Saadet’in önü artık açık

2 Nisan 2009

29 Mart seçimleri bizim SP realitesiyle yüzleşmemize de vesile oldu. Recai Kutan’dan genel başkanlığı geç de olsa devralan Numan Kurtulmuş’un kısa sürede partiyi toparlayabildiğini ve Milli Görüş trenini tekrar yola düzdüğünü gördük. Ne var ki SP’nin 29 Mart’ta çok da başarılı bir sonuç aldığını söyleyemeyiz. İl genel meclisi seçimlerinde ulaştığı yüzde 5.16 oyu çok da şaşırtıcı olmamakla birlikte bir başarı olarak görebiliriz ancak hiçbir ilde ve önemli ilçede başkanlık kazanamamış olması SP’nin daha yolun çok başında olduğunu gösterdi. Şanlıurfa’da seçimleri bağımsız girerek kazanan ve SP’ye katılması söz konusu olan Ahmet Eşref Fakıbaba bu noktada bir istisna olarak görülebilir. Ne var ki olsa da Fakıbaba’nın seçimlere bağımsız değil de bu partiden girmesi halinde, kabul edelim ki seçilme şansını büyük ölçüde riske atmış olurdu. 29 Mart seçimleri öncesi SP üzerine yazdığım bir yazıda “SP’nin 29 Mart’ta yüzde 5 civarında bir oy alması şaşırtıcı olmayacaktır. Böylesi bir oran AKP’yi de çok fazla rahatsız etmez” diye yazmıştım. Evet SP yüzde 5’i biraz aştı, ancak ben yanıldım, zira bu oran bile AKP’yi rahatsız etmeye yetti. Neden böyle olduğunu izah etmek için yine aynı yazının sonuç paragrafını alıntılamak istiyorum: “AKP’yi düşüşe geçirecek yegane gücün SP olduğuna inananlar yanılıyorlar. Bana göre SP, AKP’nin ayağına ilk çelmeyi takacak parti değil de eğer bir gün AKP yere düşerse bu durumdan en fazla yararlanacak parti olacaktır. O günün 29 Mart olduğunuysa düşünmüyorum.” Evet yanılmışım, o gün 29 Mart’mış. Her ne kadar birileri ısrarla aksini kanıtlamaya çalışsa da iktidar partisi yerel seçimlerde çok ciddi bir yara aldı. Bununla birlikte bu sonuçta SP’nin aldığı oyun belirleyici olduğunu, yani ilk çelmeyi SP’nin taktığını düşünmüyorum. Bazı yorumcuların “AKP’nin oyları en fazla SP’ye gitti” demelerine bakmayın, AKP yüzde 40’ı çok aşsaydı bile SP muhtemelen aynı oranı tuttururdu.Yine yukarıdaki alıntıya dönecek olursak, AKP artık yere düşmüş durumda ve büyük olasılıkla bundan en fazla istifade edecek olan SP’dir. Bu bakımdan Kurtulmuş’un “AKP’nin alternatifi biziz” tespitini hiç de yabana atmamak gerekiyor. Eğer onun liderliğindeki SP, Milli Görüş’ü 21. yüzyıla uyarlayabilir ve “çoğulcu, demokratik ve sivil” bir İslamcılığı hayata geçirebilirse AKP’yi ciddi manada sarsacaktır. Bu noktada elindeki en büyük koz, AKP’nin iktidarda yaşadığı yozlaşma ve çürüme süreci, diğer bir deyişle yolsuzluk iddiaları olacaktır.SP’nin önündeki en büyük engelse, dün olduğu gibi yarın da, kendi tabanının AKP’ye karşı kardeşlik duygularını sürdürecek olmasıdır. FP’nin kapatılmasının ardından Milli Görüş AKP ve SP olarak iki parti ortaya çıkarınca ülkenin dört bir yanında aileler, arkadaş grupları vs. de ikiye bölünmüştü. Birçok kişinin durumu “gönlü SP’de ama aklı AKP’de” olarak tanımlanabilirdi. İşte Kurtulmuş ve ekibi, kendilerine ilgi gösterenlerin kalplerine ek olarak zihinlerini de kazanabilirlerse 1990’ların RP’sini andıran bir parti ortaya çıkarabilirler.

