AMATEM’in Şefİ Psikiyatrist Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, uyuşturucu kullanımındaki artışın endişe verdiğinisöylüyor
Ülkemizde özellikle son 10 yılda artış gösteren uyuşturucu madde kullanımı, gençlerin geleceğini tehdit ediyor. AMATEM’in şefi Psikiyatrist Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, bu konuda ailelere büyük sorumluluk düştüğünü belirtiyor ve uyuşturucu maddelere karşı bilinçlenilmesi gerektiğini belirtiyor.
Son olarak “megastar” Tarkan’ın gözaltına alınmasıyla gündeme geldi, uyuşturucu madde bağımlılığı...
Aslında son 10 yıldır Türkiye’de kullanımın özellikle gençler arasında ürkütücü artışı, konunun ne kadar önemli olduğunun göstergesi...
Yıllardır bu konuda çalışan, madde bağımlısı çocuklar ile ailelerine ‘danışmanlık’ yapan, Ankara AMATEM’in şefi, Psikiyatrist Doç. Dr. Nesrin Dilbaz ile madde bağımlılığını konuştuk.
Dilbaz sohbetimize ‘madde’nin tarifini yaparak başladı: “İnsanın, yaşamı için kullanma zorunluluğu olmamasına rağmen kullandığı her türlü kimyasalı, ‘madde’ olarak tanımlıyoruz.” Maddelerin ‘yasal’ ve ‘yasadışı’ olarak iki sınıfta topladığını anlatan Dilbaz, “Sigara, alkol, uçucu maddeler ve reçete ile yazılan sakinleştirici ilaçların” yasal maddeler, esrar, kokain, eroin, sentetik haplar gibi uyuşturucuların da yasadışı maddeler sınıfına girdiğinin altını çizdi. Dilbaz’ın sözlerinden halihazırda Türkiye’de en çok kullanılan yasadışı maddenin esrar olduğunu anladık.
‘Bağımlı’ olarak tanımlanmanın açılımını diye sorduğumda yanıtı, “O madde kullanılmadığı zamanlarda ‘yoksunluk’ belirtisi gösteriyorsa, ’tolerans’ dediğimiz, başlangıçta almaya başladığında kişide oluşan etkiyi daha sonra oluşturabilmek için kullanılan maddenin miktarı sürekli artıyorsa, zaman zaman kullanım durup sonra tekrar başlıyorsa. Bir diğeri kullandığı madde nedeniyle ailesi, sosyal hayatı ve iş hayatında sıkıntı yaşıyorsa. Çevresinden yapılan ‘ne çok içiyorsun’ benzeri uyarılara tepki gösteriyorsa... Bunlardan birkaçının olması, o kişiyle ilgili bağımlılıktan söz etmemiz anlamına geliyor” oldu.
Madde kullanımının coğrafyası genişliyor
Hastane verilerinin nasıl bir tablo ortaya koyduğunu ise şöyle anlatıyor Dilbaz: “Bundan 4-5 yıl öncesinde 18 yaş altı gençlerin büyük çoğunluğu uçucu madde ya da esrar nedeniyle AMATEM’e başvuruyordu. Son 2 yıldır özellikle Ankara’dan başvuran gençlerimizin arasında eroin kullanımı saptamaya başladık.
Şöyle bir profil var; 25 yaşın üzerindeki eroin kullanıcılarının büyük bir çoğunluğunu, Van, Diyarbakır, Antep gibi daha çok uyuşturucu ticaret yolunun üzerindeki illerden gelenler. 20 yaş altındaki gençler ise, Mersin, Konya, Adana, Antalya gibi turizm bölgelerinden gelen gençler. Ve son zamanlarda Ankara da bunun içine dahil oldu. Belirgin bir trend görülüyor. Yani iki yıl öncesine kadar Ankara’dan bize başvuran eroin bağımlısı olmazken erişkinlerden de başvuru başladı. Şimdi maalesef gençlerde de aynı şeyi görmeye başladık.”
