Barbaros Hayreddin Paşa... Çocukluk hafızamızda Preveze Deniz Zaferi ile özdeşleşmiş bir isim... Midilli’den Tunus, Cezayir ve İstanbul’a uzanan bir kahramanlık öyküsü... Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin geçtiğimiz günlerdeki bir sözüyle Barbaros Hayreddin Paşa yeniden gündeme geldi. Ancak bu sefer zaferleri ya da kahramanlık öyküleri değil “korsan” olup olmadığı tartışılıyor Paşa’nın. Zira Kaddafi, Osmanlı devletinin ünlü “Kaptan-ı Derya”sı olan Barbaros Hayreddin Paşa’ya atıf yaptığı cümlesinde şöyle diyordu: “Ülkemdeki olayların arkasında El Kaide var. El Kaide ordusunun kazanması halinde Akdeniz’de Barbaros Hayreddin zamanındaki korsanlıklar yaşanacak...” Kaddafi’nin “korsan” nitelemesi tarihçilere soruldu. Bazı isimler şiddetle karşı çıkıp, “Hayır korsan değildi” derken, bir kısım ise “Korsandı” açıklaması yaptı. Barbaros Hayreddin Paşa’ya dair bazı kaynaklarda da ondan bahsedilirken “korsan” deniliyor... Peki gerçekten ömrü “derya”da geçen, birçok zaferlere imza atmış bu isim korsan mıydı?
“Barbaros korsandı” diyen isimlerden birisi de akademisyen yazar, Dr. Mehmet Ali Kılıçbay. Barbaros Hayreddin’in korsan olduğunu söyleyen Kılıçbay, hemen bir dipnot düşüyor; tabii ‘korsan’ derken, Karayip Korsanları’ndaki Johnny Depp gibi değildi... Türkçe’de “korsan” ile “deniz haydutluğu” kelimelerinin ayrımının yapılmadığına dikkat çeken Kılıçbay, şöyle diyor: “Birincisi, Barbaros Hayreddin korsandır. İkincisi, o dönem Cezayir’dekilerin hepsi korsandır... Andre Dorya da, Kristof Kolomb da korsandı... O dönem herkes korsanlık yapıyordu. Ama bu bizim algıladığımız anlamda korsanlık değil. Korsan ile deniz haydutluğu farklı şeyler. Bizim korsan denildiğinde film karakterlerinden de çağrışım yaparak aklımıza gelenler deniz haydutları. Onlar pespaye adamlar. Korsan ile deniz haydutluğunu ayırmak lazım. Ama bizde ayrılmıyor. Pirate kelimesi var (deniz haydutu) bir de corseir (korsan) var. Ama biz hepsine korsan diyoruz, ki bu yanlıştır. O dönem deniz haydutları, şu anda Somali’de gemilere saldıranlar gibi önüne geleni yağmalıyorlar. Korsanlar ise çok örgütlü. Barbaros ailesi Cezayir’in yönetimine de sahip. Cezayir’i aslında Osmanlı yönetmiyor. Osmanlı’nın orada bir beylerbeyi var ama o da yönetmiyor. Dayı denilen korsanların kendi aralarından seçtikleri önderleri yönetiyor. Beylerbeyi orada kukla, hiçbir yetkisi yok, yetki tamamen korsanlarda. Barbaros, Osmanlı’nın hizmetine girmeden korsanlık yapıyor. Osmanlı hizmetine girince Kaptan-ı Derya oluyor. Devlet gemileriyle yaz aylarında İtalyan limanları yağmalanıyor. 16. yüzyılın sonuna kadar bu durum böyle devam etmiştir... Yani o dönemden sonra da bir anlamda meşru-yasal korsanlık yapıyor...”
Barbaros ailesi
Kaynaklara göre Fatih Sultan Mehmet zamanında Midilli adası fethedildikten sonra kalenin muhafazası için kul taifesinden bazı yiğitler tayin olunup yazıldılar. Bunların içinde Selanik yakınlarındaki Vardar Yenicesi’nden Yakup Ağa da vardı. Ağa’nın dört oğlu vardı; İshak, Oruç, Hızır ve İlyas. İshak, Midilli’ye yerleşti. Oruç ve Hızır, deryada ticaret yaptı. Oruç Reis namlı bir korsandı. Ona “Türk korsanlarının babası” da deniliyordu. Tüm kardeşlerin kollarında armaları olan çapraz kılıç resmi üzerine dağlanmış Barbaros kelimesi vardı. Bir sefer sırasında İlyas, Rodos gemileriyle yapılan savaşta öldü, Hızır ise esir düştü. Buradan kurtulduktan sonra kardeşinin öcünü almak için harekete geçti. Oruç ve Hızır Reisler, deryadaki seferleriyle ünlendi, nam saldılar... Oruç Reis de kardeşi İlyas gibi bir seferde şehit düştü... Hızır, Kanuni Sultan Süleyman’ın teklifi üzerine İstanbul’a giderek, Kaptan-ı Derya oldu. Preveze Deniz Zaferi ile büyük bir başarı elde etti. Bu savaş sonrasında bir sefer daha yaptı. 4 Temmuz 1546’da İstanbul’da vefat etti. Beşiktaş’taki türbesine defnedildi. Anısına Beşiktaş semtinde Barbaros Anıtı dikildi.
