Ölçüleri tamamen alt üst olmuş bir ülkede yaşıyoruz…
- Şampiyon olan G.Saray rakibinin stadında kupasını doğru dürüst alamıyor.
- Futbol Federasyonu Başkanı, Başbakan Tayyip Erdoğan Vali’ye telefon talimatı vermeden kupa seremonisini yaptıramıyor.
- Sahanın içinde 1000 tane fanatikle arbede yaşayıp geri çekilmek zorunda kalan polis; stadın dışında evine gitmekten başka derdi olmayan binlerce kişiye biber gazı tacizi yapıyor.
- Şampiyonluğun görüntülerini izlemek istiyorsunuz... Yayıncı kuruluş, diğer kanallar çalmasın diye Lig TV logosuyla yayınlıyor görüntüleri.. Logo yüzünden görüntülerden hiçbir şey anlaşılamıyor.. Bir tek televizyonculukta hırsızlığın suç sayılmadığını, bu nedenle bütün sene özlemle beklenen şampiyonluk kutlama görüntülerinin rahat rahat izlenemeyeceğini anlıyorsunuz..
- G.Saraylı futbolcular, kupa törenine giderken F.Bahçe’ye küfreden sloganlarla eğleniyorlar..
- Eboue ile Melo’nun yaptığı sevinç gösterisini anlamakta zorlanıyorsunuz…
Ne oldu diye soruyorsunuz?
G.Saray şampiyon oldu, o kadar…
Ama biber gazına bozulan çocuklar, ters döndürülen polis otoları, yaralı polisler, tutuklu taraftarlar, ışıklar kapalıyken yapılan zoraki ama bir o kadar da anlamlı kupa merasimi...
Süper Final’e böyle bir “final”i Tarantino bile çekemezdi dedi arkadaşım izlerken...
Sanırım haklıydı...
Sinema için bile insan utanacağı bir şey yapamaz çünkü…
Son 1 sene içinde F.Bahçe ne kaybetti, G.Saray ne kazandı?
- F.Bahçe geçen yıl bugünlerde lig şampiyonu olmuş, G.Saray küme düşmekten son haftalarda kurtulmuştu.
- F.Bahçe Şampiyonlar Ligi’ne direkt giderek yaklaşık 40 milyon Euro’luk gelir elde ederken, G.Saray Avrupa’ya bile gidemiyordu.
- F.Bahçe iki flaş transferle Avrupa’da başa güreşecek bir kadroya sahipken, G.Saray 17 yeni transferle sıfırdan başlamak zorundaydı.
Yani F.Bahçe ile G.Saray arasındaki makas iyice açılmak üzereydi.
3 Temmuz’dan sonra F.Bahçe Şampiyonlar Ligi’ne gidemedi, bütün gelirden oldu, en büyük yıldızları başka takımlara kaçtı, yine de F.Bahçe son ana kadar şampiyonluğu kovaladı.
G.Saray ise normalde F.Bahçe’ye yetişmeyi hayal bile edemeyeceği bir sezonda rakibini geçip şampiyon oldu.
Yani iki takım arasındaki makas kapandı. Açılma varsa bile G.Saray lehine...
1 yıl içinde değişen tablo ile ilgili:
- F.Bahçe’yi ele geçirmek isteyen okyanus-ötesi oluşumları da sorumlu bulabilirsiniz...
- 105 yıllık F.Bahçe camiasını bu tip şaibeli ilişkilerin içine sokan insanları da..
Belki de ikisini birden..
Fatih Terim, Ulubatlı Souness’ı da devirdi
Ne G.Saraylılar unutabilir... Ne de F.Bahçeliler...
24 Nisan 1996’daki kupa finalinde F.Bahçe’yi eleyen G.Saray’ın İskoç hocası Graeme Souness, o kadar insanın içinde F.Bahçe’nin santra yuvarlağına G.Saray bayrağını asmış ve “Ulubatlı” lakabını almıştı.
O görüntü hâlâ gözümün önünde…
Bu şampiyonlukta da aynısını Fatih Terim yaptı…
Nasıl mı?
Hafta içinde yaşanan “Kupa Saracoğlu’nda verilsin mi, verilmesin mi?” tartışmasına hiç anlam verememiştim ben.