Devamını Oku

“Mahalle baskısı”na burun kıvırmanın ağır bedeli

1 Nisan 2009

Mersin’de AKP mitinginde, Erdoğan’ın alana ulaşmasından önce Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustafa Eyiceoğlu kürsüye çıktı. Kısa ve sıradan konuşmasını “Mersin’de tek parti AK Parti” diye bitirdi. Ardından seçim bölgesi Mersin’de kampanyayı omuzlamış olan Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen konuştu. O da konuşmasını “Mersin’de tek parti AK Parti” diye bitirdi. Halbuki bu ilde esas yarışın CHP’li Başkan Macit Özcan ile MHP adayı Mahmut Tat arasında geçtiğini öğrenmek için şehirde bir-iki saat nabız yoklamak yeterliydi. AKP’nin seçtiği aday daha baştan havlu atmış olduğunuysa miting alanındaki değişik kademelerden partililerin dert yanmalarından çıkartıyordunuz. Nitekim AKP, Erdoğan’ın çok istediği bu ilde,CHP’nin 9 puan gerisinde ancak üçüncü olabildi. AKP’nin parlak aday çıkarmada sıkıntı yaşadığını Adana, Diyarbakır, İzmir gibi önemli merkezlerde de yerinde gözlemiş ve yazmıştım. Ayrıca İzmir’de NTV’den deneyimli meslektaşım Merih Ak, iktidar partisinin Ege’de Manisa, Aydın, Isparta, Uşak gibi yerlerde zor durumda olduğunu aktarmıştı, hepsinde haklı çıktı. Bir başka meslektaşım İrfan Bozan da AKP’nin Yalova ve Zonguldak’ı kaybedeceğinden emindi, onun da öngörüsü tuttu. Bütün bu örnekleri AKP’nin birçok seçim bölgesinde “göz göre göre” yenildiğini göstermek için sıraladım. Herhalde yılların deneyimli siyasetçisi Erdoğan ile kurmayları da gazetecilerin kolaylıkla saptayabildiği bu neticelerden bir şekilde önceden haberdardılar, ama değiştiremediler.Geri alınan krediPeki neden böyle oldu? Yazının girişinde de belirttiğim gibi AKP birçok yerde adaylarının yetersizliği nedeniyle yarışı kaybetti. Ancak Erdoğan’ın bu isimlerin büyük kısmında mecburen karar kıldığının, çünkü değişik illerde teklif götürülen birçok ismin yanaşmadığının altını çizmek gerek. Normalde tek başına iktidar olan ve 29 Mart’ın da baş favorisi gösterilen AKP’ye adaylıkta patlama yaşanmamasının, “merkez” de bilinen bazı parlak isimlerin uzak durmasının nedenlerini kurcaladığımız zaman iktidar partisinin neden mağlup olduğunu daha iyi kavrayabiliriz. Sözü hiç uzatmadan söylemek istiyorum: Her ne kadar ilk kez bir seçimde “laiklik”, “hayat tarzları” gibi temalar dile getirilmediyse de özellikle Batı bölgelerinde AKP’nin başarısız olmasında bu tür kaygıların etkili, yer yer de belirleyici olduğunu düşünüyorum. Tezimi açıklamak için bir başka tez ileri sürmek istiyorum: AKP bugüne kadar girdiği dört seçim içinde en yüksek başarıyı beş yıl önce 2004 yerel seçimlerinde yaşadı. Zira gerek 2002, gerekse 2007 genel seçimleri olağanüstü koşullarda gerçekleştiği için bizlere bir dizi aldatıcı veri sunabiliyor. Halbuki iki yıldan az bir süre tek başına iktidar olduktan sonra girdiği 2004 yerel seçimlerinde AKP hem oylarını çok iyi artırmış, hem de Milli Görüş partilerinin rüyalarında bile göremeyecekleri Adana, Antalya, Aydın, Zonguldak, Sinop, Tekirdağ gibi illerde, İzmir’de 7 ilçede belediyeleri toplamıştı. Yani beş yıl önce AKP’nin gerçek anlamda sistemin merkezine doğru yola çıkmış olduğunu gördük. Batı illerinin merkez sağ ve sola eğilimli seçmenlerinin bir bölümü, o zamana kadar, kökleri nedeniyle şüpheyle yaklaştıkları AKP’ye çok geniş bir kredi sunmuşlardı.İşte geçen Pazar bu verilmiş olan kredilerin büyük kısmının geri alındığına tanık olduk. Antalya ve İzmir örneklerinde, merkez sağa eğilimli seçmenin ciddi bir bölümünün, sol alerjisinden arınıp CHP’ye yöneldiğini rahatlıkla varsayabiliriz. Yine birçok seçim bölgesinde, 2007’de propagandası yapılmakla birlikte yaşanmayan bir “CHP-MHP ittifakı” nın parti yönetimleri tarafından değil de bizzat seçmen tarafından kotarılmış olduğunu duyuyor ya da tahmin ediyoruz. Örneğin Balıkesir ve bazı ilçeleri hakkında çok ilginç öyküler anlatılıyor.Prof. Toprak’ı neden dinlemedi?2004’den bu yana ne değiştiği sorusuna gelecek olursak, yakın zamana kadar bölük pörçük dile getirilmekte olan “yaşam tazrlarına müdahale” şikayetleri ilk kez Prof. Şerif Mardin’in geliştirdiği “mahalle baskısı” kavramıyla daha kolay ve sistemli bir şekilde ifade edilir oldu. AKP hükümetiyse, sanki özellikle taşrada Aleviler, kadınlar, gençler tarafından yavaş yavaş dile getirilmeye başlanan bu şikayetlere kulak tıkadı, hatta baskının dindarlardan gelmediği, tam tersine onlara baskı yapıldığı şeklindeki karşı propagandaya dolaylı da olsa destek verdi. Milliyet’te Hasan Cemal’in de belirttiği gibi, AKP’nin özellikle Batı bölgelerinde yaşadığı kayıplarda bu tür “mahalle baskısı” şikayetlerini ciddiye alıp üzerlerine gitmemesinin hayli etkili olduğunu düşünüyorum.Eğer Erdoğan, Açık Toplum Enstitüsü için “Türkiye’de Farklı Olmak” araştırmasını gerçekleştiren ekibin başındaki Prof. Binnaz Toprak’ı davet edip ondan geniş bilgi alsa ve kamuoyuna bu çalışmayı önemsediklerini, gerekeni yapacaklarını söylese bir şeyler farklı gelişebilirdi. Ama yapmadı.Aslında bu noktada Erdoğan’a da fazla haksızlık yapmamak lazım. Sorun büyük ölçüde Erdoğan ile kentli orta sınıflar arasında köprü olma iddiasındaki bazı kişi ve kurumlardan kaynaklanıyor büyük ölçüde. Örneğin Açık Toplum Enstitüsü’nün Danışma Kurulu Başkanı olan ve Erdoğan’la yakın ilişkisini bildiğimiz Can Paker, Başbakan’ı bu konuda bilgilendirmek, diyelim ki onu Prof. Toprak ile buluşturmak yerine, medyada araştırma aleyhine konuşmaktan geri kalmadı.Eğer AKP merkez parti olma iddiasında samimiyse, toplumun önemli bir kesiminin yaşam tarzları ve laiklik konusundaki hassasiyetlerini anlamaya ve onların kaygılarını gidermeye çalışması şart. Aksi takdirde RP’nin tekrarı olmaktan öteye gidemez ki o alanda da karşısında, yarın geniş olarak tartışacağımız SP var.YARIN: SP NE KADAR BAŞARILI, NE KADAR BAŞARISIZ?

