Bir de üstüne karşılarına Sevilla çıkınca kıskanmadım desem yalan olur, çünkü Avrupa’nın güzel yerlerinden birine, Endülüs’e, Sevilla’ya deplasmana gidecekler.
Sevilla flamenko ve sherry diyarıdır. İçinden geçen Guadalquivir nehri sayesinde denize neredeyse 2 saat mesafedeki şehir yıllar boyunca bir liman işlevi görmüştür. Kristof Kolomb ilk keşif seyahatine buradan çıkmış, Macellan dünyayı dolaşacağı seyahatine Kraliçe Isabel tarafından buradan uğurlanmıştır. Zamanla keşif seyahatlerinin başlangıç noktası haline gelen Sevilla, İspanyolların yeni sömürge imparatorluğunun en zengin ve en önemli şehirlerinden biri olmuştur. Şehrin her tarafında yükselen katedral ve saraylar bu dönemin zenginliğini hâlâ yansıtır. Alcazar Sarayı ve Sevilla Katedrali ile La Giralda çan kulesi bu şehrin görülmezse olmazlarıdır.
Yeme ve içmeye gelince, şehrin merkezindeki dar sokaklar tapas barlarıyla dolu. İspanya’ya gidip tapas yemeden olmaz. Bar tezgahlarının üzerine dizili birbirinden lezzetli küçük sandviç ve mezeler akşam yemeğini geceyarısına yakın yiyen İspanyolları akşamüstlerinde tok tutmaya yarar. İspanyollar siesta’larından kalktıktan sonra buralara gidip tapas ile genellikle bira ve eğer Endülüs’te iseler mutlaka sherry içerler. Guadalquivir’in denize döküldüğü Sanlucar de Barremeda ile yakınındaki Jerez de la Frontera bu dünyaca ünlü şarabın anavatanıdır. Zaten sherry adı da bu şarabın bir zamanlar en büyük tüketicisi olan İngilizlerin “herez” diye okunanan Jerez’i okuyamamalarıyla ortaya çıkmıştır. En yaygın olan sherry tipi fino çok sektir. Soğuk içildiklerinde çok lezzetli olurlar. Sanlucar’ın fino sherry’lerine Manzanila adı verilir. Bunlar deniz kenarında yıllandıkları için aynı Islay malt viskileri gibi denizin iyot ve tuz tadını taşırlar. Oloroso sherry’ler ise kızıl kahve renkte olurlar ve daha tatlıdırlar. Sherry’ler üretim aşamasında içlerine brendi eklendiği için 20 dereceye yakın sertlikte olurlar.
Nehir kıyısında bir yürüyüş
Görüldüğü gibi, Fenerli dostlarımız bir zafer kazandıkları takdirde tapas’larını yedikten sonra bunu kutlamak için flamenko dinlemeye gidip, puantiye elbiseli kızların dansını sherry içerek izleyebilecekler. Yenilirse de bu şehirde kendilerine ve kederlerine uygun bir ortam bulabileceklerinden emin olabilirler. Örneğin birkaç kadeh Le Panto İspanyol brendisinden sonra nehrin kıyısında yürüyüşe çıkıp, Guadalquivir’in aslında Arapça Vadi-ül-kebir’den geldiğini, bu toprakların Kolomb’un ilk keşif seyahatine çıktığı 1492 yılına kadar sekiz yüz yıl Müslüman Arapların kontrolünde olduğunu, takımlarının Avrupa’da en son çeyrek finale kalışının 1963/64 sezonunda Macar MTK’ya elendiklerinde olduğu gibi derin konuları düşünebilirler.
Fenerbahçe’nin tur atlamasını isteyip istememeye gelince, bunun için galiba kadehime otuz yıllık Gonzales Byas Apostoles gibi en iyisinden bir sherry (İspanya’daki havalimanlarında bulunuyor) doldurup onu yudumlarken kendimi bir daha ikna etmeye çalışmam gerekecek...
Flamenko ve sherry diyarı Sevilla
Geçen sezon sonunda Ali Sami Yen stadındaki derbi rezaletinden sonra bu yıl Fenerbahçe’ye biraz sempati duymaya çalışmaya ve hiç değilse Avrupa maçlarında kazanmalarını istemeye karar vermiştim. Ama doğrusunu isterseniz kırk küsur yıldır ilk defa Avrupa’da ilkbahar göreceklerini tahmin etmemiştim
Haberin Devamı

