Daha yeni açılmışlardı, bazı malzemelerin ithalatında zorluk çekiyorlardı. Hakkasan’ın çay listesindeki çayların adları var, kendileri yoktu. Personelin haklı olarak bu hiç alışık olmadığı menülere, yemekle hakim olmaları zaman alıyordu. Zuma 8-10, 10-12 olamak üzere iki oturum rezervasyon alıyor ve gidenlerin söylediğine göre yemekler haliyle aceleye getiriliyordu. Ve İstanbul’un neredeyse aynı anda açılan bu kadar ünlü 3 lokantayı nasıl kaldıracağı da herkesin merak konusuydu.
Sonra sevgili arkadaşımız Esra Yücel’in ısrarlarıyla Spice Market’e gidelim dedik, yer bulamayınca Hakkasan dedik. Bu “Asian fusion” mabedi Londra’da yıllardır şehrin en cazip yemek yeme adreslerinden biri. İstanbul’daki Hakkasan’da da dekorasyonda siyahın hakim olduğu, girişte sizi siyah kıyafetli kızların karşılayıp, upuzun bir barın yanından geçirip siyah kafeslerle birbirlerinden ayrılmış odalara eşlik ettiği, karanlık bir atmosfer var. Ancak masaların üstü oldukça iyi aydınlatılmış, yediğiniz yemekleri görebiliyorsunuz. Masanıza geçmeden barda bir aperitif almayı tercih ederseniz, ki etmelisiniz, İstanbul’da pek alışık olmadığınız kadar zengin bir kokteyl listesi size 25 YTL’lik seçenekler sunuyor.
Esra’nın kocası Genco Yücel ülkemizin önde gelen kardiyologlarındandır. Bu tarz yemekler yediğimde yanımda olmasından arkadaşlığı ve baseball sohbetlerimiz kadar doktor kontrolünde yemek yeme ayrıcalığımdan dolayı hoşlanırım. Ben onu sağlık konusunda pek dinlemem, ama onlar sağolsunlar karı koca içki konusunda beni dinlerler. Ben de Hakkasan’ın oldukça makul fiyatlı seçenekler sunan şarap listesinden ellerindeki tek bira olan Asahi’yi seçtim. Asahi vasat bir Japon birasıdır, ama yiyeceğimiz bol baharatlı yemeklerle her şaraptan daha iyi gidecekti. Öyle olduğunu da gördük, çünkü yemeğimize oldukça bol miktarda Asahi eşlik etti.
Kişi başı 200-250 YTL
Ben restoran kritiği değilim. Ama masadaki arkadaşlarımızdan Arzugül Pektaş yediği 100 YTL’lik köpek balığı yüzgeçi çorbasından memnun görünüyordu. Benim doktor kontrolümde yediğim “stir fry” biberli et ile Genco’nun kendi kontrolünde yediği bol baharatlı Alaskan king crab’ler 60 YTL kadardılar, ikise de iyiydiler. Ama ben hâlâ bu kadar baharatlarla tatlandırılmaya çalışılmış parçalanmış bir et yiyeceğime, namusuyla ızgaraya konmuş kalın, kesince kanı akan nefis bir steak yemeyi tercih ettiğimi söylemeden edemedim. Hakkasan maceramız kaça patladı derseniz, söylenenler doğruymuş. Burada bırakın iyi bir şarabı, Asahi bira içerek yiyeceğiniz bir yemeğe ödeyeceğiniz para kişi başı 200-250 YTL arasında. Pahalı mı, evet, pahalı! Gitmeye sizi kimse zorluyor mu? Hayır, zorlamıyor!
Örneğin “ben bu paralara oralarda yemek yiyeceğime alır karımı Londra’ya gider, orada hem gezer, hem de en iyi restoranlarda yemek yerim” diyen bir arkadaşımız o hafta sonu gerçekten sevgili karısını alıp Londra’ya gitmişti. Döndüğünde Hakkasan’da ödediğimiz hesabı söyleyince, gülümseyip cebinden iki restoran faturası çıkardı. Hem “olabilecek en iyi İtalyan yemeğini yiyebileceğiniz” Michelin yıldızlı Zafferano’da, hem de hâlâ Londra’nın en iyi lokantalarının arasında olan The Ivy’de yemek yemişler, güzel de şaraplar içmişlerdi. İkisinde de ödedikleri kişi başı hesap bizim Hakkasan’da ödediğimizin bir hayli altındaydı. Söyleyecek şey bulamadım, “bir de Spice Market’e gidelim, orası da Thai-Malay-Vietnam füzyonuymuş” diyecek oldum, vazgeçtim. Acaba bir daha sefere biz de Ayşe ve Tarık ile Londra’ya mı gitsek?
Hakkasan’da “Asia fusion” gecesi
Londra ve New York’un ünlü “Asian fusion” restoranları Zuma, Hakkasan ve Spice Market şehrimizde arka arkaya açılınca gitmek farz oldu demiş, ama doğrusu ilk ziyaretimi elimden geldikçe ertelemeye çalışmıştım
Haberin Devamı