Devamını Oku

AKP’nin yenilgisinin koordinatları

1 Nisan 2009

AKP lideri Erdoğan, seçimden iki gün önce, Cuma akşamı NTV’de canlı yayınlanan mülakatta 29 Mart için iki çıtaları olduğunu söylemişti: Belediye seçimleri için 2004’deki yüzde 42, İl Genel Meclisi seçim sonuçları içinse 2007 Genel seçimlerindeki yüzde 47. O zamana kadar hep yüzde 42’yi telaffuz etmiş olduğu için 2007’yi de ölçü olarak alacağını söylemesi şaşırtmış ve sonuçlardan emin olduğunun bir işareti olarak görülmüştü. Hiç de öyle olmadığını anladık. İktidar partisinin her iki çıtanın da altında kalması, özellikle 2007’nin 8 puan gerisine düşmesi, onu 29 Mart’ın bir numaralı mağlubu olarak ilan etmemiz için yeterlidir. Ama 29 Mart’ta ortaya çıkan birçok başka sonuç AKP’nin mağlubiyetinin göründüğünden daha ağır olduğunu kavramamıza katkıda bulunabilir. Bunların bazılarını sıralayacak olursak:MUHALEFET AKP’YE YETİŞTİ: Erdoğan başarısızlığın derecesini azaltmak için CHP ile MHP’nin toplamı kadar oy aldıklarını söyledi. Evet her iki muhalefet partisinin toplam il genel meclisi oyları yüzde 39.16, AKP’ninse yüzde 38.82. Ancak 22 Temmuz 2007’de AKP yüzde 47 iken CHP ve MHP’nin toplamı ancak yüzde 35 ediyordu. Yani aradaki 12 puanlık fark daha iki yıl dolmadan kapanmış oldu. Buna DTP ve SP oylarını da eklersek muhalefet iktidarı hayli geçiyor. Halbuki 22 Temmuz sonrası AKP’lilerin hayali her iki seçmenden en az birinin oyunu alabilmekti.ÇOK SAYIDA BELEDİYE KAYBETTİ: İktidar partisi bu seçimde iki büyükşehir, 11 il ve 36 daha az ilçe belediyesi kazanabildi. 2004’de kendisinde olmayıp 29 Mart’ta başarılı olduğu iller şunlar: Trabzon, Mardin, Elazığ, Ardahan ve Niğde. Buna karşılık Adana, Antalya, Van, Aydın, Şanlıurfa, Manisa, Balıkesir, Uşak, Isparta, Zonguldak, Sivas, Siirt, Sinop, Karabük, Giresun, Yalova, Tekirdağ ve Osmaniye’yi kaybetti. İlginç olan 18 başkanlığın birçok partiye (7 MHP, 6 CHP, 2 DTP, 1 BBP, 1 DP) ve bir bağımsıza (A.Eşref Fakıbaba) dağılmış olması. Yani her bölgeden oy alabilen yegane parti olma iddiasındaki AKP, her bölgede, farklı partilere belediye kaptırdı.BELLİ BÖLGELERDE SIKIŞTI: 29 Mart’ın haritasına bakıldığında iktidar partisinin kısmen Marmara ve Karadeniz, ama esas olarak İç ve Doğu Anadolu’ya sıkışmış olduğu görülüyor. Her ne kadar seçimi kaybettiği yerlerin büyük çoğunluğunda ikinci parti olsa ve bazı yerlerde çok az oy farkla başkanlığa ulaşamasa da bu harita AKP’nin “Türkiye partisi” olma iddiasında epey zorlandığını ve bundan sonra daha da zorlanabileceğini gösteriyor.KÜRT POLİTİKASI ÇÖKTÜ: Erdoğan beş yıl önce Diyarbakır’ı almayı çok istemişti. 22 Temmuz genel seçimlerinin hemen ardından yine ilk hedef olarak Diyarbakır’ı gösterdi. Bir ara bölgedeki popülaritesi zirve yapan AKP lideri, nedense peş peşe yanlış strateji ve taktikler uygulayarak kapısına gelmiş fırsatı tepti. Sonuçta göz koyduğu Diyarbakır ve Batman’da oy kaybına uğramakla kalmadı, Van ve Siirt’i de DTP’ye kaptırdı. AKP’nin kapatma davası sürecinde hep 29 Mart’ta Güneydoğu’yu kazanma iddiasını bir koz olarak kullanmış olduğu da düşünülürse hasarın çapı daha iyi anlaşılabilir. Mardin dışında (ki onun da önemli ilçelerinin çoğu DTP’de) Güneydoğu belediyelerinde olmayan AKP’nin DTP’yi muhatap almama politikasını daha fazla sürdürmesi mümkün görünmüyor.MERKEZ PARTİSİ OLMA İDDİASI YARA ALDI: Güneydoğu’yu alamayan AKP Batı’da da çok büyük bir şoka uğradı. Kaybedilen 18 ilin 15’i Batı Karadeniz, Ege, Akdeniz ve Trakya’da yer alıyor. Ayrıca İstanbul, İzmir başta olmak üzere önemli Batı illerinde yeni merkez ilçeler kazanılamadığı gibi, birçoğu da kaybedildi. Örneğin İzmir’de ilçe sayısını 7’den en az 10’a çıkarmayı düşünen AKP bu ilde sadece bir ilçe aldı. İstanbul’da da Sarıyer, Kartal, Maltepe başta olmak üzere çok sayıda ilçe CHP’ye kaptırıldı. Sonuçta AKP’nin 29 Mart’ta, RP’nin 1994’teki performansının biraz aşabildiğini söylersek 15 yıl boyunca merkeze taşınma adına harcanan emeğin birçoğunun heba olduğunu fark edebiliriz.DÖRT KOLDAN ÇEMBERE ALINDI: 22 Temmuz sonrası ortaya çıkan “tek partili demokrasi” görüntüsü 29 Mart’ta iyice dağıldı. Bu seçimden çok ağır yaralar alan AKP’nin karşısında, yine bu seçimden güçlenerek ve özgüvenle çıkan dört ayrı rakip var: Özellikle büyükşehirler ve Batı bölgelerinde CHP; geleneksel olarak İç ve Doğu Anadolu’da, ama esas olarak Batı Karadeniz ile Ege-Akdeniz bölgesinde MHP; Güneydoğu’da DTP ve Milli Görüş hareketinin köklerinin olduğu tüm seçim bölgelerinde SP. AKP’nin önünde şu seçenekler var: Ya muhalefetin bir blok oluşturmasına engel olacak, ya içlerinden biri ya da birden fazlasıyla geçici veya kalıcı ittifaklar yapacak ya da dört cephede birden bunlarla mücadele edecek. SANDIKTAN YENİLEBİR OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI: Kuruluşundan kısa süre sonra girdiği ilk seçimden tek başına iktidarla çıkan ve daha sonraki iki seçimde de oylarını artıran AKP’nin yenilmezlik imajı 29 Mart’ta sona erdi. Siyasi hayatımızda bir kere inişe geçen partilerin kolay kolay kendilerini toparlayamadıkları biliniyor. AKP benzer bir akıbete uğramamak için çok çalışmak, kendini yenilemek, bu arada hükümet işlerini, özellikle de ekonomiyi iyi idare etmek ve muhalefetle dört cepheden savaşmak zorunda. Bütün bunlar için gerekli olan enerji ve yaratıcılığı bulup bulamayacağını yarın tartışmak üzere.YARIN: AKP NEDEN KAYBETTİ? BUMDAN SONRA NE YAPILABİLİR?