Nesrin Dilbaz’ın ailelere uyuşturucu tuzaklarına karşı önerisi ise 3S formülü: “Birincisi Sevmek, tabii ki seviyoruz ama sevdiğimizi hissettirmek, onlara söyleyebilmek çok önemli. İkincisi Sabırlı olmak, dinleyebilmek. Bunu çok yapmıyoruz, hep öğüt veriyoruz çocuklarımıza. Üçüncüsü de Saygılı olmak, kendilerini değerli hissettirebilmek. Bunu bankaya para yatırmak gibi düşünün. Gençliğinizde bankaya para yatırırsanız, emekliliğinizde rahat edersiniz. Anne babalar da çocukları doğduğu andan itibaren ergenlik dönemine kadar onlarla yakın, arkadaş olursa, ergenlik döneminde ‘konuşmuyor, iletişim kuramıyoruz’ gibi sorunlar minimuma inecektir”... Dilbaz"ın anlatımından madde bağımlılığına yatkınlıkta genetik özelliklerin de etkili olduğunu öğrendik: “Kullanım nedenlerinden biri biyolojik nedenler. İnsanın genetik olarak taşıdığı bazı yatkınlıklar gibi. Daha hızlı bağımlılık gelişenlerde ve erken yaşta başlayanlarda genetik yatkınlıktan sözediyoruz.”
Diğer biyolojik nedenleri ise şöyle sıralıyor Dilbaz: “Çocukluk çağında başlayan bu hastalıklar tedavi edilmezse, kişinin gençlikte ya da erişkinlikte madde kullanımına başlamasının daha sık olduğunu çok net görüyoruz. Ankara AMATEM"de yaptığımız bir çalışmada, madde ve alkol kullanan hastalarımızın yaklaşık yüzde 23"ünde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olduğunu gördük.”
Çocuğun uyuşturucu kullandığı nasıl anlaşılır?
Çocukların madde kullanıp kullanmadığını anlamanın yollarınıysa şöyle anlatıyor Dilbaz: “Bunun için küçük ipuçlarımız var. Ama bunların hepsi madde kullanımıyla eşleştirilmez. Yani bunlar okunduğu zaman ‘Eyvah, çocuğum mutlaka madde kullanıyor’ denmemesi gerekir. Bunların hepsi ya da birkaçını gözlemliyorsanız, çocuğunuzda bir sorun var demektir. Ve bu sorun gelecekte madde kullanımına kadar ulaşabilir. Çocuğun uyuşturucu kullanıp kullanmadığı bazı ipuçlarıyla anlaşılabilir. Öncelikle çocuğunuzun kişilik özellikleri değiştiyse. Yani eskiden çok neşeli iken içine kapandıysa ya da çok sakinken çok öfkeli olduysa... Bir önemli kriter de arkadaş grubunun değişmesi. Eskiden birlikte olduğu arkadaşlarıyla değil, sizin tanımadığınız, tanıştırmak da istemediği arkadaşlarlaysa ve yapmadığı aktivitelere dahil oluyorsa, örneğin gece geç gelmeler gibi, hafta sonu telefonunu kapatıp, nereye gittiğini söylememesi gibi... Bir diğeri okuldaki başarısının düşmesi. Çocuk, anne babanın onunla gerçekten paylaşabildiğini, onu suçlamadığını fark ederse zaten kolayca açılacaktır. Danışmanlık verdiğim ailelerde de bunu görüyorum, çocuk kendiliğinden açılıyor, bu konuda yardım isteyebiliyor. Sabırlı olup adım adım devam etmek gerekiyor.”
Gençlere sorunlarıyla baş edebilmeyi öğretmek gerek
Peki ya anne baba, madde kullanan ya da kullandığından şüphelendikleri çocuklarına nasıl yaklaşmalı? Bunu yanıtını öncelikle kendilerinin çocuklara model olmamaları gerektiğini söyleyerek veriyor Nesrin Dilbaz:
“Sigara, içki içerek çocuğa, ‘sıkıntın, problemin olduğunda sigara ya da alkolden yardım arayabilirsin. Sorunlarını çözmeye çabalamaya gerek yok...’ mesajını vermemeliler. Gençlere, sorunlarıyla başedebilme becerilerini öğretmek gerek. Çünkü sorunlarıyla başedemedikleri için bu tür maddelere başvuruyorlar. Anaokulu döneminden itibaren önce çocuklarımıza duygularını öğrenmeyi öğretmeliyiz. ‘Bugün kızgınım’, ‘üzgünüm’, ‘canım sıkılıyor’ diyebilmeli çocuk, bu duyguyu farketmeli. O duygu ile baş edebilmek için de ne yapabileceği mutlaka konuşulmalı. Çünkü biz duygularımızı çok ifade eden bir toplum değiliz. Hep düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Anne, babanın çocuklarıyla iletişimi de hep böyle. Ne yapmaları ya da yapmamaları gerektiğini anlatıyorlar. Ama hiç kimse duygusunu paylaşmıyor çocuğuyla. Hep ‘güçlü olmalıyım, dik durmalıyım’ gibi düşünülüyor, yanlışımız da burada zaten. Dışarıya güçlü görünmek, zaaflarımızı göstermemek adına, insani duygularımızı bastırıyoruz ve çoğu kişi sıkıntılarıyla madde kullanarak başetmeye çalışıyor.”
