Şule Türker

Şule Türker

-

Muhteşem Yüzyıl’ın entrikacı paşası...

Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan’ın kocası olan Rüstem Paşa’yı Ozan Güven oynuyor.

Haberin Devamı

Muhteşem Yüzyıl kadrosuna kattığı yeni karakterleriyle Çarşamba günü seyircisiyle buluşuyor. Entrikaları ve yaptığı haksızlıklarla döneme damgasını vuran Ozan Güven’in canlandırdığı Rüstem Paşa bu sezon dizinin en çok konuşulan ismi olacak gibi... İşte tarihi kaynaklardan Rüstem Paşa...

Rüstem Paşa bir devşirme... 1500 yılında bugünkü Hırvatistan’da, Skradin kasabasında doğmuş, Osmanlı topraklarına getirildikten sonra devşirilmiş ve devlet hizmetinde yer almış. Taşradaki ilk görevi rikap ağalığı olan Paşa, daha sonra Diyarbakır Beylerbeyliği’ne getirilmiş. III. Vezir görevindeyken, 1539’da Şehzade Cihangir ve Bayezid’in sünnet düğünlerinde Mihrümah Sultan ile evlenmiş. Damat Rüstem Paşa, kısa zamanda Hürrem’in en güvendiği kişi olmuş. Sadrazamlık mertebesine yükselmesi de zaten bu duruma bağlanıyor. Sadrazam Hadım Süleyman Paşa’nın azledilmesi üzerine bu göreve II. Vezir Hüsrev Paşa’nın getirilmesi beklenirken, Rüstem Paşa, Hürrem Sultan’ın teşvikiyle bu iki ismi birbirine düşürmüş. Sultan Süleyman da bu kavga üzerine, III. Vezir görevinde bulunan Rüstem Paşa’yı sadrazamlığa terfi ettirmiş, tabii yine Hürrem Sultan’ın telkinleri sonucu... Rüstem Paşa 1544 yılında getirildiği Sadrazamlık görevine 1553 yılına kadar devam etmiş. Ancak Şehzade Mustafa’nın ölümüne sebep olmaya varan Hürrem Sultan ile “entrika ortaklığı”, sadrazamlık görevinden alınmasına yol açmış.

Rüstem Paşa, Hürrem Sultan’ın talimatı üzerine, Şehzade Mustafa’nın mührünü taklit ederek, onun ağzından İran Şahı Tahmasb’a mektup yazdı, bu mektup Sultan Süleyman’ın eline geçince, oğlunun tahtında gözü olduğu iftirasına inanan Süleyman, oğlunu katlettirdi. Hemen akabinde ise Süleyman, Şehzade Mustafa’yı çok seven ve katledilmesine öfkelenen Yeniçerilerin ayaklanma çıkarabileceği endişesiyle, bu ölümde dahli olduğu konuşulan Rüstem Paşa’yı, 1553’te sadrazamlıktan azledip, yerine Kara Ahmet Paşa’yı getirdi. Ancak bu durum da fazla uzun sürmedi. Yine Hürrem Sultan’ın girişimleriyle Rüstem Paşa yaklaşık üç yıl sonra yeniden sadrazam oldu ve 10 Temmuz 1561’de ölümüne dek sadrazamlık görevini sürdürdü.

“Kehle-i İkbal”
Rüstem Paşa için Osmanlı tarihçileri “Kehle-i İkbal” (ikbal biti) sıfatını da kullanmış, “Bitiyle bahtı açılan kişi” manasında. Bu lakabın takılmasının sebebi ise, Kanuni’nin, Mihrimah Sultan için Rüstem Paşa’yı damat seçeceği duyulunca hakkında çıkarılan “cüzzamlı olduğu” dedikodusu ile başlayan gelişmeler.
Kanuni, damadı olacak kişinin böyle bir hastalığı bulunmasını, evlenmeye engel gördüğü için tahkikat yaptırmış, Hekimbaşını, Paşa’nın cüzzamlı olup olmadığını anlaması için Diyarbakır’a göndermiş. Bir süre sonra Hekimbaşı’ndan ulaşan “Paşa’nın çamaşırlarında bit bulunduğu, cüzzamlı kişide bit bulunmayacağı” bilgisi, Süleyman’ın da Hürrem’in de yüzünü güldürmüş. Tabii en çok da Saray’a damat olacağını öğrenen Rüstem Paşa’nın.
Bir ozan bu vesileyle şu beyiti yazmış: Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar/Biti dahi mahallinde anın işine yarar...
Yani, “Ballı adamın üzerinde bit çıksa işine yarar.”