Devamını Oku

29 Mart’ın kazananları

31 Mart 2009

-Her ne kadar birileri ısrarla AKP’nin güven tazelediğini kanıtlamaya çalışsalar da 29 Mart yerel seçimlerinin ilk ve en büyük kaybedeninin iktidar partisi olduğu ortada. Eğer Erdoğan’ın dediği gibi bu yenilginin sonuçlarından ders çıkarılacak ve gereği yapılacaksa bir dizi uygulama ve değişiklikle karşı karşıya kalabiliriz. Kabine revizyonu, parti üst yönetimi ve TBMM Grup yönetiminde değişiklik gibi tartışmaları yarına erteleyip bugün 29 Mart’ın galiplerini ve öne çıkan isimleri ele almak istiyorum:Esas galip MHP: Bu seçimlerin tartışmasız en kârlı çıkan partisi MHP oldu. Öyle ki MHP’nin büyük sıçrama yaptığı on yıl önceye döndüğünü bile ileri sürebiliriz. MHP 1999 yerel seçimlerinde bu seferkinden sadece bir puan fazla almıştı. MHP 29 Mart’ta Niğde’yi AKP’ye, Iğdır’ı DTP’ye kaptırmak -ki başkan Nurettin Aras seçime kısa süre kala AKP’ye geçmişti- dışında genel olarak başarılı bir performans gösterdi. MHP DSP’den Bartın’ı aldı. İktidar partisindense muhtemelen 7 il belediyesi kazanacak. Zira Adana’da Aytaç Durak, Karabük’te Rafet Vergili’nin durumları bu yazı yazılırken henüz kesinleşmemişti. MHP’nin en büyük başarısı, hiç kuşkusuz, eğer resmileşirse Adana olacak. Bunun ne kadarı Durak’ın, ne kadarı partinin eseri olduğu tartışılır ancak MHP 1999’da Erzurum’dan sonra ilk kez büyükşehir kazanmış olacak.Diğer beş ilden tartışmasız en önemlisi Manisa. MHP’den seçilen Manisaspor eski Başkanı Cengiz Ergün, hem Bülent Arınç, hem de AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi’yi hayli zor durumda bırakmış olmalı. İkinci sırada Balıkesir ve burada seçilen İsmail Ok geliyor. Bu arada beş yıl sonra belediye başkanlıklarını devralan Isparta’da Yusuf Ziya Günaydın ile Uşak’ta Ali Erdoğan’ı da hesaba katmak gerek. Fakat MHP’de yerel yönetim denince akla iki isim geliyor: 29 Mart’ta Kastamonu’da üçüncü kez seçilen Turhan Topçuoğlu ile Ankara Büyükşehir yarışında şaşırtıcı bir başarı elde eden Mansur Yavaş.Güneydoğu’da hiç, Trakya’da pek etkili olamayan MHP esas çıkışını İç Ege, Akdeniz ve Batı Karadeniz’de yaptı; yani taşradan kente doğru yönelişini bu sefer de sürdürdü. Bununla birlikte İç ve Doğu Anadolu’da AKP’nin en büyük rakibi olma özelliğini de korudu. Önümüzdeki dönem AKP’yi en fazla rahatsız edecek partinin MHP olacağını kestirebiliriz. Fakat bunun gerçekleşebilmesi için MHP’nin yeni konumuna uygun daha kentli bir söylem geliştirmesi ve bu profile uygun yeni isimleri vitrine çıkarması gerekebilir.İkinci galip DTP: DTP bütün olanaksızlıklar ve sağdan soldan (devlet, hükümet, İmralı, Kandil) baskı ve engellemelere rağmen çok çarpıcı bir sonuç elde etti. Oy oranını çok fazla artırmamakla birlikte üç yeni il ve çok sayıda yeni ilçe belediyesi kazandı ve elindeki kaleleri teslim etmedi. Öncelikle DTP’nin en sivrilen isminin Diyarbakır’da yüzde 60’ı aşan Osman Baydemir olduğunu vurgulayalım. Zaten parti içinde önemli bir yeri olan Baydemir bu sayede gücünü daha da artırdı. AKP’nin çok ciddi asıldığı Batman’da genç Nejdet Atalay da hayli başarılı oldu. Fakat henüz 32 yaşında olan ve Öcalan’ın avukatları arasında yer alan Bekir Kaya’nın Van’da yüzde 51 oyla AKP’li Bekir Yenigün’ü devirmesi bu seçimin en dikkate değer olaylarından biri oldu. Siirt’te de yıllarca hapis yatan eski DEP Milletvekili Selim Sadak, belediyeyi AKP’den alarak Erdoğan’ı özel olarak rahatsız etti. Ayrıca Iğdır’da AKP-MHP kavgası sayesinde aradan sıyrılan Mehmet Nuri Güneş’i ve Mersin’de beş yıl sonra yeniden Akdeniz ilçesini kazanan Mehmet Fazıl Türk’ü de anmak gerek.DTP’nin bu başarısı AKP’nin Kürt politikasının iflas ettiğinin kanıtı olarak görülebilir. Başbakan Erdoğan herhalde DTP’yi daha fazla yoksayamayacaktır. Zira PKK’nın silahsızlandırılmasının tartışıldığı şu günlerde DTP realitesinin baypas edilmesinin imkansız olduğu açık. Fakat DTP’nin bu yeni sürece olumlu anlamda nasıl katkı sağlayabileceği de kuşkulu. DTP’nin bu sayede PKK karşısında belli bir özerkliğe kavuştuğunu söyleyebiliriz. Fakat bunun ayarını çok ince yapmaları gerekiyor. Bir de, eğer bu sonuçlara bakıp iyice uzlaşmaz bir tutum içerisine girme ihtimallerini de akılda tutmak lazım.Gizli galip CHP: İlk gün yapılan yorumlarda CHP’nin birkaç puan artırmış olmasına bakıp, bu partinin galip olmadığı, hatta mağlup olduğu ileri sürülebildi. Büyük ölçüde Baykal antipatisinden kaynaklanan bu yaklaşımın isabetli olduğunu düşünmüyorum. Önce CHP’nin sadece Trabzon’u kaybettiğini ve zaten bu ili tutmasının imkansız olduğunu hatırlayalım. Ardından AKP’den aldığı illere bakalım: Zonguldak, Sinop, Tekirdağ, Giresun, Antalya ve Aydın. Erdoğan’ı bu seçimde en çok Antalya’nın yaraladığı anlaşılıyor. Prof. Mustafa Akaydın sürpriz bir şekilde 2004’te DYP’ye gitmiş olan oyların büyük çoğunluğu alarak CHP’nin oylarını 15 puan artırdı. Bir diğer sürprizse Aydın’da yaşandı, MHP, AKP ve DP’nin kıyasıya rekabetinden istifade eden Özlem Çerçioğlu seçilmeyi bildi. CHP’nin bu seçimde en parlak isimleriyse kesinlikle İzmir’de Aziz Kocaoğlu ile İstanbul’da Kemal Kılıçdaroğlu-Gürsel Tekin ikilisi oldu. AKP’nin başlarda kolay lokma gördüğü Kocaoğlu, hem selefi Ahmet Piriştina’dan daha çok oy aldı, hem de yarattığı rüzgarla iktidar partisinin İzmir’de tek bir belediye bile kazanamamasında etkili oldu.Kılıçdaroğlu için çok söz söylendi ancak onun başarısının ardında eski CHP İl Başkanı Tekin’in olduğu muhakkak. 1980 ortalarının RP’sini andırır bir örgütlenme ve seçim stratejisi hayata geçirmiş olan Tekin, eğer Baykal’dan gerekli desteği görür ve Kılıçdaroğlu ile birlikte hareket etmeyi sürdürürse CHP’yi parlak günler bekliyor olabilir. Zira 29 Mart sonuçları CHP’nin yeniden büyük şehir partisi olduğunu kanıtladı. Şöyle ki Türkiye’nin kalbi olan İstanbul, Ankara ve İzmir’de belediye seçimlerinde AKP 4 milyon 666 bin toplam oy almış gözükürken CHP onun yaklaşık 100 in oy gerisinde kaldı, 4 milyon 478 bin oya ulaştı.Diğer galipler: DSP adına Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen, Ordu’da Seyit Torun, İstanbul Şişli’de Mustafa Sarıgül; Yalova’da akrabalık ilişkileri sayesinde DP’den Yakup Koçal; Muhsin Yazıcıoğlu’nun memleketi Sivas’ta BBP adayı Doğan Ürgüp 29 Mart’ın diğer galibiyet öykülerine imza attılar. Ama bu seçimin en büyük galibi hiç tartışmasız Şanlıurfa’da Ahmet Eşref Fakıbaba oldu. Erdoğan’ı “ceketinizi yollasanız seçilir” diye şaşırtan AKP Şanlıurfa milletvekillerinin yerinde olmak istemezdim doğrusu.YARIN: 29 MART’IN KAYBEDENLERİ

