Geride bıraktığımız hafta, dünyaca ünlü orkestra şefi Gürer Aykal’ı farklı bir yönüyle gördük...
Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde orkestraları yöneten Aykal, bu kez bir siyasi partide; CHP’de, politikacılara konferans verdi. Aykal, CHP’lilere özetle, “Biri sizi yönetiyorsa ona uymak gerekir” dedi...
Gürer Aykal ile CHP’lilere konferans vermek için geldiği Ankara’da, torunlarıyla hasret giderdiği oğlu Kerem’in Bilkent’teki evinde konuştuk..
Orkestra Şefi Olmak” başlığı altında verdiğiniz konferansta dinleyenler ne öğreniyor?
Türkiye’de, yurtdışında birçok kuruluş, orkestra şeflerini davet edip, onlardan yönetim biçimini dinler. Ben de bu konferansı birçok yerde verdim. Herkes kendi birimine, pozisyonuna göre anlattıklarımdan ders çıkartıyor.
- Konferans davetleri nerelerden geliyor?
Daha çok kuruluşlar ve büyük holdinglerden.
- Ana hatlarıyla ne anlatıyorsunuz?
Önce orkestranın nasıl oluştuğunu, kuruluşunu anlatıyorum. Bu “yüce topluluk” içindeki birimleri, grup şeflerini, onların görevleri, sorumluluklarını aktarıyorum. Orkestra elemanlarının eğitimlerini (bazıları iki üniversite mezunudur) çağdaş, bilgili, donanımlı olduklarını söylüyorum. Tüm bunlardan onları yönetecek şefin nasıl olması gerektiği de çıkıyor ortaya. Dinleyen herkes kendine göre bağlantı kurup, notlar alıyor.
- Orkestra şefi nasıl yöneticidir?
Çok ciddi eğitimlidir bir kere. Bir orkestra çalgısını, orkestralarda çalabilecek düzeyde bilir, piyano çalabilir... Orkestra şefliği bütün bunlardan sonra başlar.
- Otoriter olması şart mıdır?
Orkestranın ne çaldığı ile de ilintilidir bu... Ne çalmasını istiyorsunuz orkestranın, siz bir besteci söyleyin...
- Mozart...
Bir kere orkestradakilerin Mozart’ı bilmeleri lazım. Varsayalım Mozart’ın 40. senfonisini çalacaklar. Bu orkestra 40. senfoniyi belki 40 kez çalmıştır, yani zaten biliyorlar. Ama orkestra şefi oraya geldiğinde, kendisinde oluşan, kendi donanımıyla yarattığı Mozart’ı almaya çalışır. Bunu yaparken sizin bütün kapasitenizi bilir, ona göre ister, yoğurur ve siz onun istediği Mozart’ı çalarsınız.
- Bir besteyi her şef farklı yorumluyor yani...
Eğer şefler olmasaydı, müzik çekilmez olurdu, çünkü hep aynı olurdu. Liderlerde de aynı şeyi koyabilirsiniz.
- ABD’de size “No Mercy Maeistro” diyorlarmış...
Bir eserin çıkışında başka türlüsü olmaz. Benim düşüncem onlar tarafından kabul edilinceye kadar ısrar ederim. Ama bu demek değil ki, boğazlarını sıkarım. O tutum, bestecinin eserini yıllar sonra en iyi şekilde yaşama getirebilmek çabasıdır...
Orkestra elemanlarımın özel sorunlarını da çözerim; kız istemeye bile gittim...
- Bir orkestra şefi ile bir siyasi parti liderinin örtüştüğü noktalardan biri de donanım mı?
Diyelim ki orkestrada 80 kişi çalıyor. Bu 80 kişinin nasıl çalması gerektiğini, en ince ayrıntısına kadar şef söyler. Yalnız çalması da değil, onun grubuyla uyumu, grupların gruplarla uyumu... Teknik direktörler bile takımları orkestra gibi olsun ister. Neden? Çünkü orkestra, salisenin şaşmadığı bir topluluk ve anlayıştır.
- Hiç aksaklık, fire olmaz mı?
Olabilir. O zaman onun grup şefi, “Senin şu üyen yeteri kadar hazırlanmıyor” diye dikkati çekilir. Eğer sorun devam ederse, o kişinin orkestradan ayrılması gerekir.
- Ayrılmazsa ne olur?
“Kambur” oluşturur, orkestranın başarısını aşağı çeker.
- Orkestra elemanlarının özel sorunlarının çözümü için devreye girer misiniz?
Tabii. Çocuğunu bir okula göndermek istiyordur ama gücü yetmemiştir, siz okul müdürünü ararsınız. Yahut hastanede oda yoktur, onu ayarlarsınız...
- Bir orkestra elemanınız için kız istemeye de gitmişsiniz...
Evet (gülüyor), bazıları açılamıyor. Ama siz yanında olunca daha iyi hissediyor...
En çok gençlerin orkestralarını yönetirken mutluyum
- En çok hangi orkestralarla çalışmak sizi mutlu ediyor?
