Albümünü dinlediğimden beri kulağımda insanın içine işleyen sesi, ağzımda “Ada Sahilleri” şarkısı var... Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin başarılı sanatçısı, soprano Selva Erdener’den bahsediyorum. 10 yıl aradan sonra ikinci albümü “Düşlerimin Toprağı”nı çıkardı. Albüm, sosyal paylaşım sitelerinde müzikseverlerin tavsiyesiyle kısa sürede tükenme aşamasına geldi. Erdener ile hem yeni albümünü hem de operayı konuştuk...
* Hem Türkiye’de hem yurt dışında pek çok sahnede izleyici karşısındasınız. Ama albüm konusunda biraz “tembel” misiniz?
Haklısın, birinci albümden sonra uzun zaman olmuştu. On yıl kadar uzun bir sessizlik dönemi oldu. Aslında hep istiyordum yeni birşeyler yapmak. Ama birincisi, proje konusunda epey bir zaman karar veremedim, ikincisi karar verdiğim projeler üzerinde de yoğun çalışma imkanım olmadı.
* Sonuçta Türk bestecilerin eserlerini seslendirdiniz?
Hem eşimin besteci olması hem de benim yeni müziğe merakım sebebiyle böyle bir karar aldım. Yeni besteler, yeni şarkılar beni çok çekiyor. Bu düşünceyle bestecilerden şarkı topladım. Mumammer Sun, Yalçın Tura, Babür Tongur, Selman Ada, Turgay Erdener, Cem İdiz, Gökhan Somel ve Hasan Uçarsu, hepsi 21. yüzyıl çağdaş Türk bestecileri. Kiminden “Bana bir şarkı verir misin?” diye birebir istedim, kimisi zaten “Şarkılarımı söyler misin?” diye önceden bana vermişti. Dosyayı önüme aldım, karıştırdım, seçmeye çalıştım, eşime danıştım. Nihayetinde 15 şarkılık bir repertuvar oluşturdum.
* Neye göre seçtiniz bu 15 eseri?
Kıstasım, kalbimi çarptırmasıydı, kalbimi çarptıran şarkıların olmasına dikkat ettim.
* İlk albümle ikincisini kıyaslarsanız ne söylersiniz?
10 yıl sonra başka bir ruh ve kafayla şarkı söyledim. O zamanki endişelerimden, beni tutan şeylerden koptuğumu düşünüyorum, daha özgür ve içe dönük oldu bu albüm...
* “Bu CD’yi dinleyin çünkü?..”
İmkan olsaydı da keşke bu röportajda sesim duyulsaydı, sesimi duyabilselerdi... Ben kalbimin sesiyle şarkı söylüyorum. Kalbim, sesim ve aklım şarkı söylerken aynı anda çalışıyor. Şarkıcılığın da buradan geçtiğini düşünüyorum, yalnızca sesten değil...
* Üçüncü albüm için bir 10 sene daha bekleyecek misiniz?
Hiç beklemek niyetinde değilim. Zaten son dönem tek bir arzum var, kayıt yapayım... Hayatta en sevdiğim şey şarkı söylemek.
* Aklınızda ne var?
İki projem var. Birisi, yurt dışında konserler verdiğimiz Turkuvaz Kuartet ile kayıt yapmak. Piyanoda İbrahim Yazıcı, klarnette Ekrem Öztan, kanunda Ahmet Baran, kontrbasta Alper Müfettişoğlu.
* Diğer proje?
O şimdilik bende kalsın. Ama ilk iki albümdeki tarzın dışında.
Eski ve yetersiz sahneler yüzünden şarkı söylerken toz yutuyoruz
* Kaç yıldır operadasınız?
Söyleyeyim mi? 22 yıl, çok değil mi (gülüyor) istersen sen 12 yaz!
* Başladığınızdan bugüne neler değişti?
Aslında bu konuda tek bir şey söylemek isterim. Bizim çok önemli bir problemimiz var, salon problemi. Çok güzel bir sahnemiz olsa, birçok sorun da ortadan kalkar. Eski ve yetersiz yerde sahneye çıkmaktan kaynaklanan sorunlar biter. O kadar zor şartlarda temsil yapıyoruz ki...
