Bükreş’ten kalkan tren iki buçuk saatlik bir yolculuktan sonra nihayet Giurgiu İstasyonu’na vardığında sıcak tahammül edilemez bir hal almıştı. İstasyon adeta terk edilmişti. On, on beş dakikalık bir beklemeden sonra nedense demir perdenin daha kalkmadığı zamanlardan kalmış bir pasaport memuru belirdi, soğuk bir eda ve daha soğuk bir bakışla pasaportlarımızı istedi, aldı ve trenden inip onu kaygıyla izleyen gözlerimizin ardından istasyon binasının arkasında kayboldu. Vagonumuzdaki Japonların gözlerinden okuyabildiğimiz, pasaportlarını bir daha görememe telaşı sıcaktan kurumuş dudaklarımıza hafif bir gülümseme getirdi.
Bükreş’te sokak köpeklerinin çokluğu hakkında uyarılmıştık ama galiba Bükreş’in bütün köpekleri bu sınır kentinin tren istasyonunda toplanmışlardı. Onlar kadar dikkat çeken başka bir şey ise boş tren istasyonunda dolaşmakta olan sokak çocuklarıydı. Peronda eli yüzü kir içinde bir kız çocuğu ile bir köpek karşılıklı bağrıştıktan sonra köpeğin uzaklaşmasını seyrederken gözüme elinde pasaportlarla trene yaklaşmakta olan polis memuru ilişti. Kırk beş dakikalık bekleyişimiz sona ermişti, pasaportlar sahiplerinin ceplerinde emniyete kavuştuktan sonra tren yavaşça hareket etti. Tuna Nehri’nin üzerindeki köprüden nihayet Bulgaristan’a geçerken ya nehirden bir esinti gelip bizi serinletti ya da bize öyle geldi. İki Avrupa ülkesi arasındaki sınırın nasıl bu kadar zor geçilebileceği ise artık hatırlamak istemediğimiz bir soru halinde zihinlerimizde kayboldu.
Mithat Paşa’nın Avrupa’sı Rusçuk
Bu kadar zahmetten sonra vardığımız Rusçuk şaşırtıcı derecede hoş bir şehir çıktı. Gerçi Tuna’ya sırtını dönmüştü, ama Bulgaristan’ın en güzel alışveriş caddelerinden biri olduğu söylenen Aleksandrovska, Art Nouveau binalarla süslenmiş şık bir cadde olarak hepimizi şaşırttı. Caddenin meydanlarına ve iki tarafına serpiştirilmiş kafe ve restoranlarda bu şık caddeye yakışan şık insanlar oturuyordu. Bulgaristan’da komünizm zamanında bile açık hava kafelerine izin verilen tek şehir olan Rusçuk Osmanlı zamanında da önemli bir şehirmiş. 1864 ile 1868 arasında burada valilik yapmış olan Mithat Paşa’nın şehrin çehresini değiştirdiğini, Rusçuk’u bir Avrupa şehri haline soktuğunu Bulgarlar bile kabul ediyor. Bu yıllarda küçük bir Viyana’ya benzetilen Rusçuk’ta Avrupa’nın önemli ülkelerinin konsoloslukları bile bulunuyordu. Şehirde o yıllarda kalma koruma altında olan 267 bina varmış.
Rusçuk’a araba ile bir saat mesafedeki Veliko Tarnovo ise Bulgaristan’ın ortasında mücevher gibi bir şehir. 1185 ile Osmanlılar tarafından fethedildiği 1393 yılları arasında Bulgar krallığına başkentlik yapmış, çoğu kısmı sanki o zamanlardan beri dokunulmamış gibi Yantra Nehri’nin kestiği kanyonun iki yanında yükseliyor. Evler eski Osmanlı evleri, ahşap, cumbalı, şehir sanki bizim buralarda ne yazık ki artık pek kalmamış olan eski bir Anadolu kenti. Eski binaların arasından şehrin bir ucuna yürüdüğünüz zaman karşınıza bir tepenin üstüne kurulmuş olan Tsarevets Kalesi çıkıyor. Tepenin en üst noktasındaki kilise Veliko Tarnovo’nun başkentlik günlerinde patriğin kilisesiymiş. Tepeyi saran kalenin surları ise sanki küçük bir Çin Seddi’ymiş gibi tepelerin arasında yükselip alçalıyor. Aşağıdaki vadide eski ev ve kiliselerin Yantra Nehri’nin iki kıyısında uzandıkları Asenova mahallesi var.
Bulgaristan’ın ucuz restoranları
Veliko Tarnovo’nun en iyi iki otelinden Yantra karşı tepedeki Tsareviç Kalesi’ni, Bolyarski ise eski şehri yukarıdan seyretmek için idealler. Bu üniversite kentinde bar ve restoran bulmak pek zor değil. Fiyatlar ülkemizle karşılaştıracak olursak komik denilecek kadar ucuz. Restoranlardan Şastlivetsa aralarında İnegöl köftesi bile olan yüzlerce yemek barındıran mönüsü ve her zaman dolu olmasıyla dikkat çekiyor. Balkanlarda köfte yemeyi mecburiyet kabul edip tattığımız Kebapçeler (sucuk kıvamında uzun köfteler) çok lezzetliydi.
Veliko Tarnovo (Gorna Oryahovitsa istasyonu), Sofya’ya tren ile dört saat mesafede. Birinci sınıf bilet sadece 22 lira ve tren Bükreş-Rusçuk treninden çok daha güzel. Dört yüz yıl vatan bildiğimiz bu topraklar bize çok yakın, Plevne, Rusçuk, Silistre, Filibe, hepsi tarih kitaplarından bildiğimiz, gezilmesi çok keyifli şehirler. THY, Bükreş ve Sofya’ya her gün neredeyse çoğu iç hat uçuşundan daha ucuza uçuyor.
Balkanların şaşırtıcı güzellikteki şehirleri
Mitgat Paşa"nın Avrupai şehri: RUSÇUK
Haberin Devamı

