Bu günlerde “dindarlara” baktıkça, inançları onları mütevazı değil tam aksine gururlu yapıyor diye düşünüyorum. Bir madalya gibi boyunlarına takıp bununla övünüyorlar...
Allah’la kendi aralarında olan ilişkiyi insanlarla aralarındaki ilişkilerinde kullanıyorlar... Onların nefsini terbiye etmiyor aksine oburlaştırıyor...
Kendi inançlarının gerektirdiği ödülü Allah’tan değil diğer insanlardan ve bu dünyada bekliyorlar...
Din onların ruhunu temiz bir semaya doğru yükseltmiyor, onlar dini kirli bir dünyaya indiriyor sanki.
Onları seyrettikçe, dindarlar tevazuu, tevekkülü çoktan unutmuş diyorum.
Kibirli, hoyrat ve kaba bugün siyaset sahnesinde duran dindarlar, üstelik boyunlarına bir de yolsuzluk günahı asılmış ve bu günaha hiç aldırmıyorlar.
Kendi aralarında kavga eden dindarlara, ortaya saçılan gerçeklere, “hırsız” ve “çeteci” suçlamalarına bakınca bundan hayırlı bir sonuç çıkacağını da düşünüyorum ben doğrusu.
Hiç bir şey çıkmasa bile bu ülkenin gerçek dindarlarının, en azından kendi içlerinde, bu “dindarlık” kavramını bir daha değerlendireceklerini ümit ediyorum.
Dünyevi ihtiraslar için “dindarlık” kavramının böylesine kirlenmesi herhalde bu ülkede siyaset-dindarlık ilişkisini bir daha gözden geçirmeye yol açacak.
Nasıl artık “ordu” diyerek seçim kazanmak mümkün değilse yakın bir gelecekte de “din” diyerek seçim kazanmak mümkün olmayacak.
Sanırım siyasetin, dini ve dindarlığı nasıl kirlettiğini herkes anlayacak.
Ama “siyasetçi-dindar” cephesindeki bu büyük çöküşten sonra yeni bir siyaset ve devlet anlayışı oluşabilir bu ülkede öyle değil mi? Sonra “dinci siyasetin” de bizi aynı baskıcı ve soyguncu sona götürdüğünü görmek, herkese demokrasiden başka kurtuluş yolu olmadığını öğretebilir.
Onlar tevazuu ve ahlakı kaybettikçe, toplum demokrasiyi, insan haklarını, hukuk devletini bulabilir.
Bir şerden hayır doğabilir.
Buna gerçekten inanıyorum...
Gelecek için bütün bu kaosa rağmen umutluyum ben...
Ama insan bugüne bakınca da merak etmeden duramıyor, şimdi kendinden olmayan her polise kızan hükümet, o polisler polis teşkilatının içine yerleşirken neredeydi?
Sanırım bugün o yerleri değişen polisler bir anda o yerlere yerleşmediler...
Tayyip Erdoğan, Gülen Cemaati için “Bugüne kadar ne istediler de vermedik” demedi mi?
Belli ki o polisler bir anlaşmanın parçasıydı.
Polis teşkilatını verip karşılığında ne aldı acaba hükümet?
Ne hukuku hiçe sayan bir iktidar, ne “çeteleştiği” iddia edilen bir cemaat gerçek bir devletin içinde var olamaz.
Ben, bütün bu yaşananlara rağmen “temiz ve gerçek” bir devlete doğru önemli bir aşamadan geçtiğimize inanıyorum.
Kemalisti dindarı, sağcısı solcusu, Kürdü Türkü, acılar çeke çeke “demokrasiden” başka bir çıkış yolu olmadığını görerek öğreniyoruz.
Başkası için yok saydığın demokrasiye muhtaçsın aslında...
Pahalı ama önemli bir ders bu.
Bunca yıllık baskıdan ve soygundan
sonra böyle bir ders de ucuza öğrenilemezdi zaten.

