Şule Türker

Şule Türker

-

Sosyal demokratları bir sofrada buluşturan kadın

Başkentin geleneklerinden biridir, “geleneksel” yemekler...

Haberin Devamı

Geleneksel yemeklerin belirli adresleri olagelmiştir hep.

Müşerref Hekimoğlu’nun çay ve yemek sofralarını unutmaz eskiler.

Hekimoğlu’nun sofralarını hatırlatan yemeklerin son yıllardaki adresi ise Şule Bucak’ın evi...

Aktif siyaseti bıraktıktan sonra da geleneksel hale getirdiği akşam yemeklerinde dostu olan siyasetçilerle gazetecileri, diplomatları ve yabancı parlamenterleri buluşturmaya devam ediyor...

Son olarak geçen Pazar akşamı eşi Adnan Bucak ile birlikte Deniz Baykal, Müjde Ar-Ercan Karakaş çifti ve az sayıda gazeteciyi akşam yemeğinde ağırladı.

Şule Bucak, Ankaralı gazetecilerin, sosyal demokratların yakından tanıdığı bir isim... Belki Türkiye’den çok yurt dışında bilinen bir isim...

Siyasetçi bir aileden geliyor. Babası, İsmet İnönü’nün başbakan olduğu dönemde CHP kabinesinin Sanayi Bakanı, İnönü ailesine son derece yakın bir isim, Muammer Erten...

70’li yılların başında İngiltere’ye giden, eğitimi sonrasında bu ülkede çalışan, İngiltere İşçi Partisi’ne üye olan Şule Bucak, eşi Adnan Bucak ile de bu sırada tanışmış. Trafalgar Meydanı’nda, Vietnam Savaşı’nı protesto eden bir yürüyüş sırasında...

1991 yılında Türkiye’ye döndükten sonra o dönem SHP Genel Başkanı olan Erdal İnönü’nün Dış İlişkiler Danışmanı olarak görev yapan Bucak, Murat Karayalçın ve Deniz Baykal’ın genel başkanlıkları dönemlerinde de aynı görevini yürüttü. CHP’de PM, MYK üyeliklerinde bulundu, bir süre Genel Sekreter Yardımcılığı yaptı.

Sosyalist Enternasyonel’e üye partilerin parlamenterlerinin Türkiye’ye geldiklerinde ilk durağı olan Şule Bucak, yabancı parlamenterlere Türkiye’yi doğru tanıtmak için evinde yemekler düzenledi, buluşmalar organize etti ve yemekleri artık “geleneksel” hale geldi.

Şule Bucak ile duvarlarını eşi ve kızı Selin’in yaptığı tabloların süslediği evinde konuştuk.

* Pazar günkü davetinize katılanların ortak söylediği, “yemeklerin lezzeti” oldu. Bu kadar güzel yemek yapmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

Siyasetçi bir aileden geliyorum. Babam, İsmet Paşa’nın en yakınındaki siyasetçilerden biriydi. Sürekli gelenimiz olurdu. Ben kendi yatağımda yattığımı hiç hatırlamam. Her zaman yatağımızı gelen bir misafire verirdik. İsmet Paşa gibi önemli kişiler gelirdi. Mevhibe Hanım (İnönü) anneme çaya gelirdi. Yalnız siyasetçiler değil tabii, sabah 6’da kapı çalar Manisa’dan, Isparta’dan köylüler gelirdi. Annem ilkokul öğretmeniydi. 3 çocuğu okula hazırlarken, bir yandan da gelenlere mükellef kahvaltı sofrası kurardı.

* Anneniz de güzel yemek yapar mıydı?

Annem çalışıyordu. Anneannem vardı, müthiş yemek yapardı.

* Çocukken mutfağa girer miydiniz?

Hayır. Ben yemek yapmayı hiç bilmiyordum. İngiltere’de evlendim. İlk pilav denemem yangınla sonuçlanıyordu. Annemi arardım, “Şu nasıl yapılır, bu nasıl yapılır” diye. Partiden arkadaşlarım yemeğe geleceği zaman da annemden yardım alırdım, “Ne pişireyim” diye.

* Yani aslında “sofra buluşmalarını” o yıllarda başlatmıştınız?

Gördüm ki siyasette de, sosyal hayatta da bu tip toplantılar, yemekler sorunların çözülmesine de çok yardımcı oluyor. Türkiye’ye döndükten sonra gerek rahmetli İnönü, gerek Murat Karayalçın, Deniz Baykal ve Altan Öymen dönemlerinde uluslararası ilişkileri yürütürken hep yabancıları evde ağırlardık. Bir akşamlarını bana ayırırlardı. Öyle ki bu artık alışkanlık haline gelmişti, Türkiye’ye geldiklerinde, “Program var mı?” diye önce beni arıyorlardı. Önemli bir Alman politikacı kapıdan girdiğinde, “Aaa siz de bizim gibiymişsiniz” demişti. Türkiye’yi, bizleri hiç tanımıyorlar. Bu nedenle hep söyledim, hâlâ söylüyorum, AB sürecinde siyasetçilerin siyasetçilerle, gazetecilerin gazetecilerle, hukukçuların hukukçularla mutlaka sıcak, iyi ilişkiler kurmaları lazım ki gerçek birliktelik olsun.

