Şule Türker

Şule Türker

-

105 kiloluk uçan balet

´68 kiloyken beni kimse tanımıyordu ama şimdi bütün Türkiye biliyor´

Haberin Devamı

Kültür eski Bakanı Atilla Koç’un,
“110 kiloluk bale sanatçıları var” sözüyle ilk kez kamuoyu gündemine gelen balet Alper Kafa, şu sıralar, Devlet Opera ve Balesi bünyesinde 40 yaş üzeri sanatçıların görev aldığı Birim Dans Tiyatrosu’nun sahnelediği iki oyunda rol alıyor. Bir taraftan da Ekim ayından itibaren İstanbul’da sahneleyeceği tek kişilik
bale şova hazırlanıyor. DOB’un “en kilolu” bale sanatçısı Kafa ile konuştuk.

* Niye bale? Çocukluk hayaliniz balet olmak mıydı?

Aslında hayır... İlkokul öğretmenim, “Bu çocukta yetenek var” diyerek, beni tiyatroya yönlendirmişti. Konservatuvar sınavlarına girmeme karar verdik. O yaz annemle tatildeyken, babam, “Hadi gelin sınav var” diye Ankara’ya çağırdı. Ben konservatuvar tiyatro sınavına gireceğimi sanarak Ankara’ya döndüm. Bir baktık ki babam piyano ve bale bölümünü işaretlemiş. Yani bale bölümünü seçmem bilinçli bir tercih değil.

* Babanız neden bu iki bölümü işaretlemiş?

İlkokuldan sonra gidilebilecek konservatuvar bölümleri müzik ve bale bölümü idi. Tiyatro, opera, şan bölümüne liseden sonra öğrenci kabul ediyordu.

* Siz itiraz etmediniz mi?

“Baba, ben bu bölümleri istemiyorum, tiyatro diye konuşmuştuk” dedim. “Oğlum, ortaokul, liseyi de burada okursun. Lise bittikten sonra tiyatro bölümüne geçersin. Hem dansçı olursun, hem piyano öğrenmiş olursun, sanatçı yönün gelişmiş olur” diyerek beni ikna etti. Bale sınavlarına girdim.

* Ya piyano sınavı?

Piyano sınavına girmedim.

* Neden?

Bale sınavı piyanodan bir hafta önceydi. Sonuçlar belli oldu, kazanmıştım. Sınav zamanında arkadaşlarla kaynaşmıştık. “Ben piyano sınavına girmeyeceğim, bu çocukları sevdim, onlarla okuyacağım” dedim, ailem de itiraz etmedi.

* Ve konservatuvar günleriniz başladı?

Evet. 1980 senesinde, 11 yaşımda Cebeci’deki eski Ankara Devlet Opera Binası’na geldim.

Top oynamadan çocukluğumuz geçti ayaklarım kanaya kanaya uyurdum

* Hiç “çocukluğumu yaşayamadım” duygusuna kapıldınız mı?

Çocuk yaşta yoğun çalışmadan ayaklarımız ağrıya ağrıya, kanaya kanaya uyuduğum geceleri çok bilirim. Bizim yaşımızda çocuklar top oynarken, biz oynayamıyorduk. Top oynamadan çocukluğumuz geçti. Vurma tekniği ile bale tekniği tamamen birbirine ters olduğu için top oynamak bizlere yasaktı.

* Sizin dönemden konservatuvardan birçok meşhur insan çıktı...

Evet, benden bir dönem önce mezunlar arasında Mehmet Ali Erbil, Burak Sergen, Burçin Bike var. Tan Sağtürk sınıf arkadaşım. Şu anda birçok kurumun başındaki kişiler de aynı şekilde arkadaşlarımız.

* Parlak bir dönemdi yani?

Parlak bir dönemdi. Bizim okuduğumuz dönemde konservatuvarın sahnesi vardı, şimdi sahnesi olmayan bir mektep. Sahne sanatçısı yetiştiriyor ama uygulama sahneleri yok.

* Okul bitti, sonra?

19 yaşımda Devlet Opera ve Balesi’nde işe başladım, profesyonel olarak.

* Klasik bale yapıyordunuz?

Evet. Çok yoğun bir tempom vardı. Haftanın 7 günü, 9 temsil yaptığım 2.5-3 yıl geçirdim. Cumartesi-Pazar matine suare sahneye çıkıyordum. Tiyatroda dans ettiğim dönemler de oldu.

70 kiloyken “Eyvah, obez oldum” dedim

* O yoğun tempolu zamanlarınızda kaç kiloydunuz?

65-68 arasında değişiyordum. Bir ara 70’e çıktım. 70 kilo olduğumda “Eyvah eyvah, obez oldum” demiştim (gülüyor). Çok korktuğumu hatırlıyorum.

* Boyunuz kaç?

1.80.

* Zayıf olduğunuz dönemde yeme alışkanlığınız nasıldı?

Aktif bir balet, şu anda benim yediğimden fazla yer. Çünkü o zaman vücudunuz “Yakan bir makine”ye dönüşüyor. Öyle ki yemek yetmiyor, o tempoyu kaldırabilmek için vitamin alıyorsunuz.

* Yani o zaman daha çok yiyordunuz?

Aynen.

* Kilo almanız ne zaman ve nasıl başladı?

Aktif rollerden, daha geri plandaki rolleri oynamaya başlamamla birlikte... Size miras kalan bir yeme alışkanlığınız var, bu sürüyor ama yakamayınca kilo alıyorsunuz.

* Başka etmenler oldu mu kilo almanızda?

Aslında oldu. 2000 yılını askerde geçirdim. Döndüğümde 2001-2002 sezonunda bale müdürlüğü yaptım. Yani sahnede değil, masa başındaydım ki idarecilik benim aktif sanat hayatımı bitirmeme neden oldu. Bir de üstüne sigarayı bıraktım.