Gençlerin orkestralarını yönetirken çok mutlu oluyorum. Çünkü onlara öğretebildiğimi gözlerinden görüyorum, heyecanlarından kavrıyorum... Karşıyaka Belediyesi Filarmoni Orkestrasını kurduk bir süre önce. Gelecek yıl düzenli konserlere başlayacaklar. Türkiye’de ilk kez bir belde orkestrası oldu...
- Anadolu’da birçok yerde konserler yönettiniz. Halkın senfonik müziğe yaklaşımı nasıl?
Son derece iyi... O konserlerde elindeki mikrofonu adamın burnuna dayayıp, “sen ne anladın” diye hakaret eder gibi soru soran görüntülü medya ile çok savaştım... Bir örnek vereyim, bir Anadolu konserindeyiz... İki ayrı kanalın mikrofonu olan birisi yanında 4-5 çocuk olan yaşlıca bir hanıma “Ne anladın, niçin geldin buraya?” diye sordu. Kadın, “Ben birşey anlamadım” dedi ve devam etti “Torunlarım öğrensin diye geldim”. Bu sözü bir kanal verirken, diğeri kesti sadece ilk söylediğini verdi, sonra da “İşte gördüğünüz gibi hiçbir şey anlamadılar” dedi.
- Anadolu konserlerinde en çok hangi besteciler alkışlanıyor?
Beethoven ve Çaykovski...
Cem Yılmaz çok yetenekli ve zeki
- Şefliğini yaptığınız Borusan Filarmoni Orkestrası’nı en son Cem Yılmaz yönetti...
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, yurtdışında okuyan ancak burs imkanı olmayan başarılı çocuklara yardımcı olmak amacıyla bu konserleri yapıyor. Bu konserlerin başka amacı yok. Bilet fiyatları fazla oluyor, zaten yönetecek olan 40 bin Euro veriyor. ABD’de o kadar çok oluyor ki bu tip organizasyonlar.
- Cem Yılmaz’la ne kadar çalıştınız?
3.5 ay. Cem çok yetenekli ve çok zeki biri. Ona müzik eğitimi vermedim, işin matematiğini öğrettim.
- Hâlâ konsere çıkarken heyecanlanıyor musunuz?
Orkestra şefinin midesinde her zaman kelebekler uçar... Önünüzdeki bir grup insana istediğiniz şeyi yaptırmaya çalışıyorsunuz. Bazısı anımsamayabilir, bazısının morali bozuk olabilir, bunlar konsere yansıyabilir. Bütün bunların olmaması sizin sorumluluğunuzdur...
Eşim Amerika’da çok özlüyorum onu...
- Bir ayağınız da ABD’de...
Ben, ABD’den emekli oldum ama eşim orada. Açık söyleyeyim, eşimi özlüyorum. New York’ta evimiz var, gidip geliyorum. Bazı aylar orada, bazı aylar burada oluyorum. Zavallı eşim anlayış gösteriyor.
- Torunlarınız da Ankara’da...
En sevdiğim turneler Ankara’da olanlar. Torunlarımı çok özlüyorum. Konserler için Ankara’ya geldiğimde onları görmek için de fırsatım oluyor.
- New York ile İstanbul’u kıyaslarsanız ne söylerseniz?
Kıskançlıklarımı ortaya çıkartacaksınız! Oradaki orkestraları, operaları, üst düzey çalıcıları, sanatın gerektirdiği biçimde gelişmiş olan izleyicileri... Yani sanat düzeyi. Diğer ülkeler ve şehirleri sanat düzeyi ile kıskanır, takdir ederim.
Ecevit’le komşuyduk güvercinlerine ben baktım
- Kemal Kılıçdaroğlu ile daha önce tanışmış mıydınız?
İkimiz de birbirimizi biliyorduk tabii, ama şahsen tanışmamıştık.
- Oran’da otururken rahmetli Bülent Ecevit ile komşuydunuz...
Evet, hem Bülent Ecevit’in hem de Alparslan Türkeş’in komşusuydum. Ecevit’i çok yakından tanırdık. O kadar yakındık ki, o Zincirbozan’a götürüldüğünde, 3. günün sonunda adresini öğrenip, mektup yazdım. Onlar güvercinleri beslerdi. “Hiç merak etmeyin, güvercinlerinize ben bakacağım” dedim. 4-5 gün sonra yanıt geldi; “Ne kadar incesiniz, çok teşekkür ederim” diye.
- Ecevit sanatla çok ilgiliydi...
Sanata olan düşkünlüğünden ötürü konserlere, opera ve baleye, hemen her temsile gelirdi. Bir de o yıllar kar yağdı mı Oran’da mahsur kalırdık. Birbirimizle ekmeğimizi paylaşacağımız kadar dostluğumuz vardı.
- Rahmetli Alparslan Türkeş’in sanata ilgisi nasıldı?
Çok sesli, senfonik müziği çok severdi...
Orkestra şefinin midesinde her zaman kelebekler uçuşur
Haberin Devamı