Devamını Oku

Bir dönem sona erdi

30 Mart 2009

Saat 23.00 itibariyle seçim sonuçlarına baktığımda AKP’nin mağlup, CHP, MHP ve DTP’nin galip olduğunu söyleyebilirim. Hiçbir ilde belediye başkanlığı kazanamayan SP ise bazılarının beklediği patlamayı yapamamışa benziyor. Eskişehir ve Ordu’yu güçlü bir şekilde koruyan, Şişli’de yeni transfer Mustafa Sarıgül ile nerdeyse rekor kıran DSP daha bir müddet varlığını sürdürecek gözükürken, Yalova ve Aydın istisnası dışında DP’nin etkisiz, ANAP’ınsa yok olduğunu söyleyebiliriz.En büyük yarışın Ankara’da AKP-CHP ve MHP arasında olacağını sanıyorduk. Tam öyle olmadı, bunun yerine İstanbul’da beklenmedik bir şekilde kıran kırana yarış yaşanıyor. Bu yazıyı kaleme alırken İstanbul’da sonuç henüz belli olmamıştı ancak bu aşamadan sonra Kemal Kılıçdaroğlu, kaybetse bile “galip sayılır bu yolda mağlup” sayılacaktır.Seçim kampanyasaı çok sönük ve heyecansız geçmişti, ama seçim sonuçları hiç de öyle olmadı. İlk verilere baktığımızda bir dizi önemli siyasi sonuç çıkarabiliriz. Bazılarını hızla sıralamaya çalışayım:1) Sanıldığı gibi seçmen yerel seçimleri hiç de genel seçimler olarak algılamamış. Birçok ilde adayların partilerin çok önüne çıkması bunun açık bir kanıtı. Yılmaz Büyükerşen (Eskişehir), Seyit Torun (Ordu), Aytaç Durak (Adana), Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul), Mansur Yavaş (Ankara) ilk akla gelenler.2) AKP Lideri Erdoğan, aday belirlemede ne kadar yanlış yaptığını herhalde dün gece anlamıştır. O kadar iddialı olduğu İzmir, Diyarbakır, Adana, Mersin, Eskişehir gibi yerlerde uğradığı başarısızlıkta aday seçimi çok belirleyici oldu. Tabii bu noktada en çarpıcı örnek Şanlıurfa’da yaşandı. Ahmet Eşref Fakıbaba, “Erdoğan ceketini yollasa kazanır” efsanesinin balon olduğunu gösterdi. Fakıbaba bence bu seçimlerin baş kahramanıdır.3) DTP’nin Diyarbakır ve Batman’ı korurken aldığı sonuçlar ve Van, Siirt gibi önemli illeri alacak gözükmesi, Güneydoğu’da “kimlik politikası”na karşı “hizmet politikası”nın yürümediğini ve iktidar partisinin Kürt politikasının çöktüğünü bize net olarak gösterdi.4) Bu seçimin en büyük galibi sanırım MHP oldu. Bu partinin Adana, Ankara, Aydın, Balıkesir, Isparta, Manisa, Osmaniye, Uşak, Bartın gibi illerde gösterdiği performans 1999 seçimleriyle kıyaslanabilir. MHP’nin, kıyı şeritlerinde patlama yaparken İç ve Doğu Anadolu’da daha iyi neticelere ulaşması da dikkat çekici. Bundan böyle AKP’nin en büyük sıkıntı kaynağının MHP olacağını söyleyebiliriz.5) CHP de İstanbul’da şaşırtıcı çıkışına ek olarak, Trabzon dışında, elindeki belediyeleri oyunu artırarak korudu ve artı olarak Tekirdağ, Zonguldak, Sinop, Antalya ve Giresun’u da kazanmak üzereydi. Kılıçdaroğlu seçilse de seçilmese de önümüzdeki dönemde hem CHP’nin, hem de tüm Türkiye’nin gündemini belirleyecektir.6) AKP’nin mağlubiyetinin farklı okumaları olacaktır. Bunlardan bazılarını sıralayacak olursak:“Seçmen ekonomik krizin faturasını bir ölçüde iktidara kesti.“Erdoğan aday belirlemede çok büyük hatalar yaptı.“Erdoğan partisi” olması AKP’nin önünü ciddi bir şekilde tıkadı. AKP lideri çok ağır bir yükün altında ezildi.“Toplumdaki kutuplaşmayı tırmandırmak AKP’nin aleyhine oldu.“İstanbul, Antalya, Adana, Ege ve Akdeniz’in gelişmiş bölgeleri ve Batı Karadeniz’de alınan sonuçlar, seçmenin AKP’yi “merkez partisi” olarak görmediğini gösterdi.“Kürt sorunu konusundaki inişli çıkışlı grafiği Güneydoğu seçmenini ciddi bir şekilde rahatsız etti.Bu seçimlerden önce hep 1989’daki yerel seçimlere, yani ANAP’ın beklenmedik oy kaybına atıflarda bulunulmuştu. 20 yıl sonra aynı senaryonun tekrarlandığı söylenemez ama AKP’nin her seçimde oyunu artırma efsanesinin sona erdiği çok açık. 30 Mart sabahından itibaren Erdoğan ve arkadaşlarının en büyük sorunu bu inişi durdurmanın yollarını aramak olacak. Bunun hiç de kolay olmayacağı açıktır. Bir kere düşüş başlamayagörsün trenden peşpeşe ayrılmalar başlayabilir. Bundan böyle hem CHP, hem MHP, hem DTP, hatta bir ölçüde SP de, kendilerine daha güvenli bir şekilde iktidar partisini yıpratmayı sürdüreceklerdir.29 Mart yerel seçimleri, 2002 Kasım ayından beri yaşanan bir dönemin artık sona erdiğini ilan etmiştir. Bundan sonra neler olacağını kestirebilmek şimdilik pek güç.