* Kilo aldıktan sonra hiç klasik bale eserlerinde rol aldınız mı?

Aldım, karakter rolleri oynamaya başladım, bugün olduğu gibi. Zaten o zamandan beri sürekli karakter rolleri oynuyorum. Kral, peder v.s gibi rollerde efor sarf etmiyorsunuz.

Şöhretimi eski Kültür Bakanı Atilla Koç’a borçluyum

* İdarecilik göreviniz sona erdikten sonra hiç “Eski kiloma döneyim” diye bir düşünceniz olmadı mı?

İstiyorsunuz da olmuyor. Diyetisyene de gittim. Olmadı, veremedim. Ama 68 kiloyken ve haftada 9 temsil yaparken beni kimse tanımıyordu, şimdi ayda 2 temsil yapıyorum, 105 kiloyum ve bütün Türkiye beni tanıyor.

* Kiloyla gelen şöhretinizde eski bakan Atilla Koç’un payı büyük galiba?

Şöhretimi Atilla Koç’a borçluyum.

* Neden gündeme geldi kilonuz?

O dönemde Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’di. Koç, onu görevden alıp, yerine Mine Acar’ı getirmek istedi. Acar, sanatçı değil, Dramaturg. Bunu şöyle açıklayayım, bir hastaneyi hemşireye emanet etmek gibiydi bu görevlendirme. O sırada bizlerin üye olduğu pek çok STK arasında da kavga gürültü vardı. Ben Konservatuvar Mezunları Derneği başkanıyım. O sırada “Aramızdaki husumeti bir kenara bırakıp, DT’deki sorunu çözelim” çağrısı yaptık ve kabul gördü. Bu atamaya engel olmak için birlikte tiyatro önünde eylem yaptık. O sıralar da basın Atilla Koç’u nerede görürse, tiyatro krizini sordu. Böyle günlerin birinde Bakan’ın yanıtı, “Bırakın tiyatroyu, bizim balede 110 kiloluk balerinler var” oluyor.

* Sizin o zaman Atilla Koç’la tanışıklığınız var mıydı, yani sizi nasıl fark etti?

Hayır tanışmamıştık. Ama sonradan öğrendim ki bizim tiyatrodaki eylemimizle ilgili bakan, bürokratlarıyla konuşulurken “Eylemi Alper Kafa organize etti” denilmiş. Bakan da “Kim o” deyince, fotoğraftan beni göstermişler. “Bu hangi birimde çalışıyor” diye sormuş. “Bale” cevabını alınca, “Biraz tombul değil mi” demiş. Oradan birisi de fırlayıp, “Efendim 110 kilo” demiş.

Televole mantığıyla baleyi anlatmaya çalışacağım

* Yeni projeleriniz var mı?

Televole kültürü bizim kültürümüzün önüne geçti. Şimdi ben de televole kültüründen intikam alıp, bir oyun hazırlayıp, televole mantığıyla, baleyi anlatmaya çalışacağım. Türkçe bale nasıl olur, nasıl insanlara ulaşabiliriz? Eğlendirici ve komik, tek kişilik bir bale gösterisi...

* Nerede ve ne zaman sahneleyeceksiniz?

İstanbul’da. Özel bir tiyatroda sahneleyeceğim. Kurumdan izin aldım. Ekim sonu gibi olabilir.

* Hedefiniz nedir?

İnsanlar, baleye nasıl gideceklerini öğrenecek. Bu şovdan çıkan herkes koşa koşa klasik bale eserlerine gidecek.

Eyfel’i kiralayacağına İnce Memed’i sahnelesene

Türkiye’de balenin halkla buluşamamasının sebeplerinden biri klasik eserlerdir. Bize gelen en avam soru, “Geldin, kıza doğru koştun, zıpladın, ne demek istedin? Seni seviyorum mu?” Yok öyle bir şey. Bale seyircisi önce edebiyata vakıf olacak. Hiç düşündünüz mü Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini bale olarak yapalım diye? İnce Memed, Fransa’da en çok satan yabancı roman. Biz İnce Memed’i bale yapıp sahnelesek, Paris Operası’nda 20 yıl kapalı gişe oynar. Biz ne yapıyoruz Eyfel’i kiralayıp, 15 gün kırmızı beyaz ışık gösterileri...

Bir Nazım’ın bir de benim oyunum kaldırıldı

Atilla Koç’un ‘110 kiloluk balerinler’ var dediği günlerde, bir modern bale eserini sahneye koymaya hazırlanıyorduk. Oyunun adı ‘Beni görmezden gelme.’ Prömiyer yaptık. Oyun kapalı gişe. Ama ikinci temsil yapılmadı, DOB yönetimi oyunu kaldırıldı. Bakanın haberi yok, o dönemin Opera Bale Müdürü, ‘Aman başım derde girmesin, kaldıralım’ diye böyle bir karar verdi. Cumhuriyet tarihinden bu zamana DOB’de iki kez eser kaldırıldı. Biri Nazım Hikmet’in ‘Ferhat ile Şirin’i, biri de benim oynadığım ‘Beni Görmezden Gelme’ adlı bale.

“Balet”e değil “güreşçi”ye inanıyorlar

Bir arkadaşımla bir yere gidiyoruz. Beni arkadaşlarına tanıştırırken, “Alper ne iş yapıyor hayatta tahmin edemezsin?” diyor. Karşıdaki de, “Ne ki bilemedim” diyor. Benim arkadaşım “balede” diyor. “Aaa” diyor karşıdaki. Ben araya girip, “Yalan kardeşim, ben Güreş Federasyonu’nda çalışıyorum” diyorum. “Haa” diyor, bana inanıyor.

DİĞER YENİ YAZILAR