Evinde eşinin dizinde ölen ilk ve tek korsan
Türk Korsanları eserinde Paşa’nın ölümü ise şöyle anlatılıyor:
Barbaros Hayreddin Paşa’nın Preveze’de kazandığı savaş her bakımdan önemli, akıllara durgunluk verici bir zaferdi. Bütün Avrupa’daki büyük devletlerin birleşik donanması, Barbaros’un önünden kaçmıştı. Bu zaferden sonra Fransa Kralı Fransuva, İstanbul’a bir elçi gönderip, İspanya kralıyle aralarında “Azim husumet ve kıtal mukarrer olduğunu bildirerek Donanma-yı Hümayun’un Fransa’ya muavenet etmesini” rica etti. Gemilerin toplanarak Fransa’ya yardıma gidilmesi için Ferman-ı Padişahi sadır oldu. Hayreddin Paşa yüz gemi hazırlayarak deryaya çıktı ve Fransa Sahillerine doğru yürüdü... 16 gün Marsilya’da kalan Paşa, Fransız donanmasının katılımıyla 5 Ağustos’ta Nice şehrini kuşattılar. Şehir 20 Ağustos’ta ele geçirildi. Sonra Toulon’a çekildi 8 ay burada kaldı. Bu sırada İspanya ve İtalya sahillerini yakıp yıktırdı. Dönüş yolculuğunda Cenova’ya uğrayarak esir bulunan Türk denizcilerinden Turgut Reis’i kurtardı. Bu sefer Barbaros’un son seferi oldu. Nis şarının bombardımanı bitince Barbaros Hayreddin Paşa, İtalya sahillerini yakıp yıktı. Gemileri Fransa’dan aldıkları hediyeler, ganimetlerle yüklü olarak İstanbul’a döndü. Bu büyük zaferden bir iki yıl sonraydı. 4 Temmuz 1546. Denizlerin senelerce Hızır Reis, Barbaros unvanıyla biricik hakimi, heybetli kaptanı Barbaros Hayreddin Paşa, on sekiz yaşındaki genç karısının dizleri üzerinde son nefesini veriyordu. Baş ucunda ailesi sessiz hıçkırıksız gözyaşı döküyordu. Hızır Reis evinde karısının dizinde ölmek felaketine uğrayan ilk ve son korsan oldu. Hızır Reis yattığı yerde hafifçe kıpırdandı. Yanına yaklaştılar: “Başımı doğrultunuz, son nefesimde gemilerimi sevgili leventlerimi, sancağımı göreyim... Beni gemilerimin önüne gömsünler. İsterim ki dalgalar her gün tabutumun kenarına çarpsın. Ruhum Akdeniz’in dalgalarıyla gıdalansın. Sancağımı tabutumun üstüne koysunlar...”
İSKENDER PALA: "Korsanlar Osmanlı’nın SAT’larıydı"
“Eskiden korsan denildiği vakit insanların zihninde şimdiki gibi denizleri kasıp kavuran tek gözü bantlı, çengel kollu vahşi adamlar hatıra gelmezdi. Galiba bu zıpçıktı korsan imajını Hollywood hayalhaneleri yarattı. Çünkü eski korsanlar hakikatte birer deniz akıncısı idiler ve şimdiki anlamda deniz haydutları için o vakitlerde “deniz haramisi, derya şakasi, derya eşkıyası” gibi adlar kullanılırdı. Tarihimizdeki kara askerleri arasında atlı komando sınıfı demek olan akıncılar ne yapıyorsa, denizde de korsanlar onu yapıyordu. Osmanlı’ya hasım olan devletlerin ulaşımını engellemek, ekonomik güç ve etkisini zayıflatmak, ticaret kanallarını tehdit altında bulundurmak, yığınak yaptıkları bölgeleri ve askeri üslerini tahrip etmek, istihbarat ağı kurup bilgi toplamak vb görevler hep korsanlardan beklenirdi. Bunlar Cezayir’de bulunan merkezlerinde Garp Ocakları adıyla teşkilatlanıp bütün Akdeniz’de karakollar gezdirir, kadırgalar devrinin Akdeniz’inde deniz devriyesi gibi çalışırdı. Korsanlar, Atlas Okyanusu’ndaki Osmanlı filolarının gözüpek leventleri idiler ve genellikle “gemici” anlamına olan leventlerden ayrı bir fonksiyon icra ederlerdi. Levent, denizci asker demekti, ama korsan, derya cengaverini karşılıyordu. Şimdiye göre düşünürsek korsanları herhalde SAT (Su Altı Taarruz) veya SAS (Su Altı Savunma) komandoları ile ölçmek, diğer denizci erlerden buna göre ayırmak gerekir.”
Türk korsanları
O döneme dair eserleri olan Abdullah Ziya Kozanoğlu da Barbaros Hayreddin Paşa’dan “korsan” diye bahsediyor. Kozanoğlu, “Türk Korsanları” adlı kitabının önsözünde bu konuda şöyle diyor: “Hızır gibi ‘Hayreddin-i Şah-ı Cezayir’, ‘Sultan-ı Tunus’ adıyla anılan bir Cezayir, Tunus padişahına bizim anlayışımıza göre ‘korsan’ demek pek yakışmıyordu. Fakat Katip Çelebi’nin Naima’nın Barbaros Hayreddin ve Turgutça Paşalardan söz ederken ‘Değerli, yarar bir korsan olmakla...’ diye övmelerine bakılırsa, dedelerimiz ‘korsan’ kelimesini deniz haydutu değil, denizci, gemici kaptan anlamına alıyor ve kullanıyorlardı. Bu görüşe uyarak ben de kitabıma ‘Türk korsanları’ adını koymak zorunda kaldım.”
Barbaros korsandı!
Evinde eşinin dizinde ölen ilk ve tek korsan
Haberin Devamı