Devamını Oku

Seçim gecesi sonuçları takip kılavuzu

29 Mart 2009

Öncekilere kıyasla hiç ama hiç heyecanlı geçmeyen, üstelik BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve yanındakilerin trajik bir şekilde hayatlarını kaybetmeleriyle sonlanan bir seçim kampanyasının ardından yarın oylarımızı kullanacağız. Muhsin Yazıcıoğlu ile Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, Erhan Üstündağ, Kaya İstektepe ve meslektaşımız İsmail Güneş’e Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilerim.Önümüzde “Seçim sonuçları ne olur?” sorusu duruyor. Şu ana kadar yayınlanan anketlerden farklı sonuçlar çıktı, ortalığı daha fazla bulandırmanın hiçbir hayrı olmaz. Bu nedenle oy oranları hakkındaki tahminlerimi kendime saklamak istiyorum. Şu kadarını söyleyeyim, 22 Temmuz 2007 seçim sonuçlarından çok çok farklı bir durumla karşılaşacağımızı sanmıyorum. Fakat o seçimde az da olsa belli bir varlık göstermiş olan bazı partilerin iyice silineceğini, onlardan gelecek 6-7 puanınsa AKP, CHP, MHP ve bir ölçüde DTP ve SP tarafından paylaşılacağını düşünüyorum. Bu nedenle “mağlubu olmayan bir seçim” ile karşı karşıya kalabiliriz.29 Mart gecesi şahsen şu noktalara dikkat edeceğim:AKP açısından:1... 22 Temmuz’un (yüzde 46.5) üstüne çıkabilecek mi? Altında kalırsa 2004 yerel seçimlerinin (yüzde 41.6) üstüne çıkabilecek mi? Erdoğan 2004 sonuçlarını kendi çıtaları olarak gösteriyor ki Adil Gür’ün araştırmasının AKP’ye yüzde 39-40 arası bir oy verdiğini düşünürsek, bunun gerçekleşmesi iktidar partisi için tam bir başarısızlık olur.2... Elindeki büyükşehirlerin tümünü (İstanbul, Ankara, Samsun, Gaziantep, Erzurum, Kayseri, Sakarya, Antalya, Adana ki her ne kadar Aytaç Durak MHP’ye geçmiş olsa da AKP tarafından kazanılmıştı) koruyabilecek mi? Bunlardan herhangi birinin, hele birden fazlasının kaybı, oy oranı ne olursa olsun AKP için bir yıkım olur. Hele İstanbul veya Ankara’dan birinin gitmesinin yol açacağı depremi tasavvur etmek bile zor.3.. CHP’nin elindeki İzmir ve Mersin, DSP’nin elindeki Eskişehir, DTP’nin elindeki Diyarbakır büyükşehir belediyelerinden birini veya birden fazlasını alabilecek mi? Alamaması da AKP’nin başarısızlığı olarak yorumlanacak.4 <.../b>Başka partilerin elindeki il belediyelerinden (özellkike Trabzon, Ordu, Batman) ve İstanbul’da Bakırköy, Kadıköy, Beşiktaş, Avcılar; Ankara’da Çankaya, İzmir’de Konak, Karşıyaka gibi merkezi ilçelerden kazanacağı olacak mı?5 Elindeki illerden ve İstanbul ile Ankara’nın ilçelerinden kaybı olacak mı? Bu noktada çok rivayet dolaşıyor. Şanlıurfa, Van, Siirt, Malatya, Bingöl, Aydın gibi bazı illerde değişik partilerden ya da bağımsız adayların AKP’yi epey zorladığı ileri sürülüyor.CHP açısından:1 Oyunu 22 Temmuz’a göre ne kadar artırabilecek?2İzmir ve Mersin’i koruyup yanına bir başka büyükşehir, mesela İstanbul, Ankara veya Gaziantep’i katabilecek mi?3 Kemal Kılıçdaroğlu nasıl bir performans gösterecek? Elde edeceği sonuç CHP içi dengeleri değiştirecek mi?MHP açısından:1 Oyunu 22 Temmuz’a göre artırabilecek mi? Ne kadar?2 Adana’da Durak ile potaya giren MHP, Mersin, Erzurum ve en önemlisi Ankara büyükşehir seçimlerinde nasıl bir performans gösterecek? Mansur Yavaş’ın Ankara’da seçilmesi halinde MHP’nin seçimin en büyük galibi olacağı kesin. Kazanamasa bile, bu seçimin tartışmasız kare ası arasında yer alan Yavaş MHP içinde nasıl bir konuma sahip olacak?DTP açısından:1 Bu seçim AKP için olduğu kadar DTP için de bir tür referandum olacak. Bu nedenle ilk soru şu: DTP Diyarbakır’da iddia edildiği gibi yüzde 60’ı yakalayabilecek mi?2 Batman’ı ve bunun yanında Şırnak, Hakkari ve Tunceli’yi koruyabilecek mi?3En önemlisi AKP’nin elindeki Van, Siirt, Mardin, Bingöl, Muş, Ağrı gibi illerden bir ya da birden fazlasını alabilecek mi? SP açısından:Numan Kurtulmuş’la belli bir dinamizm yakalamış olan SP için eşiğin yüzde 5 olduğunu düşünüyorum. Bunun üstü başarı, altı