* Ama herkes sizin gibi güzel yemek yapamaz...

Ben tabii zevk duyuyorum yemek yapmaktan.

* Davet verirken mönüyü neye göre belirliyorsunuz?

Bu gelecek kişilere de bağlı. Örneğin rahmetli Erdal İnönü geleceği zaman “ne yemek yapacağım” telaşım olmazdı. Annemin usulü su böreğini çok severdi. Mutlaka yapardım. Eti çok severdi. Öğün aralarında hiç yemek yemediği için, oturduğu zaman büyük bir keyifle, şarabından konyağına kadar çok güzel yerdi.

Deniz Baykal gurmedir, yemekten anlar, su böreğini çok sever

* Erdal Bey yemek seçer miydi?

Seçmezdi. Et, balık, sebze çok severdi. Ama kapıdan girdiğinde “Tatlı ne var?” diye sorardı. Onun için, “Erdal Bey geliyor, ne tatlı yapacağız?” diye telaşa düşerdik. Babam Ispartalı, oranın “sarı burma” diye meşhur bir tatlısı var, Erdal Bey bayılırdı. O ne zaman gelse mutlaka yapardım.

* Sevinç Hanım’ın (İnönü) mutfakla arası nasıldır?

Müthiş yemek yapar. Bazı tarifleri arar ona sorarım. Reçelleri meşhurdur, ben de ondan öğrendim. Neşe Hanım (Karayalçın) da çok güzel yemek yapar. Onun Çerkez tavuğunun üzerine yoktur.

* Son davetinizde Deniz Baykal vardı...

Deniz Bey gurmedir, çok iyi bilir yemek tadını. O geleceği zaman da “Ne yapsam acaba?” diye düşünürüm. Onunla birlikte uluslararası ilişkileri yürütürken de evde yemek verirdim. Yurt dışına gittiğimizde de gördüm ki, bayağı meraklı ve biliyor.

* Onun tercihi nelerdir?

Hiçbir şeyi ayırdığını görmedim. Su böreğini çok sever. Murat Bey (Karayalçın) de yemek seçmez. Güzel yemek olunca bayağı yiyorlar, yemeyi seviyorlar. Hepsiyle çok yakın ilişkim olduğu için ne sevdiklerini biliyorum. Daha önce neyi beğenmişlerse onları da mönüyü hazırlarken dikkate alıyorum.

Konuklarım çoksa açık büfede, küçük bir grupsa masada ağırlarım

* Daha çok oturma düzenli mi yoksa açık büfe mi tercih ediyorsunuz?

Yabancı konuklar olduğu zaman partiden de çalışma arkadaşlarımı çağırırdım ya da diğer partilerden de. Kalabalık olunacağı zaman çok çeşit yapar, açık büfe düzeninde hazırlarım. Ama daha dar bir grupsa oturma düzenli yapıyorum.

* Gazetecilerin iştahı nasıl?

Şahane. Yemeklerimi beğenmeleri beni teşvik ediyor.

* Oturma düzenli bir davette kaç çeşit yemek olur?

Bir ya da iki çeşit giriş olur. Arada bir zeytinyağlı. Ana yemek olarak et ya da balık, yanına sebze veya pilav. Sonra da tatlı. Son dönemde herkes hafif yemeye çalıştığı için ağır tatlılar yapmıyorum.

* İçecekler?

Genelde şarap içiliyor ama rakı içen de oluyor.

* Alışverişe siz mi gidiyorsunuz?

Davetten iki gün önce ne eksik diye bakarım. Alışverişe ben giderim, belli yerlerim var oradan alırım. Bir hafta önceden oturup alternatif mönüler yazarım. Manava gidip bakarım ne iyi diye. Bazen ona göre de mönüyü değiştirdiğim olur.

* Davetlerde sunduğunuz yemeklerin tümünü siz mi yaparsınız?

Tabii. Kezban’la (yardımcısı) birlikte yapıyoruz. Pazar günkü yemek için sabah 9’da mutfağa girdik, akşam üzeri 5’te çıktık.

Sancılı bir dönemde Karayalçın ile Öymen’i bir araya getirdim

* Kütüphanenizde farklı ülkelerin yemek kitapları var mı?

