Haberin Devamı
Alper Görmüş’ün İmaj ve Hakikat kitabını, Deniz Kuvvetleri eski komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in günlüklerinin tam metnini okuyorum günlerdir…
Kitabın kapağında ‘bir kuvvet komutanının kaleminden Türk ordusu’ yazıyor…
Galiba önce beni etkileyen ilk şeyi söylemeliyim, Özden Örnek gerçekten Türkçe’yi iyi kullanıyor, yazarak ifade gücü yüksek…
Anlatımını görünce neden günlük tutmaya meraklı olduğunu anladım…
Eminim birgün kitap yazmayı da geçiriyordu aklından…
Ya da Silivri Günlüklerini çok yakında okuruz…
Yazmıyorsa da yazmalı bence.
İkinci etkilendiğim şeyse onca toplantıya, plana, arzuya rağmen darbe yapmayı beceremeyen gene-rallerin birbirlerine duydukları nefret, kıskançlık, güvensizlik duygularını saklamayı hep becermiş olmaları…
Günlükleri okurken ağzım açık kaldı.
Ordu içindeki çatışmaları, ayak kaydırmaları, nefreti, güvensizliği okuyunca şaşacaksınız.
Birbirleri hakkında yaptıkları dedikodular insanı güldürüyor…
Alper Görmüş de bunu harika anlatmış…
‘Kendi çıkarından başka hiçbir kaygısı olmayan, kişisel hesapları uğruna rakipleriyle didişmekten başka bir şey düşünmeyen sivil siyaset…
Sadece ülkenin ve milletin ali menfaatlerini düşünen bu uğurda bütün kişisel kaygılarından uzaklaşmış askeri sınıf…
Örnek’in bu kitapta yer alan anıları ve değerlendirmeleri, toplumun kirinden pasından münezzeh bambaşka bir kategori oluşturulduğuna inanılan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin söz konusu
imajının hiçbir şekilde hakikate tekabül etmediğini kesin bir biçimde ortaya koyacak.’
Türkiye öyle bir noktaya geldi ki…
Çiçek kokularıyla dolu güneşli bir günde, mutluluğunuzun doruğunda olsanız, sevdiğiniz, istediğiniz ne varsa yakınınızda olsa bile, biz Türkler, Kürtler, askerler, Müslümanlar, Ermeniler, sağcılar, solcular, Aleviler, Museviler, Galatasaraylılar, Fenerbahçeliler, kadınlar, erkekler, yaşlılar, gençler, uçurumdan düşerken küçük bir dal parçasına tutunmuş birini görsek onu kurtarmadan önce ‘sen kimsin, fikrin, inancın ne’ diye soracak kadar karşımızdakini sevmemeye yatkın duruyoruz.
İnsan olmanın dayanılmaz dürtüsüyle hemen elimizi uzatıp o insanı ölümden kurtarmaya ne kadar yatkınsak, bizim gibi düşünmeyeni öldürmeye de sanki o kadar yatkınız.
Özden Örnek’in günlüklerini okurken şunu da anladım, ordu, ge-nerallerin birbirleriyle aynı şeyi düşünürken bile birbirini sevmemeye, öldürmeye yatkın olduğu bir yermiş…
O terfi dönemleri olanları okurken aklımda hep, “şu an Silivri’deki, Hasdal’daki koğuşlarda generaller neler konuşuyor acaba” sorusu dolaştı?
Nasıl kızıyorlar birbirlerine?
Neler söylüyorlar birbirleri hakkında?
Özden Örnek’in günlüklerini okudukça neler düşünüyorlar?
Onlar gibi içerde olmayan, dışarıda olan kim vardır acaba çok kızdıkları?
Görmüş’ün kitabını mutlaka okuyun bence.
Hem insan ruhunun derin karanlıklarını görüyorsunuz, hem de yıllarca bu ülkenin kaderine el koyan generallerin kendi aralarındaki o karmaşık ve kaygan ilişkiyi.
Hem gülümsüyor hem öfkeleniyorsunuz.
Generallerin o kaygan ilişkilerinin bu ülkeye nelere mal olduğunu, kaç insanın hayatını yok ettiğini de bili-yorsunuz çünkü o zavallı ruhların macerasını okurken.

