Ölümlerinin üzerinden yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen bazı ünlü isimlerin nasıl öldüklerine dair iddialar hâlâ sürüyor. Can Yayınları''ndan çıkan "Mozart''ı Kim Öldürdü? Haydn''ın Kafasını Kim Kesti?" adlı kitap, bazı ünlü bestecilerin ölümlerini irdelerken, vefatlarından yüzlerce yıl sonra bile gündeme getirilen ölümlerine ilişkin iddialara da yer veriyor.
Mozart zehiri aylarca aldı
Kimsesizler mezalığına gömülen Mozart''ı öldürmek için kimin geçerli bir nedeni olmuş olabilir? Şüpheliler listesinde başı çekenler masonlar. Mozart''ın son operası "Sihirli Flüt"le masonların gizli tutmak için elinden geleni yaptıkları kabul merasimi sırlarını ifşa ettiği ve bunun bedelini ölümle ödediği günümüze dek savunulmuş. Ancak bu yalan kolayca çürütülür. "Sihirli Flüt"ün sözleri Mozart tarafından değil, Schikaneder tarafından yazılmıştı. Masonların Mozart''ın ölümüyle uzaktan yakından ilgileri bulunmadığı şüphe götürmez... Bir başka şüphe, zehirlenmesinde İtalyan besteci Salieri''nin parmağının bulunmuş olacağıydı. Sonraki yıllarda Salieri''nin ölüm döşeğinde Mozart cinayetini itiraf ettiği dedikodusu yayıldı. Yaşamının son yılında Mozart öyle başarısız bir durumdaydı ki, kendisi ile Salieri arasında rekabetin adı bile anılmayacağı gibi, cinayete sebep olabilecek bir gerekçe de gösterilemez... Çok daha sonra Mozart''ın ölümü üzerine kafa yoran aralarında ünlü isimlerin de bulunduğu bir dizi hekim, cıva zehirlenmesini teyit eder... Mozart''ın ölümünden 6 ay önce esrarlı bir biçimde biri peyda oldu ve kendisine bir ölüm missası, bir requiem ısmarladı. Mozart, "gri elçi" dediği bu kişiden pek çok kişiye bahsetti, onun yaklaşan ölümünün habercisi olduğundan, ısmarlanan requiem''in de kendisininki olduğundan emindi. Birkaç ay sonra da Requiem''inin tınıları eşliğinde hayata veda etti... Ölümünden birkaç gün önce karısına gözyaşları içinde şunları söyledi: Günlerim sayılı, bana zehir verdiler... Maria Theresia''nın özel hekiminin oğlu Gottfried van Swieten, her pazar Mozart''ın evine giderdi. Babasının geliştirdiği ve hastalarda kullandığı bir cıva preparatını arkadaşına verdi. Bir önceki yüzyılın sonlarına kadar cıva, frengiye karşı tek etkili ilaç olarak biliniyordu. Son derece zehirli olduğu için uzun zaman dilimlerine yayılarak mümkün mertebe sulandırılıp kullanılırdı.
Mozart Requiem''ini tamamladıktan sonra ölmesi gerektiğine kendinden vazgeçecek derecede inandı. Son nefesine kadar Requiem''iyle uğraştı. Mozart''ı çaresizliğe ve ölüme sürükleyen "gri elçi"nin, Walsegg Kontu''nun uşağı olması, kötü bir fıkraya benzeyen olaylardan biridir. Sözü edilen Kont, ismini vermeden elçiler aracılığıyla müzisyenlere eser siparişinde bulunur, bunları ev orkestrasıyla konuklarının huzurunda seslendirirken, kendi şaheseri olarak tanıtırdı.
Mozart cinayetinde üç fail vardır: Bir intihalcinin tanınmayan ayakçısı, neye yol açtığını bilmeden, "ölüm elçisi" olarak hasta kurbanı ölüme sürüklemekten suçlu bulunur. Babacan yardımseverliğiyle istemeden zehirle adam öldüren kişi konumuna düşen Gottfried van Swieten suçlu bulunur. Kendi requiem''i üzerinde çalışan ve kendine kıyacak denli sonunun geldiğine inanan kurban, Mozart suçlu bulunur.
Paganini neden sustu?
