Buenos Aires’te uzun bir gün

Haberin Devamı

Her şey birkaç saniye içinde oldu. Motosikletin arkasında oturan genç uzanıp kaldırımda yürüyen kısa kollu gömlekli adamın saatini kolundan alıverdi. Akşamüstü Buenos Aires’in en güzel mahallesi San Telmo’nun şirin meydanı Plaza Dorrego’da bir cafe’de oturuyorduk. De Quilmes biralarımızı, Campari portakallarımızı yudumluyorduk. Hepimiz bir an için elimizdeki kadehleri bırakıp ceplerimizi kontrol ettik ve gülümsedik, saatlerimiz yerlerinde duruyordu. Kol saatlerimizin ceplerimizde ne işi vardı derseniz, yanımıza yaklaşan bir iş adamı kollarımızdaki saatleri işaret edip, sonra parmağını “Sakın ha” dercesine sağa sola sallamıştı. Biz de Buenos Aires’te kol saati takmamak gerektiğini anlamıştık.

Sabah La Boca’da rengarenk evlerin arasında dolaşmıştık. La Boca 19’uncu yüzyılın sonlarında Arjantin’e gelen Cenovalı göçmenlerin limanın hemen yanında kurdukları bir mahalle. Adeta fakirliklerini örtmek için kendilerine tenekeden de olsa rengarenk evler yapmışlar. Bu evlerle süslü El Caminito Sokağı öğlen saatlerini geçirmek için ideal. Kendimizi bu rengarenk dünyaya saldıktan sonra küçük bir meydandaki Cafè Filiberto’da oturup sokakta tango yapan çiftleri seyrettik. Tango, La Boca’nın batakhanelerinden çıkmış. La Boca denilince akla tabii ki Boca Juniors da geliyor. Takımlarının sarı-lacivert renkleri bütün mahalleyi süslüyor, sağda solda (bizim Fenerbahçe Cumhuriyeti misali) “Republica de La Boca” yazıları gözünüze çarpıyor, Fenerbahçeli iseniz hemen önlerine gidip resim çektiriyorsunuz. Mahallenin ortasındaki La Bonbonera dimdik tribünleriyle dünyanın en güzel stadlarından biri.

La Boca’daki El Obrero şehrin en ünlü parilla, yani et lokantalarından. Etler çok lezzetli, her tarafı Boca Juniors başta olmak futbol takımlarının bayrakları ve Maradona başta olmak üzere futbolcuların ve takımların resimleriyle dolu olan basit dekoru da, atmosferi de çok hoş. Akşam yemeğine taksi ile gidilmeli, çünkü La Boca geceleri pek tekin değil.

MuhteŞem etleri ve Malbec Şarapları

Buenos Aires kendisini şımartmış bir şehir. Dünyanın en geniş caddesi, ortasında dev bir dikilitaş, görkemli binalar; balkonu, locaları, sahnesi korunarak dünyanın en güzel kitapçısı haline getirilmiş bir tiyatro, El Ateneo. Buenos Aires’liler için “Kendilerini İngiliz zanneden İspanyolca konuşan İtalyanlar” derler. Asil bir havalarının olmasına önem veriyorlar, futbolun yanısıra rugby ve polo oynuyorlar.

Yeme içme tutkunlarını ise Arjantin’de iki şey ilgilendirir: Buenos Aires’den Patagonya’ya kadar uzanan uçsuz bucaksız çayırlarda, pampa’larda yetiştirilen sığırların muhteşem etleri ve And Dağları’nın eteklerindeki bağlardan elde edilen ve bu etlerin yanına pek yakışan Malbec şarapları. Denemelerimiz Buenos Aires’de bu ikili için en ideal yerin La Brigada adlı bir parilla olduğunu gösterdi. La Brigada iki katlı, yukarıya çıkan merdiven duvara yapışık. Duvarda gene futbol formaları, takım resimleri, Maradona, kaşkollar; aralarında bir Galatasaray atkısı gözüme çarpıyor, tabağımdaki T-Bone steak bir anda sanki daha lezzetleniyor.

Harika bir yemeğin üzerine gecenin geç saatlerinde bu kendini şımartmış şehir bizi de şımartmaya karar veriyor, Cafe Tortoni’ye gidiyoruz 1858 yılında kurulmuş, Avrupa’nın görkemli başkentlerinde eşine zor rastlayabileceğiniz harika bir “Grand Cafè”. Yüz elli yıldır yazarların, entelektüellerin, sanatçıların, politikacıların buluşma noktası olmuş. Ana salondan geçilen küçük bir salonda muhteşem bir tango gösterisi izliyoruz. Keyfimiz yerindeydi, birer Negroni ısmarladık. Cafe Tortoni’de kol saatlerimizin kolumuzda mı, cebimizde mi olduğunun hiç önemi yoktu, çünkü zaman durmuştu. Zaten ilerlemesini de istemiyorduk.

DİĞER YENİ YAZILAR