Kraliçe içkiyi sever

Kraliçe II. Elizabeth gerçek bir içki düşkünü. Kraliçe’nin bazı içkileri vardır ki, günün hangi saatinde içeceği bellidir, sormasına bile gerek kalmadan getirilirler

Haberin Devamı

Mayıs ayında İngiltere kraliçesi Elizabeth II resmi bir ziyaret için ülkemize gelecekmiş. Kendilerini ağırlamak bir zamanlar ciddi alkol problemleri olduğu için artık hiç içki içmeyen, hatta protokol yemeklerinde bile Diet Coke içen President Bush’dan çok daha zor olacak. Çünkü majesteleri içki içer. Bazı içkileri vardır ki, günün hangi saatinde içeceği bellidir, sormasına bile gerek kalmadan getirilirler. Bazı içkileri ise zaman zaman canı çeker, ama bunlar da hizmetkârları tarafından her ihtimale karşı sürekli hazır bulundurulur. Örneğin İngiltere Kraliçesi için her akşam yemeği sonrası canı isterse diye bir Glenfiddich malt viski hazır bulundurulur. Kraliyet ailesinin malt viski sevgisi çok eskilere, Kraliçe Victoria’nın zamanlarına dayanır. Victoria, İskoçya’daki şatosu Balmoral’a gittiğinde yakınındaki Lochnagar malt viski damıtımevini ziyaret edermiş. Beş çayını içtiği zaman da çayının içine bu nadide viskiden konulması ihmal edilmezmiş. Lochnagar, Victoria’nın bu lutfu sayesinde hâlâ Royal Lochnagar olarak anılır.
Kraliçe Elizabeth’in içki alışkanlıklarına dönecek olursak, majesteleri her gün saat 12 olunca cin ve Dubonnet karışımı olan öğlen içkisini alır. Akşam yemeğinden önce de mutlaka cin tonik içer. Kutlamalarda kadeh kaldırırken ki tercihi ise Vevue Cliquot şampanyadır. İngilizlerin içkiye olan düşkünlükleri sadece kraliçeleriyle sınırlı değildir. Savaş yıllarının ünlü politikacısı Winston Churchill, “Benim yaşam kuralım, bütün yemeklerden önce ve sonra, hatta mümkünse yemek aralarında, puro ve içki içmektir” derdi. Churchill’in uzun yaşamı boyunca kendi adı verilen dev purolardan 200 bin tane içtiği tahmin ediliyor. İçtiği içkinin miktarı ise tahmin bile edilemiyor.


Devlet adamları ve içki
Devlet adamlarının içki içmeleri aslında çok eski bir alışkanlıktır. 1787 yılında, Amerikalıların hâlâ “founding fathers” (kurucu atalar) diye adlandırdıkları 55 delege genç cumhuriyetlerinin anayasasını yazmak üzere çalışırken bir akşam “dinlenmek üzere bir tavernaya çekilmişler”. Ve tavernanın kayıtlarına göre, 54 şişe Madeira şarabı, 60 şişe Bordeaux şarabı, 8 şişe viski, 22 şişe port ve 7 bowl rom punch içmişler. Rom punch’ların konulduğu bowl o kadar büyükmüş ki, görgü şahitlerinden birine göre (biraz abartmış olabilir ama) içinde ördek yüzebilirmiş! İçkilerini içtikten sonra işlerinin başına dönmüşler ve 2 gün sonra ABD Anayasası’nı bitirmişler. Arkalarında da tarihçilere 55 delege, 54 şişe Madeira içtiğine göre acaba hangisi içmedi sorusunu bırakmışlar.
İçilen içkinin miktarına bakıp bir grup ayyaş demek kolay, ama 55 delegenin arasında George Washington, Thomas Jefferson ve Benjamin Franklin gibi portreleri Amerikan dolarlarının üzerini süsleyen büyük devlet adamlarının da olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Madeira’sını içmeyen herhalde ABD Anayasası’nı hazırlayan 55 kişiden biri olan Benjamin Franklin değildi. Franklin devlet adamlığının yanı sıra paratoneri icat eden bir mucit ve aynı zamanda sıkı bir içkiseverdi. En sevdiği içkinin bira olduğu biliniyor. Biraya olan aşkını “Bira Tanrı’nın bize bir hediyesi ve bizi sevdiğinin bir delilidir” vecizesiyle pekiştirmiş olan Benjamin Franklin’i ciddiye almak lazım. Adam ne de olsa önemli bir adammış, yoksa 100 dolarlık banknotların üzerine neden resmini koysunlar ki?

DİĞER YENİ YAZILAR