Tuhaf ve harika olayların tarihe kayıt düşüldüğü geniş bir koleksiyona sahip olan Phil Mason’un yazdığı “Napolyon’un Basuru” adlı kitap, tarihte büyük etkiler yaratan “minik” olaylara yer veriyor. Ali Cevat Akkoyunlu’nun Türkçe’ye çevirdiği, Everest Yayınları’ndan çıkan kitapta bireylerin yaşamını ve dünyayı değiştiren ilginç olaylar anlatılıyor.
HEİL HİTLER DEĞİL, HEİL “SCHICKLGRUBER” OLACAKTI: Adolf Hitler’in babası, “Alois Schicklgruber”adıyla doğar. Alois, Kuzey Avusturya’nın geri kalmış bölgesi Waldviertel’deki Strones Köyü’nden Maria Schincklgruber adlı bekâr bir köylü kadının oğludur. Bir gün Johann Georg Heidler adlı birisi Maria’yla evlenir. Ancak Alois, “Schicklgruber” kendi soyadını kullanmayı sürdürür. Heidler, öldüğü zaman dahi hâlâ bu soyadını taşımaktadır. Alois ve üvey amcasının çıkarları söz konusu olmasa, bütün yaşamı boyunca “Schicklgruber” olarak kalacak, böylelikle Adolf Hitler “Adolf Schincklgruber” olarak dünyaya gelecekti. Ancak amca Heidler sadece 3 kızı olduğundan soyadının tükenmesinden korkar. Bu yüzden Alois’e bir mektup yazarak soyadını değiştirirse mirasından pay vereceğini vaadeder. Alois öneriyi kabul eder ve adı Alois Hitler olur.
SAVAŞ GÜNÜ BASURU TUTTU: Napolyon’un Waterloo’daki yenilgisinin nedeni, son anda ortaya çıkan, atına binip birliklerinin manevralarını denetlemesini engelleyen dayanılmaz basur sancısıdır ve bu yüzden ordularını istediği biçimde yönetemediği tek örnek Waterloo Savaşı’dır. Basur, Napolyon’u seferin başlangıcında da rahatsız eder. İki gün önce hekimler sancısını azaltacak sülükleri kaybeder, yanlışlıkla verdikleri afyon tentürü de etkisini savaş sabahı bile sürdürür. Yapılan bazı araştırmalar, Napolyon’un ilk saldırıyı başlatmakta gecikmesini rahatsızlığına bağlar. Başlangıçta sabah 6’da planlanan saldırı önce 9’a ertelenir, ancak öğlene kadar bir türlü başlayamaz.
PARTİYE KABUL EDİLSE ABD BAŞKANI OLAMAYACAKTI: Evil Empire filminin katili Ronald Reagan’ın Amerikan Komünist Partisi’ne başvurusu sonuç vermez. Komünistlerce “fazla sığ” bulunduğu için geri çevrilir. Komünistler Reagan hakkında biraz daha olumlu düşünmüş olsaydı, yarım yüzyıl sonra bir numaralı düşmanları olarak ortaya çıkması akla bile gelmezdi.
BEYZBOLCU OLACAKTI, LİDER OLDU: Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro, 1947 yılında, 21 yaşındayken Washington Senators ile çıktığı deneme karşılaşmalarında beğenilseydi, profesyonel beyzbolcu olmasını kimse engelleyemezdi. Üstelik Amerika da on yıllar süren bir “baş ağrısı” yaşanmamış olurdu. Bir diğer rakibi de yine uçak kazasında ölünce, Franco liderlik yarışında yalnız kalacaktır.
İkinci kaptan anahtarı unutunca kaza oldu
Titanic, Nisan 1912’de Southampton’dan yola çıkmadan önce, İkinci Kaptan David Blair son dakikada gemideki görevliler listesinden çıkarılır. Blair, gözcü için olmazsa olmaz dürbünlerin bulunduğu dolap anahtarını yeni görevliye teslim etmeyi unutur. 1512 kişinin hayatına mal olan felaketten sonra hayatta kalan gözcülerden Fred Fleet, yolculuk sırasında ellerinde dürbün olmadığını doğrular ve dürbünler olsaydı buzdağını çok daha önceden fark edeceklerini belirtir. Kazadan kurtulan Blair’in yanında kalan anahtar torunları tarafından 2007 yılında 90 bin Sterlin’e satılır.
GERÇEK JAMES BOND KİMDİ?: Edebiyat dünyasının en ünlü casusu James Bond, adını Ian Fleming’in tutkulu bir kuş gözlemcisi olmasına borçludur. Gerçek James Bond, Karayip Adaları’nın kuş cinsleri üzerinde uzmanlaşan genç bir üniversite araştırmacısıdır ve 1936 tarihli “Karayipler’in Kuşları” adlı çalışması bölgedeki kuş yaşamını sınıflandıran ilk eseridir. Kitap, yılın önemli bir bölümünü Jamaika’da geçiren Ian Fleming’in başucu kitabı olur. Fleming, 1952’de ilk Bond macerası olan “Casino Royale” kitabını yazmaya başladığında kahramanına isim ararken, gözü Bond’un çalışmasına takılır. “Beynimde bir şimşek çaktı. Bu kısa, romantiklikten uzak ve erkeksi isim tam aradığım gibiydi” der.
Yararlı bir iletişim aracı Eyfel!
Eyfel Kulesi, Fransız Devrimi’nin 100. yıldönümü nedeniyle 1889 Evrensel Sergi kapsamında kurulur. Kent yetkilileri kulenin yapımcılarına araziyi 20 yıllığına tahsis eder, bu süreden sonra kulenin sökülmesi kararlaştırılır. 1909 yılı geldiğinde Fransız telgraf yetkilileri, kent yöneticilerini kulenin yararlı bir iletişim aracı olduğuna inandırınca Eyfel Kulesi yıkılmaktan kurtulur.
YEDİĞİ DAYAK MEŞHUR ETTİ: Mel Gibson’ın ilk önemli rolünü Mad Max filminde almasının nedeni, deneme çekiminden bir gece önce esaslı bir dayak yemesidir. Sarhoş kavgasının ürünü görüntüsü yönetmen George Miller’ın aradığı gibidir. Miller, Gibson’dan iki hafta sonra çekimlere gelmesini ister.
Tarihin akışını değiştiren minik raslantılar
Haberin Devamı