“Tedavi bitti” diye bir şey yok
“Bağımlıların tedavisi ömür boyu sürüyor. Şöyle düşünün diyabetli birisi için ‘tedavi ettik, bitti’ denilebiliyor mu, hayır. Yani yeniden alevlenebilir. Bu da aynı şekilde. Bir kez bağımlı olduktan sonra hastalık hep var. Maddeden uzak kaldığı müddetçe iyi ama başladı andan itibaren yine aynı noktaya gelebilir bağımlı.
Tedavinin ilk aşaması kandan maddenin arındırılmasıdır. Bu, 3 ile 10 gün sürüyor. Sonra yoksunluk hissini ortadan kaldırmak geliyor. Bazı bağımlılıklar var ki, örneğin eroin bağımlılığı, ‘yerine koyma tedavisi’ kullanmanız gerekiyor. Aksi halde aş erme davranışı oluyor, yerinde duramıyor, krize giriyor. O maddenin yerine ilaç vererek, yerine koyma tedavisi uygulamamız gerekiyor. Akut tedaviden sonra ilaçla birlikte mutlaka terapi ve rehabilitasyon. Esas önemli nokta bu. Çünkü kişi bir kez bağımlı olduysa, 10 yıl sonra aynı maddeyi bir kez kullansa bile, 10 gün içinde tekrar aynı kötü noktaya gelebilir. Hep korunma... Ömür boyu o maddeden uzak durmak zorunda.”
Çok kolay temin ediliyor
”Sigara, her yaşta en çok kullanılan maddelerden birisi. Yasadışı maddeler olarak bakarsanız, gençler esrar, sentetik haplar ve uçucuları kullanıyor. Ama son 2 yıldır eroin de kullanılmaya başlandı. Erişkin yaşa bakarsanız, her çeşidini görebiliyorsunuz.
Kullanan hemen herkesin söylediği şey, ‘kolay elde ettikleri’. Bir kez o alt kültürün içine girdiğinizde, neyi nereden bulabileceğiniz çok net. Ve tabii fiyatın ucuz olması... Emniyetin yakaladığı sayı her yıl artmasına rağmen, her geçen yılda bize tedavi için başvuranların gençlerde yeni madde kullanımların daha sık olduğunu görüyoruz.”
Ünlüler neden kullanıyor?
* Son dönemde bazı ünlü sanatçılar kokain kullanmalarıyla gündeme geldi. Özellikle gençlerin imrendiği, örnek aldığı bu kesimin kullanımını neye bağlıyorsunuz?
Hepsi için genel bir neden söyleyebilmek mümkün değil. Çünkü herkesin bireysel nedenleri olabilir. Ama buradaki önemli nokta, böylesi popüler kişilerin bu yönleriyle gündeme geldiklerinde, yaptıklarının yanlış olduğunu, bunun sanatla hiçbir ilişkisinin olmadığını vurgulamalarıdır.
* ‘Sanatçı üretiyor, bu yüzden ihtiyacı oluyor’ gibi bir kanısı da var toplumda?
Yanlış. Maddeyi kullandığınız zaman neyi yapıp, neyi yapmadığınızı veya bir şeyleri oluşturabilmekle ilgili zaten beyniniz yeterli olmuyor ki. Bir süre sonra beyniniz gittikçe küçülüyor, tahrip oluyor, üretme şansınız olmuyor.
* Neden kullanıyorlar?
O insanların da kendilerine göre duygusal sıkıntıları, sorunları var. Ama ‘neden bu kadar birarada görüyoruz’ derseniz, bir kere çok biraradalar. Birbirlerinden çok etkileniyorlar. Ve maalesef satıcılar, herşeyin pazarında olduğu gibi hedef kitleye yönelik çalışıyorlar.
* Genelde kokain kullanmalarıyla gündeme geliyorlar. Kokainin diğer maddelerden farkı ne?
Pahalı olması... Kokain uyarıcı bir madde.
