Şule Türker

Şule Türker

-

Sıra dışı bir sergi: Savaş Güç ve İnanç

900 bin yıl öncesi ile bugünü buluşturan sergi

Haberin Devamı

İlk insanların taştan yaptığı silahla, modern çağın yokedici silahı atom bombasının resmedildiği bir tabloyu yan yana düşünün... Dokoupil’in anne sütünden yaptığı eseriyle, 5 bin yıl önce betimlenen “çocuğunu emziren” Horoztepe heykelciğini birlikte gözünüzün önüne getirin... Ya da Ergin İnan’ın “Kümbeti” ile Friglerin efsanevi Kralı Midas’ın mezar odasının rekonstrüksiyonunu yan yana düşünün... Yani müzelik eserlerle, aynı temadaki çağdaş sanatçılara ait eserleri birlikte hayal edin... İşte Anadolu Medeniyetleri Müzesi, 26 Mart - 9 Kasım tarihlerinde böyle sıra dışı bir sergiye ev sahipliği yapacak. GaleriArtist’in kurucusu Dağhan Özil’in koleksiyonunda bulunan Türkiye ve dünyanın önemli çağdaş sanatçılardan seçilen 34 eser, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki binlerce yıllık tarihi eserlerle eşleştirildi. Serginin adı; Savaş, Güç ve İnanç... Türkiye’de ilk kez yapılan bu serginin fikir babası koleksiyoner Özil’le konuştuk...

Savaş, Güç ve İnanç” sergisi fikri nasıl doğdu?
Türkiye’de daha önce bu kapsamda bir sergi olmadı. Yalnız Sabancı Müzesi’ndeki hat koleksiyonu ile Deutsche Bank’ın çağdaş sanatlar eserleri birlikte sergilendi. Sabancı Müzesi’nde 2007’de yapılmıştı bu sergi. Ama arkeolojik eserlerle çağdaş eserlerin buluşması ülkemizde ilk kez oluyor.

* Aslında benzer bir sergilemeyi GaleriArtist’te siz de yapıyorsunuz?

GaleriArtist’te 2005’ten bu yana, bizim yıllardır toplamış olduğumuz İslam seramikleri ile çağdaş sanat koleksiyonumuz sergileniyordu. Daha sonra bunları ilişkilendirip sergilemeye başladık. Aslında bu tarz bir sergilemeyi ilk defa 17 yıl önce Dusseldorf Insel Hombroich Müzesi’nde, Gotthard Graubner gerçekleştirmiş. Biz bunu 15 yıl sonra yakaladık. Benim hayalimde İslam Eserleri Müzesi’ne çağdaş sanat eserlerini götürüp sergilemek ya da Arkeoloji Müzesi’nde çağdaş eserleri arkeolojik eserlerle birlikte sergilemek vardı. Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Melih Arslan’la bir sohbetimiz sırasında böyle bir fikir ortaya atınca, kendisi “niye beraber yapmıyoruz” dedi. Son 8 aydır bu sergi için çalışıyoruz...

Sergi için eser seçerken inanç temasını öne çıkardım

* Serginin adı neden Savaş, Güç ve İnanç?

Bizim konseptimiz zaten inanç üzerine kurulu. Örneğin Bedri Baykam’ın (Hz. Muhammed Mekke’den Medine’ye gidişini anlatan) “Göç” tablosu ile peygamberin kullanmış olduğu mataraları beraber sergiliyoruz. İnanç kavramını sorguluyoruz. Ben eserleri alırken de o kavrama göre alıyorum.

* Bunun nedeni ne?

Benim devamlı yaşamı sorgulamamdan kaynaklanıyor. Ölüm... Her dakika yaşadığım bir olay, her dakika ölümü düşünüyorum. Ama korku anlamında söylemiyorum bunu... Uzun yaşayacağıma dair de bir inancım var. Ama yaşamımız zaten bir savaş halinde geçiyor... Toparlamak gerekirse biz “inanç” temasını üst başlık yaptık. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki eserler, savaş ve gücü anlatıyordu. Bizdeki ve müzedeki eserler birleşince serginin adı “Savaş, Güç ve İnanç” oldu. Aslında eserler serginin adını belirledi.

Sanat eserlerine canlı gibi davranıp sanat çöpçatanlığı yapıyoruz

* Çağdaş eserlerle eski eserlerin birlikteliği yurt dışında görülen bir sergileme türü mü?

Yeni trend bu. Son 3-5 yıldır böyle olmaya başladı. Ben sanat eserlerinin canlı olduklarını, yaşadıklarını düşünüyorum. Zaten teknik olarak Louvre Müzesi’ndeki 500 yıllık eserler hâlâ yaşıyor, reaksiyon gösteriyor kimyasallar. Ve sanatçı esere ruhunu verdiği için bu eserler canlı, ruhları var çünkü... Canlı olduklarına göre, her canlının da bir eşe ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Ve ona en çok uyacak eşi arıyoruz. Yani bir anlamda “sanat çöpçatanlığı” yapıyoruz. Daha iyi bir eş bulduğunda, örneğin bin yaşında bir İslam seramiği, bir çağdaş sanat eseri ile konuşurken, daha güzel bir çağdaş eser çıktığında bu kez o eserle konuşacak. Hemen eşini değiştiriyoruz.

* Sergide yer alan çağdaş eserler sizin koleksiyonunuzdan... Bu eserlerin seçimi nasıl yapıldı?

Anadolu’daki ilk yerleşim 900 bin yıl önce başlıyor. 900 bin yıldan, 2000 yıl öncesine kadar çok ciddi butik bir koleksiyonu var müzenin. Anadolu’daki eserler, ilk insanın baltayı icatı, ilk silah... Ramazan Bayrakoğlu’nun son silah olan atom bombasını anlatan eserini, bu ilk silahla ilişkilendirdik. Sergilenmeyen bir Roma gladyadötürü vardı, bizde de Lüpertz’in (Markus) bir gladyatörü vardı, ikisini eşleştirdik. Oradaki eserleri dinledikçe aklımda şekillendi. Bizdeki eserleri yolladık. Onlar da bizdeki çağdaş sanat eserlerini gördüler. Arkeolojik eser seçimini Belma Kulaçoğlu yaptı.

“Eserleri yerleştirmek güç olduğundan 34 eserle yetindik”

* Eser seçiminde zorluklarla karşılaşıldı mı?


Mekan butik bir müze olduğu için eserleri yerleştirmek güç oldu, 34 eserle yetinmek zorunda kaldık. Ekrem Yalçındağ ve Bubi, özellikle bu sergi için eser verdiler. Uluslararası sanatçıların eserlerini de aldık. Son bir yılda bu sergi için 8-10 eser satın aldık.

* Bu sergiye gelenler neyi görecekler?

900 yüz bin yıl önce ile bugünün ilişkisini görecekler. Jan Fabre’ın kafası kesilmiş “Ölüm Habercileri” ile 8 bin yıl önceki yerleşimden bugüne taşınan eserleri, iki eserin birbiriyle nasıl uyum içinde olduğunu görecekler. Alacahöyük’teki duvar resimleri ile Penck’in yaptığı bugünün duvar resminin benzerliğini görecekler. Aslında tüm yapılanların 30 bin yıl önce yapılmış olduğunu görecekler. Hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu...

DİĞER YENİ YAZILAR