Pulkovo havalimanından çıktığımızda soğuk yüzümüze vurdu. Hava çoktan kararmış, şehre giden otoyolun sarı ışıkları yolu olduğu kadar, kenarında yükselen komünist dönemi yansıtan soğuk blokları istemeyerek de olsa aydınlatıyordu. Aslında Neva Nehri ve şehrin içine uzanan kanalları donmuş olmalıydı. Ama daha donmamışlardı, aramızda birkaç kelime ile hayal kırıklığımızı dile getirdik. Hava soğuktu ve bazı şehirlere soğuk yakıştığı gibi, St Petersburg’a da soğuk ve karanlık, çok yakışıyordu.
St Petersburg, Neva Nehri’nin Finlandiya Körfezi’ne açıldığı yerde, 1703 yılında kurulmuş yeni bir şehir. Çar I. Petro, gördüğü Avrupa şehirlerine hayran olmuş, Rusya’ya onlara benzeyen bir başkent vermiş. Bu genç şehir 200 yıl Rusya’ya başkentlik yapmış, trajedilere, zaferlere, yenilgilere tanıklık etmiş. Çar II. Aleksandr 1881 yılında Kurtarıcı İsa Kilisesi’nin önündeki bir bombalı saldırıda yaşamını yitirmiş, torunu II. Nikolai’ın sonu ise çok daha hazin olmuş.
Eskİ baŞkentTe El yapIMI NeFİs bİralarI DA tadIn
1917 yılındaki komünist ihtilalinden sonra Tsarskoe Selo’daki sarayında esir tutulan çar daha sürgüne yollandığı Ural Dağları’nın ötesindeki Yekaterinburg’da karısı çariçe, kızları, oğlu, hatta aile doktorlarıyla birlikte katledilmiş. Birinci Dünya savaşı sırasında Almanca olan ismi ilk önce Rusça Petrograd’a, sonra da Leningrad’a çevrilmiş. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra eski ismi St Petersburg’a gene kavuşmuş.
Rusların milli şairi Aleksandr Puşkin için Rusçayı en iyi kullanan şair derler. Puşkin St Petersburg’da yaşamış, genç yaşta bir düelloda yaşamını gene burada kaybetmiş. Karısına sürekli kur yapan bir Fransız subay George d’Anthes’i düelloya davet ettiği Nevski Prospekt’teki Literatur noe Cafe hâlâ şehrin en hoş restoranlarından biri. St Petersburg yeme içme konusunda çok cazip değil, ama Rusya’da ille de havyar yiyeceğim diyorsanız şehrin en iyi oteli Grand Hotel Europe’daki Kaviar Bar, votka içeceğim diyorsanız Russian Vodka Room’a gidebilirsiniz. Kempinski Moika Oteli’nin roof restoranı ise Hermitage ve rengarenk soğan kubbeli iyi bir Rus yemeği yemeniz için ideal. Bu satırların yazarı biraya olan özel merakından dolayı kendi yaptığı nefis biraları harika sosisler eşliğinde içebileceğiniz Tinkoff’u da önerir.
Neva nehrinin kıyısındaki Hermitage karşı kıyıdaki Peter ve Paul Kalesi’yle birlikte şehrin en önemli yapısı. Çarların eski sarayı 19. yüzyılda 2 milyon 800 bin eserin sergilendiği önemli bir müze. Hermitage’ın önündeki muazzam Dvortsovaya meydanı ayaklanmalara şahitlik etmiş. Meydandan Neva’ya dikey olarak uzanan Nevski Prospekt şehrin can damarı. Nevski Prospekt’in ortalarındaki Singer dikiş makinelerinin eski merkezi olan Art Nouveau binadaki kitapçı ve ikinci katındaki Kazan Katedrali manzaralı kafe öğlen saatlerini geçirmek için ideal.
St Petersburg’da akşamları Marinsky Teatr’a gidip bale seyretmelisiniz. Burası Çaykovski’nin Fındıkkıran’ı ilk olarak sahnelediği, Mikhail Barişnikov’un sahnesinde dans ettiği bir mabet. Bir de hafiften yağan kar etrafı beyaza boyamaya başladıysa, işte “beyaz geceler” dedikleri o an hissedeceklerinizdir
Çaykovski ve Puşkin’in şehri St Petersburg
Haberin Devamı

