilk geldiğinde közde patlıcan yiyip “bu yanmış” diye itiraz ettiğini anlatan Max, patlıcanın füme tadını risotto’ya çok ustaca vermişti. Domates sosta kullanılan Thomas Kesebir, Cunda adasının zeytinyağıydı ve kendini hemen belli ediyordu.
Sos tabağın kenarlarına iliştirilmişti ve böylece risotto’ya damağınızın istediği kadar karıştırmanız mümkün oluyordu. Ana yemekler “Sinarit Şaşlık” ile “Zeytinyağlı Kuzu Varyasyonu” da çok iyiydi, ama risotto’nun tadını damağımdan alamaya yetmediler.
Max Thomae’nin menüsünü Bodrum Mövenpick, 30 Ağustos’a kadar sunacak. Yemeklere Ege bölgesi şarapları eşlik ediyor.
Bodrum sıcağında bunalırsanız, özellikle ana yemekler ile, sinarit ile Gusta olmak üzere bira da öneririm. Zeytinyağına dönecek olursak, Max’ın yemeklerinde kullandığı farklı zeytinyağları ile yarattığı farklı lezzetler Nedim Atilla’yı doğrular nitelikteydi.
Ne öğrendin diye sorarsanız, ben zeytinyağının sadece ekmek banılarak kendi başına bir öğlen yemeği olabileceğini fark ettiğim Girit seyahatimden sonra şimdi de “Ben bunu seviyorum” deyip eve sadece bir çeşit zeytinyağı almanın kendinizi bir muhteşem bir lezzet zenginliğinden mahrum etmek olduğunu öğrendim.
Zeytinyağı seçmenin incelikleri
Nedim Atilla önünde duran zeytinyağı bardaklarından birisini kokladı, derin bir nefes alarak, “mis gibi bir erken hasat zeytinyağı, tam kahvaltılık” dedi
Haberin Devamı