* En büyük probleminiz ne?
Dünyanın en tozlu sahnelerinden birindeyiz. Şarkı söylemek için ağzımızı her açtığımızda, o tozun yarısını yutuyoruz. Bu bir opera şarkıcısı için ne demek? Yurt dışındaki salonları görseniz... Salonun nemi, ısısı bile hep aynı ayarda tutuluyor. Biz bunlardan geçtik, toz olmasa bari noktasındayız... Ne sanatçı, ne orkestra, ne yaratıcı kadro olarak bir eksiğimiz olduğunu düşünmüyorum, ki biz dünya operalarına göre o kadar yeni bir operayız ki. Hepsinin geçmişi 400-500 yıllık. O kadar yetenekli genç arkadaşlarım var ki. Salon problemi çözüldüğünde bambaşka bir durum olur diye düşünüyorum.
* Hangi eserler seyirciden daha çok ilgi görüyor?
Ben bu sezon “Ali Baba ve Kırk Haramiler”de oynuyorum, kimse bilet bulamıyor.
Uzun performanslar sırasında kuliste meyve kurusu yerim
* Sesiniz güzel çıksın diye yaptığınız şeyler var mı mesela?
Neler yapılıyor bir bilseniz (gülüyor). Bir arkadaşınız diyelim ki “zencefil çok iyi geliyor” dedi, haydi herkes zencefil içmeye başlar. Ben sese pek takılan biri değilim. Hayatın tadını çıkarmaktan yanayım.
* Sahneye çıkmadan önce mi sonra mı yemek yersiniz?
Ben temsilden 4 saat önce yemek yemiş olurum.
* Birkaç saatlik performanstan sonra acıkmıyor musunuz?
Aslında temsil sırasında acıkıyoruz. O zaman kan şekerini yükseltecek muz, elma, meyve kuruları yerim, çok iyi geliyor.
Schubert bulunuyor Türk bestecilerinin eserleri bulunmuyor
“Çağdaş Türk bestecilerimizin notaları dolaplarında gizli. Yazmışlar ama icrası zor olduğundan seslendirilememiş. Ben istedim ki bunu yapayım. Yani bir anlamda o dolapların kapağını araladım... Eskiden tek konservatuvar vardı, şimdi her yerde var. Şarkı söylemek isteyen, opera söylemek isteyen çok genç var. Birinci albümden sonra gördüm ki, benim şarkılarım çok fazla söyleniyor ve söylenmek isteniyor. Bu albümü yaparken düşündüğüm şeylerden biri de, gençlerin söyleyebileceği, onlara yol gösterebilecek bir seçki sunmaktı. Schubert şarkıları bulmakta zorlanmıyorsunuz ama Türk bestecileri şarkılarını aradığınız zaman bulunmuyor. Çünkü bir edisyon yok. Yazıyorlar, evlerinde duruyor notalar. Amaçlarımdan biri, bu CD’nin ikincisini de yapmak. Bizim klasik müzik camiası yıllardır fazla sessiz kaldı. Ben istiyorum ki bu ülkenin bestecisi varsa, bu ülkenin icracısı onu seslendirsin ve duyursun.”
Medea ile Avrupalı izleyici karşısına çıkıyor
Belçikalı besteci Wim Henderickx’in yeniden düzenlediği “Medea Operası” için Doğu gırtlağına sahip bir soprano arandı ve Selva Erdener seçildi. Erdener iki yıl önce eserin dünya prömiyerini yaptı ve büyük beğeni topladı. Ekipte yer alan tek Türk olan Erdener, bu yıl da 12 temsille Media karakteriyle Avrupalı izleyicinin karşısına çıkacak.
Kalbim, sesim ve aklım şarkı söylerken aynı anda çalışıyor
Eski ve yetersiz sahneler yüzünden şarkı söylerken toz yutuyoruz
Haberin Devamı