* Kokainin yorgunluğu azalttığı gibi bazı etkileri “olumlu” olarak algılanıyor. Ve ‘az kullanırsam bir şey olmaz’ diye düşünülüyor?
Çoğu zaten böyle başlıyor. Başlangıçta da gerçekten böyle oluyor. Ama bir süre sonra görüyorlar ki, aynı etkiyi oluşturmak için gittikçe miktarın artması gerekiyor. Bütün maddelerde böyledir. Onun için ‘bana birşey olmaz’ kadar yanlış bir düşünce olamaz. Kokain alındığında uyumuyorsunuz, canlı, daha aktif olabiliyorsunuz. Ama bu durum birkaç saat sürüyor. Etkisi geçtiğinde normal durumunuzdan daha kötü hissediyorsunuz. Zaten en büyük sıkıntı bu. Artık normali de tutturamadığınız için kendinizi iyi hissetmek için içmeniz gerekiyor. Onsuz yaşayamaz hale geliyorsunuz. Ve bağımlı oluyorsunuz.
* Vücuda nasıl etkisi oluyor?
Kullandıktan 6 ay sonra bile beyinde hala varolduğunu gösteriyor. Beynin bazı merkezlerini uyarırken, bazı merkezlerinde ise tamamen baskılamaya neden oluyor. Uyarırken, bazı ruhsal hastalıkların, örneğin mani gibi, psikoz gibi, ortaya çıkmasına neden oluyor. Solunum yolunuz, boğazınız, ciğerinize kadar tahribatlar olabiliyor. Yani fiziksel olarak da, beyin olarak da, ruhsal olarak da çok ciddi zararları oluyor.
Çocuklara duygularını ifade edebilmelerini öğretmek gerekiyor
Aslında maddenin sosyoekonomik düzeyi yoktur. Her sosyoekonomik düzeye uygun bir madde vardır. Daha az parayla alınabilenler, daha fazla parayla alınabilenler...
“Ailelerin çocuklara duygularını ifade edebilmelerini öğretmesi çok önemli. İkincisi de gencin, başkalarının yanında değil, ailesinin yanında değerli hissetmesini sağlamak gerekiyor. Yani ‘sen anlamazsın, sen bilmezsin’, ‘başarılı değilsin’, ‘bir işe yaramıyorsun’ gibi cümlelerle kendisini değersiz hissettirirsek o zaman ona değer verecek ama yanlış şeyler yapan bir grubun içinde kendisine yer bulacaktır. Bir diğeri, ki günümüzde çok sık gördüğümüz şeylerden biri, çocuklarımız için anne babanın varsa yoksa tek endişesi akademik kariyerleri. Dershane, okul, özel hocalar... Böyle olduğunda gençlik dönemine geldiğinde, ondaki duygusal çalkantının farkında olamayıp, hâlâ bütün gün dersten sonra eve gelip yatana kadar yine ders çalışması bekleniyor. Böyle olunca çocuk sosyalleşebilecek bir ortamdan uzak kaldığı için bir süre sonra isyan ediyor, isyan ederken var olduğu grup ise maalesef olumsuz bir grup olabiliyor.”
Söz, eskiden çok rastlanılmayan ama artık görülebilen okullarda yaygınlaşan madde kullanımına geldiğinde, “Halihazırda durum nedir?” diye soruyoruz. Ve bu aşamada okullara ilişkin en son verinin 2003 yılına ait olduğu acı gerçeğini öğreniyoruz: “Veri konusunda eksikliğimiz var. Okullara dair en son ve kapsamlı çalışma 2003 yılına ait. BM ve Sağlık Bakanlığı’nın okullarında yapmış olduğu bir araştırma. Avrupa’da 4 yılda bir araştırmalar yapılırken maalesef biz ülkemizde gerçekleştiremedik. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı, bu tür araştırmaların öğrencileri olumsuz etkileyebileceği düşüncesinde. Araştırma sonuçları olmadığı için önümüzü göremiyoruz. Türkiye’de pastanın büyüklüğünü bilmiyoruz... Sadece polisin yakaladığını ve hastanelere başvuranların verileri var. Ama ne kadar bağımlının ne kadarı tedaviye geliyor bilmiyoruz. Gelenlerden nüfusa oranlayarak bir sonuca varmaya çalışıyoruz.”
Ya sizin çocuğunuz da bağımlıysa?
Son iki yıldır 18 yaş altı gençler eroin kullanımına başladı
Haberin Devamı