Orkestralarla yaptığı provalar, gizli oturumlardı. Müzisyenlere notaları provalara ramak kala dağıtır, konser bitiminde hemen toplardı. Yakışıklı değildi. Kültürsüz, cimri, kırıcı, pis kokulu ve beceriksizdi... Örümceğimsi parmaklı elleri, inanılmaza yakın bir çalma stilini mümkün kılıyordu. Aşk ve kumar masası, her şeyini feda ettiği tanrılarıydı. Bu fırtınalı yıllarında frengi kaptı, ki ölümü de bu illetten oldu... Sevgilisini öldürdüğü için pek çok yılını hapishanede geçirdi söyleniyordu. Susması, suçunu kabul etmesi olarak yorumlandı. Paganini bu sırrı beraberinde mezara götürdü. Paganini tahnit edildi ve öldüğü evin bodrum katına konuldu. İtalya''dan dostları onu görebilmek için akın akın geldi. Öyle bitmeyen bir kitleydi ki bu, sonunda resmi makamlar tabutunu kapama kararı çıkardı. Villefranche''taki askeri hastanenin yeraltı bölümünde cenaze, bir kenara konuldu. Ardından Cenova yakınlarındaki çiftliğine getirildi, oradan da 1845''te Parma yakınlarındaki Villa Gejone''ye nakledildi. Ancak 30 yıl
geçtikten sonra Roma''da Parma Mezarlığı''na gömüldü.
Çaykovski''yi ölüme kim gönderdi?
Çaykovski 23 yaşına kadar Petersburg Adliyesinde katip olarak çalıştı. Çekingendi, aşağılık kompleksi vardı. Ne zaman kendisine hitap edilse, kekelerdi. Konservatuvar öğrencisiyle evlendi. Ömrü boyunca aşka dair tutkulu bir kelime etmedi. 6 Kasım 1893''te de öldü. Koleradan öldüğü öne sürülür, ama yanlıştır. Güncelerinde şöyle yazar: Bugün Z bana alabildiğince acı veriyor. Tanrım, nasıl da acı çekiyorum. Z''nin verdiği duygudan değil ama daha çok onun içimde varlığını sürdürmesi gerçeği yüzünden. "Z" harfiyle dile getirmek istediği, çaresizce gizlemeye çalıştığı, homoseksüellik dürtüsüydü. Kalbi, ilk piyano eserlerinden ikisini ithaf ettiği öğrencisi Vladimir Şilovski gibi genç erkeklere aitti. Yakınlık gösterdiği oğlanların arasında, bir prensin yeğeni de vardı. Genç, Çaykovski''yi bir dilekçeyle Çar''a şikayet etti. Çar bu utanç verici olayı Başsavcı Yakobi''ye iletti. Yakobi''nin karısı, Çaykovski''nin titreyerek binadan çıktığını belirtir. Ancak Çaykovski birkaç gün sonrasında hastalandı. Hekimleri yatağına yaklaştırmadı. Dört saat sonra öldü. Toplumsal düzenin
Haydn''ın kafasını kim kesti?
Her Alman, Joseph Haydn''ı "Alman Milli Marşı" melodisinin yaratıcısı olarak bilir. Haydn''ın kafasının kesildiğini bilen pek yoktur. Haydn, çirkin mi çirkin, utangaç biriydi. Henüz otuzundayken, herkes tarafından "Haydn Baba" lakabı kendisine reva görülmüştü. Evliliği başından beri felaketti. Bir peruk ustasının huysuz kızı, pasta yaparken Haydn''ın müsveddelerini tepsilerine sererdi. Haydn ondan yakınırdı: Kalitesiz biri. Kocası kunduracı mı yoksa sanatçı mı, umrunda değil!
Tarih 31 Mayıs 1809''u gösterdiği sabah Haydn ölmüştü. Stephan Kadetrali''ndeki resmi törende, Mozart''ın Requiem''iyle Viyana, en önemli oğullarından birine daha veda etti. Haydn, Hundsthurm Mezarlığı''nda ebedi istirahgahına kavuştu. 1820 yılında, Haydn''ın ölümünün üzerinden on bir yıl geçmişti. Haydn''ın naaşı defnedildiği yerden başka yere taşınmak için çıkarıldı. Oradaki herkesi dehşete düşüren bir şey vardı ki, o da başının eksik olduğu! Biri Haydn''ın kafasını kesmişti. Tetkikler sonucunda ceset katılaşmadan birkaç gün, hatta birkaç saat önce başının gövdesinden ayrıldığı sonucuna varıldı. Deliller, Nepomuk Peter adındaki bir adama çıkıyordu. Bu adam tuhaf hobileriyle nam salmıştı, ölülerin kafataslarını topluyordu. Nepomuk Peter verdiği ifadede, definden bir hafta sonra arkadaşı Rosenbaum''la beraber Haydn''ın tabutunu açtığını belirtti. Kafatasının üzerinde birtakım ölçüm işleri yaptı. Çünkü Nepomuk Peter, bir insanın ruhsal maharetleri ile kafatası biçimi arasında dolaysız bir ilişkinin bulunduğunu savunan Franz Joseph Gall ismindeki hekimin büyük bir hayranıydı... Ancak polis, Haydn''ın başını Rosenbaum''un evinde bulamadı. Ölüm döşeğindeyken Rosenbaum, kafatasının kendisinde olduğunu itiraf etti. Bunun üzerine kafatası 1954''te Haydn''ın başı törenle yeniden gömüldü...
Ölümleri hâlâ tartışılan müzisyenler
Haberin Devamı

