Türk ve Fransız şefin Lâcivert düetleri

Bir arkadaşım var, “Bir restoranın manzarası ne kadar güzel olursa olsun, önemli değildir, çünkü manzara yemek sırasında insanın pek umrunda omaz” diye ısrar eder.

Haberin Devamı

Sağ olsun biraz inatçıdır da, New York’da Rockefeller Center’ın tepesindeki Cipriani’de yemek yerken bile “Peki bu manzaraya ne diyeceksin” soruma, önümüzdeki muhteşem Manhattan manzarasını umursamayıp, “CNN 9 Eylül’de ikiz kulelere yapılan saldırıyı herhalde buradan görüntüledi” cevabını verir. Gerçi bunu yaparken kadehindeki şaraptan keyifle kocaman bir yudum almayı da ihmal etmez.
İçki içerken yalnız başına iseniz, önünüzdeki güzel bir manzara size kadehinizdeki içki kadar iyi arkadaşlık edebilir. Ama bazı restoranlarda öyle bir manzara vardır ki, tabağınızdaki yemek ne olursa olsun, gözünüzü almakta zorluk çekersiniz. İşte Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Anadolu yakasındaki ayağının hemen altındaki Lâcivert bunlardan birisidir.

Lacivert’te 27 Mayıs’a kadar Akdeniz’in iki ucunda sanatlarını icra eden iki şefin sunduğu lezzetler bu manzara ile mücadele edecekler. Christian Plumail, Michelin yıldızlı bir şef ve Fransa’nın güney sahillerinde, Nice’deki restoranını bırakıp bir ay süreyle Lacivert’in usta şefi Hüseyin Ceylan ile kendi tabirleriyle “düet” yapacaklar. Birbirlerinin dilini bile bilmeyen iki şefin ortaya çıkardıkları mönü Akdeniz’in iki yakasından çarpıcı lezzetlerle donanmış. Kâh Hüseyin usta Fransız şefin tabaklarına küçük dokunuşlarla müdahale etmiş, kâh Christian Plumail, zaten hayranlık duyduğu “Bizim” lezzetlerimize katkıda bulunmaya çalışmış.

Türk tapas’ı olarak sunulan ve Hüseyin ustanın fesleğenli biber ve hamsi terininin hakim olduğu başlangıç tabağı bu yemekte ilginç tatlarla karşılaşacağınızın habercisi oluyor. Asma yaprağında sardalya ve ahtapot harçlı biber dolması tabaktaki diğer “tapas”. Kadehinizde Sevilen’in bu yıl roze şaraplarda yaptığı atağın iyi bir örneği olan Majestik Roze var ve doğrusu hem Türk tapas, hem de hâlâ oldukça serin olan boğaz esintisi ile pek iyi gidiyor. Yemeğe Bozcaada istakozu ile devam ediyorsunuz. Sonra benim gibi balık ile arası pek de iyi olmayan birinin bile takdirle karşıladığı ılık jöleli kalkan filetosu geliyor masaya. Tabağınızda küçük kareler şeklinde düzenlenmiş baharatları yemeğinize keyfinize göre katıp, boğaza karşı daha geçen yaz Ege’de İmbat’ın okşadığı üzümlerinin eseri olan nefis bir Chardonnay yudumluyorsunuz. Bu şarap da Sevilen’den! Sevilen beyaz şarabı ciddiye almaya başladıktan sonra, ciddi sofralarda da görünmeye başladı.
Chardonnay’ın son yudumlarında artık tatlıya geçelim derken, bu sefer tabağınızda mantarlı tart ve kıvamında bir sos eşliğinde orta pişmiş, suyunu ağzınıza bırakan bir kuzu pirzolası geliyor. Ve tam mevsimi demenize kalmadan, tabağınızdaki kuzu pirzolalardan sadece kemiklerin kaldığını görüyorsunuz. Boğaz kıyısında şarap gene Ege bölgesinden, bir Sevilen Cabernet Sauvignon-Merlot. Bu yemeklerle bile manzara umrunda mıydı derseniz, nasıl değildi diyebilirim ki? Tapas’tan önce sunulan kremalı soğuk pancar çorbası ve yemeği nefis bir rakı sorbesiyle taçlandıran pazı turtası (yanlış okumadınız, hatta tam olarak grappa’da bekletilmiş kuşüzümü ve çam fıstıklı pazı turtası) ile 6 yemekten oluşan bir mönüde, hele her yemekle başka bir şarap sunuluyorsa, zaten ara verip, kadehinizde kalan şarabı yudumlamaya da, manzaranın keyfini çıkarmaya da vaktiniz oluyor, yeter ki aceleniz olmasın. Bu “slow food” ziyafetinin bedeli 120 YTL.
(Lacivert 0216-4134224)



















DİĞER YENİ YAZILAR