“Rüşvet Fatihi”

Rüstem Paşa aynı zamanda tarihçiler tarafından “Osmanlı’ya rüşveti getiren kişi” olarak anılmış. Hatta rüşvet alma işini o kadar abartmış ki, bu işi aleni bir şekilde yapmaktan ve belli bir tarifeye bağlamaktan çekinmemiş.
Bu nedenle Osmanlı kaynaklarında Rüstem Paşa’nın bir diğer sıfatı, “Ebvab-ı Rüşvet Fatihi”, yani “rüşvet kapısını fetheden kişi” olarak yer almış.
Osmanlı devletin yönetiminde bozulmanın en büyük sebeplerinden birisi olarak gösterilen rüşveti Osmanlıya getiren ve yaygınlaştıran kişi olarak gösterilen Rüstem Paşa’nın mal varlığı da dillere destanmış. Padişahtan sonra en zengin kişi olduğu söylenen Rüstem Paşa’nın öldükten sonra muazzam bir servet bıraktığı da anlatılmış:
815 çiftlik, 476 su değirmeni, 1.700 köle, 2.900 at, 1.106 deve, 100 gümüş eyer, 500 altın eyer, 2.000 zırh, 130 çift altın üzengi, mücevherle süslü 760 kılıç,
1.000 gümüş mızrak, 78 bin duka altını, 11.200.000 akçe değerinde nakit para.

Mihrimah Sultan
Kanuni-Hürrem çiftinin tek kızı olan Mihrimah (Farsça güneş ve ay), 1522’de doğdu. Annesinin aksine entrikalara karışmadığı yönündeki algının güçlü olduğu Mihrimah Sultan için “dinine çok bağlı, fazlasıyla hayır işleri yapmış, kardeşi III. Selim’e ve yeğeni III. Murad’a valide sultanlık yaparak, harem ve devlet idaresinde yardımcı olabilen, tek Sultan’dır” deniliyor. İstanbul’da ondan kalan ve Mimar Sinan imzasını taşıyan iki yapı bulunuyor; Edirnekapı Mihrümah Sultan ve Üsküdar Mihrümah Sultan külliyeleri.

Hürrem ile Rüstem Paşa’nın ilk karşılaşması

Naşide Gökbudak, “Mihrimah” romanında, Rüstem Paşa’nın ilk kez geldiği sarayda Hürrem Sultan ile karşılaşması şöyle aktarıyor:
- “Paşam, kızımın size verilmesinde ve ikinci vezir olmanızda payımın büyük olduğunu tahmin etmişsinizdir... Umarım benden habersiz ve tasvibim olmadan bir işe kalkışmazsınız. Bu Hünkarın emri bile olsa... O mühürler verildiği hızla geri de alınabilir...”
- “Sultanım, sizin zekanız ve gücünüz herkes tarafından biliniyor. Hadiselere aynı zaviyeden bakıyoruz. Söylediklerinize aynen katılıyorum.”

Gerçek mi efsane mi?

Bazı kaynaklar ve romanlarda Mimar Sinan’ın, Mihrimah Sultan’a büyük bir aşk beslediği belirtiliyor. Sinan’ın da Mihrimah Sultan’a itaf ettiği eserlerde bu büyük aşkı yansıttığı da yine ifade ediliyor: “Matematik dehası Sinan, Mihrimah için yaptırdığı külliyenin içinde yer alan camilere bir sır da eklemiştir. Mihrimah Sultan güneş ve ay anlamına gelen ismine ithaf edercesine, yılın sadece birkaç gününde (Nisan ve Mayıs aylarında) külliyedeki bir caminin arka cephesinden güneş batarken, diğerinden ay doğmaktadır.” Ancak günümüz tarihçileri bu aşkın kanıtlanmamış olduğunu, anlatılanların efsaneden öteye gitmeyeceğini savunuyorlar.

DİĞER YENİ YAZILAR