başarısızlık olur. Bununla birlikte, oy oranı ne olursa olsun kazanılacak herhangi bir il (Bingöl, Malatya, Tokat, Çorum) veya İstanbul’da ilçe (Üsküdar, Sultanbeyli...) belediyesi SP’nin geleceğe umutla bakmasına neden olabilir.Yarışın en heyecanlı geçmesini beklediğim illeriyse şöyle sıralayabilirim:Ankara (AKP-CHP-MHP), Adana (MHP-AKP-CHP), Mersin (CHP-MHP-AKP), Erzurum (AKP-MHP), Gaziantep (AKP-CHP), Trabzon (CHP-AKP), Ordu (DSP-AKP), Şanlıurfa (Bağımsız-AKP-DTP), Batman (DTP-AKP), Bingöl (AKP-SP-DTP), Van (AKP-DTP), Siirt (AKP-DTP), Malatya (AKP-SP-MHP), Aydın (DP-MHP-AKP), Çorum (AKP-SP)

Devamını Oku

Teşekkürler Alper

26 Mart 2009

Lafı uzatmaya hiç gerek yok: Darbe girişimlerinin ciddiye alınıp yargıya intikal ettirilmesi her açıdan son derece sevindirici bir gelişmedir. Bu bakımdan 2. İddianame ile birlikte Ergenekon soruşturmasının daha anlaşılır, sahici ve umut verici bir aşamaya geldiğini söyleyebiliriz. Kuşkusuz Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz, Eldiven gibi değişik planların hazırlandığı birer iddiadır. Zanlılardan, bu iddiaların asılsız olduğunu kanıtlamaları beklenemez. Her hukuk devletinde olduğu gibi Türkiye’de de savcılar bu darbe girişimi ve bunlara zemin hazırlamak için çeşitli terör faaliyetlerine girişildiği iddialarını delillerle kanıtlamakla yükümlüdürler. Bu nedenle, zanlılara adil yargılanma imkanları tanınmasını ve savunma haklarını sonuna kadar kullanmalarına izin verilmesini istememiz gerekir.Ergenekon ile ilgili bugüne kadar çok sayıda yazı kaleme aldım ve bunların hemen hepsinde evrensel hukukun temel kaidesi olan “masuniyet karinesi” ne, yani mahkeme tarafından suçlu oldukları sabit bulunana kadar her zanlının masum olarak kabul edilmesi ilkesine sadık kalınması gerektiğini vurguladım. Buna paralel olarak, Ergenekon kapsamında soruşturulan kişilerle aramda, kendimi bildim bileli varolan siyasi bakış farklılıklarının altını çizmeye de özen gösterdim. Şöyle ki, kimini şahsen, bazılarını gıyaben tanıdığım Ergenekon zanlılarının büyük çoğunluğunun demokrasiye inandığını, onu korumak ve geliştirmeyi ilke edindiğini düşünmüyorum. Onların “irtica”, “bölücük” gibi tehditleri aşırı bir şekilde öne çıkararak Türkiye’de otoriter ve hatta totaliter bir rejim kurmak istediklerine inanıyorum. Bu amaçlarına ulaşabilmek için demokrasi ve yasa dışı yollara tevessül edebilecekleri iddialarınıysa hiç de yabana atmıyorum.Bu yüzden başından itibaren, Nokta Dergisi tarafından yayınlanan “darbe günlükleri”nin doğru olmasının yüksek ihtimal olduğunu düşündüm. Bu açıdan Nokta ve yöneticisi Alper Görmüş’ün cesaret ve gazeteciliğini takdir ettim. Fakat Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen söz konusu günlüklerin ele geçirilmesinin Nokta ve Görmüş’ün başarısı olamayacağını tahmin ediyor ve bunun arkasında çok iyi organize olmuş bir odağın bulunması gerektiğini düşünüyordum. Dolayısıyla günlükleri tartışmanın yanı sıra, bunun kimler tarafından ve neden servis edildiğini tartışmanın da demokrasimiz açısından hayırlı olduğunu savundum. Maalesef Türkiye, isabetli bir şekilde günlükleri masaya yatırırken bunun kaynağını tartışmadı, tartışamadı, daha doğrusu tartışılmasına izin verilmedi. Tıpkı birbiri peşi sıra servis edilen telefon ve ortam dinlemelerinin kaynağını sorgulayamadığımız gibi.Her neyse. Bugün Türkiye’de darbe girişimleri iddiaları adalet mekanizması tarafından sorgulanıyorsa buna katkıda bulunan herkese teşekkür etmemiz gerekiyor. Ne yazık ki benim de 1985 yılında gazeteciliğe merhaba dediğim Nokta Dergisi, büyük ölçüde bu günlükleri yayınladığı için kapanmak zorunda kaldı. O dönemki Nokta çalışanlarına ve ne zamandır “yarı inziva” hayatı yaşayan dostum Alper Görmüş’e teşekkürler. Yine de ondan bir cesur gazetecilik hareketi daha yapmasını ve günlükleri kendisine sızdıranların, varsa demokrasi dışı emellerini de ortaya çıkarmasını bekliyorum.