Var. En çok kullandığım kitap, -ki paralandı artık- 30 yıllık. İngiltere’den almıştım, daha çok Fransız yemekleri var. Annemin bir yemek kitabı var. Tabii bazen bu tarifleri kendime göre yorumluyorum.

* Siz hangi mutfağı seversiniz?

Türk ve Fransız mutfağını. Ama çocuklar sevdiği için İtalyan mutfağından lazanya, pizza, makarna çok yaptım.

* Sizinle özdeşleşmiş bir yemek var mı?

Bizim evin özel tadı, rahmetli Erdal Bey ki her hafta gelirdi yemeğe, annem usulü su böreği yapardık. O bizim evin çok özeliydi. İnce hamur açılıyor, çok lezzetli oluyor.

* Sofranızda buluşturup barıştırdığınız birbirine kırgın kişiler oldu mu?

Kırgın demeyeyim de ben CHP Genel Sekreter Yardımcısı’yken, Altan Öymen’in genel başkan olduğu kurultay süreci sancılı geçmişti, bazı yanlışlıklar olmuştu. O zaman da bütün gruplar birlikte çalışsınlar diye uğraştım. Hasan Fehmi Güneş, Murat Karayalçın, Altan Öymen’i bir araya getirmeye çalıştım, getirdim de.

İşkembe çorbası yapmadığıma pişman oldum

* Genelde ne kadar sürüyor bir yemek daveti? Kaçta gidiyor konuklar?

Sohbetler o kadar hoş oluyor ki, “gitmeseler” diye bakıyorum. Hatta geçen Pazar işkembe çorbası yapmadığıma pişman oldum. Deniz Bey ilerleyen saatlerde, “Şule başka ne var yahu” dedi. İçimden “Keşke işkembe çorbası yapsaydım” diye geçirdim. Annem yapardı. Babam siyasetçi olduğu için sohbetler gece yarılarını geçerdi bizim evde.

* Sofra geleneğiniz aileden yani...

Evet. Babaannem babama, “Oğlum her gittiğin yerde ev edineceksin” demiş. “Anne ben nasıl edineyim, o kadar zengin miyim?” diye sorunca babam, “Her gittiğin yerde dost edineceksin” demiş. Biz de her gittiğimiz ülkede dost edindiğimizden Ankara’da evimiz dolu oluyor.

* Davetleriniz, bir dönem evinde verdiği çay davetleriyle adından sıkça söz edilen Müşerref Hekimoğlu ile benzeştiriliyor?

Ben Müşerref Hanım’ı bizzat tanıdım. Annemle babamın yakın dostuydu. O da bizim evden çıkmayanlardan biriydi. Ben Türkiye’ye döndükten sonra Müşerref Hanım’ı çağırırdık, beraber olurduk. Biz de ona giderdik. Çok severdim Müşerref Hanım’ı.

* Sofranızda ağırlamak istediğiniz ama bugüne kadar bir nedenden dolayı mümkün olamayan bir isim var mı?

Yok herhalde.

Kötü bir dış politika dönemi geçiriyoruz

AK Parti hükümetinin izlediği dış politikayı çok olumlu bulmuyorum. Kötü bir dış politika dönemi geçirdiğimizi düşünüyorum. Mesela arabulucu olmaya çalışıyorlar. Bu çok yanlış. Çünkü arabulucu olduğun zaman bir taraf tutmak zorundasın. İsrail’e yönelik izlenen tutumu da çok yanlış buluyorum. AB sürecine olumlu bakıyorum. Türkiye’ye Gümrük Birliği sürecinde de sosyal demokratlar destek oldu. Umarım önümüzdeki dönem Avrupa’da sosyal demokratlar iktidara gelirse, AB yolunda Türkiye için bir şans olur diye düşünüyorum.

Deniz Bey’le çok iyi diplomasi yürüttük

Deniz Bey’i 20 yıldır tanıyorum. Birlikte uluslararası ilişkileri yürüttüğüm dönemde bence çok başarılıydı. Gümrük Birliği sürecinde önce Murat Karayalçın’la, sonra Deniz Bey’le çalıştım. Hakikaten ne dersek yaptı, gittik tüm parti liderleriyle görüştük. Uluslararası düzeyde iyi bir siyaset yürüttük Deniz Bey’le.

Sözleri çok önemli

Demokraside hiçbir şeyden korkmamak lazım, herkesin fikrini dinlemek gerekir. Deniz Bey’in, ”Kelimenin tam anlamıyla koptuk. İktidar partisiyle aramızda en ufak bir ilişki dahi kalmadı. İktidarla muhalefet hiç böylesine kopmamıştı“ sözleri gerçekten çok önemli. Can alıcı önemi var.

DİĞER YENİ YAZILAR