Büyük riskti bu...
Netameli bir sezonun ardından, ezeli rakibini yenerek kupayı evlerinde almak Fenerbahçe için iyiydi ama ya G.Saray kazanırsa ne olacaktı?
Bu tip olayların çıkmama ihtimali sadece yüzde 33’tü...
Beraberlik ve galibiyet G.Saray’a yaradığı için rakibin kupayı alma şansı yüzde 66’ydı.
Bu kadar kupa fetişi taşıyan bir kulübün, tören yapılmasın diye elektrikleri kesmesi de çok dramatik oldu bu
yüzden…
Hatırlayın, G.Saray Başkanı Ünal Aysal hafta içi Divan Kurulu’nda “Kazanırsak
kupayı pazar günü Arena’da alacağız”
açıklaması yapmıştı.
İşte tam bu noktada Fatih Terim
devreye girdi.
Başkan Aysal ile konuşup “Bakın, tarihi bir fırsat elimize geçti.. F.Bahçe’ye yenilmeyip kupayı Saracoğlu’nda almak, hiçbir G.Saraylı’ya nasip olmadı.. Siz bize güvenin, biz o kupayı orada alırız” dedi büyük ihtimalle.
Ve ertesi gün G.Saray, TFF’ye başvurup “Biz kupa seremonisi cumartesi gecesi olsun istiyoruz” diye düzeltme yapmak zorunda kaldı.
O andan itibaren ben G.Saray’ın
motivasyonunun çok yükseldiğini düşünüyorum.
G.Saray ilk defa “Hurraaa” diyerek karşı kaleye hücum etmedi, defansif
önlemlere konsantre oldu ve resmen
beraberliğe oynadı derbiyi.
Yani şampiyonluğa...
Alex ile Gökhan Gönül’ün ilk 11’de başlayamaması da ekmeklerine yağ sürdü.
Sahanın kenarında duran o kupa
sahada mücadele eden her G.Saraylı’ya, “Saracoğlu’nda onu kaldırma”
motivasyonu verdi sanki.
Stresle geçen 40 hafta sonunda
şampiyonluk kupasını Saracoğlu’nda almak en başta Fatih Terim için en büyük onurdu.
Souness bayrak dikmişti.. Sembolik
olarak Braveheart’vari bir aksiyondu o...
Terim ise F.Bahçe’nin 49 maçtır
yenilmediği kalesini fethetmiş oldu.
Futbolcularına boş tribünler önünde bile olsa şampiyonluk turu attırdı, şarkısı söyletti.
Duyuyorum ki, Ünal Aysal maç sonrası kendisine “Aman dışarda büyük olaylar çıktı, tören yapmayalım” diyen İstanbul Valisi’ne, “Madem öyle, biz kupayı soyunma odasında alırız” demiş önce. Sonra yine Fatih Terim devreye girmiş, “İsteyen gitsin, biz takım halinde bekleriz. Kupayı sahada almadan da gitmeyiz” diye çıkışınca G.Saray yönetimi de sertleşmiş.
Abdurrahim Albayrak’a Başbakan’ı aratıp Vali’ye talimat vermesini
sağlayan da Terim...
Meseleye 2 açıdan bakabiliriz:
1. Çıkan olayların bütün sorumlusu “Kupayı ille de Kadıköy’ün çimlerinde
alacağım” diye tutturan Fatih Terim’dir.
2. Fatih Terim, bütün olumsuz şartları hiçe sayarak G.Saray’ın hakkını
almasını sağlayarak kendi camiası adına büyük liderlik yapmıştır.
Ben 1. ihtimali gerçek varsayan F.Bahçeliler’e şu hatırlatmayı yaparım:
Aynısını Arena’da Aykut Kocaman yapsa sizler de onu alkışlamayacak mıydınız?
Daha da fazlasını söyleyebilirim:
Terim bu süreçteki liderliğiyle belki de ilerde kendisine G.Saray başkanlığını
açacak yola da girmiştir.
Ama ne yazık ki, “ölçüsüz” ülkemizdeki futbol atmosferi bu tarz liderlik, zeka,
yönetim melekelerini hiç analiz edemez.