Devamını Oku

CHP’nin iki tarihi yanılgısı

22 Mart 2009

Gürsel Tekin’in il başkanlığıyla açılım üstüne açılım yapan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla gerçekten iyi bir rüzgar yakalamış olan CHP, RP-FP-AKP çizgisinin İstanbul’daki 15 yıllık hakimiyetine son verme iddiasıyla yola çıktı. Bu bakımdan, AKP ile aynı gün Kazlıçeşme’de miting düzenlemek istediklerini öğrenince çok da yadırgamadık ve büyük bir merakla o günün gelmesini bekledik. Herhalde dedik, CHP’liler varlarını yoklarını ortaya koyacak ve AKP’lilerin yüreğini ağızlarına getirecekler. Ama daha o gün gelmeden CHP’nin miting yeri Kazlıçeşme’den Çağlayan’a taşındı. Aynı alanda SP’nin de miting düzenleyecek olması işleri iyice karıştırdı ve nihayet dün o tarihi olay yaşandı. Ama her iki mitingi de sonuna kadar yerlerinden izlemiş biri olarak hiç de tarihi bir olay yaşamadığımız sonucuna vardım. Olsa olsa CHP’nin “tarihi bir yanlışı”dır söz konusu olan. Çünkü dün ana muhalefetin İstanbul’da iktidar partisiyle, en azından miting düzenleme konusunda yarışamayacağını -en azından şimdilik- çıplak gözle gördük. Hangi mitingin daha kalabalık olduğunu tartışmaya bile gerek yok. Nitekim insanlar CHP’nin mitingine çok kolay ulaşıp, meydanı çok kolay terk ederken AKP’ninkine gitmek ve oradan dönmek için epey çile çektiler. Her iki mitingteki coşkuya gelince: CHP kitlesi muhalefette olmanın doğal sonucu olarak daha kızgın ve hareketli gözüktü ancak AKP’liler de, hele Erdoğan kürsüye geldikten sonra, bütün mitinglerde olduğu gibi epey coştular. Bu arada, birçok yorumcunun hemfikir olduğu bir başka tarihi hatanın altını ısrarla çizmek lazım: İstanbul’da CHP’yi Kılıçdaroğlu ve bir ölçüde Tekin sürüklüyor. Dün Çağlayan’a gelenler içinde çok kişi bize “Baykal değil Kılıçdaroğlu için geldim” dedi. Ama mitingte kendisi konuşmadı ya da konuşturulmadı. Bir yerel seçim öncesi, böylesi karizmatik bir adayın taraftarlarına ve tüm Türkiye’ye seslenmemesindeki mantığı çözmek mümkün değil veya çok kolay!Kayseri farkıDün İstanbul’daki AKP realitesine, büyük ölçüde CHP’nin stratejik hatalarının da katkısıyla bir kez daha tanık olduk. Tekin ve arkadaşlarının İstanbul’da AKP ile aralarındaki örgütsel mesafeyi kapatabilmek için daha fazla zaman, enerji ve imkana ihtiyaçları olduğu kesin. Fakat yine dün AKP’nin hem İstanbul, hem Türkiye’de aşınmakta olduğunu da gördük. Örneğin dünkü miting, katılım ve heyecan açısından aynı yerde 15 Temmuz 2007’de yapılanın epey gerisindeydi. Bu konuyu tartıştığım bazı AKP’liler koşulların farklı olduğunu (örneğin 27 Nisan e-muhtıras...) hatırlattılar ve haksız da değildiler, fakat 15 gün önce yapılan Kayseri mitinginin 22 Temmuz öncesi yapılan Abdullah Gül’lü mitingi aşmış olduğunu da akıldan çıkarmamak lazım. Alakasız gibi görünebilir ama bir başka kıyaslamayı da önceki gün Diyarbakır’da yapılan Nevruz kutlamalarıyla yapabiliriz. Kazlıçeşme Diyarbakır Nevruz’un birçok açıdan hayli gerisindeydi ki bu karşılaştırma, AKP’nin ne ölçüde bir “halk hareketi” olduğunu tartışmamızda epey yararlı olabilir.Herkes medyaya kızgınSon olarak AKP ve CHP taraftarlarının medyaya bakışını da karşılaştırmak istiyorum: Sabah Çağlayan Meydanı’nda birçok CHP’linin sert eleştirilerine maruz kaldım. Öğleden sonraysa bazı AKP’liler beni Baykalcı olmak suçladı. Tabii her iki taraftan da biz gazetecilerle medeni ölçüde tartışan, sohbet edenler de vardı. AKP ve CHP’nin uçlarında yer alanların, birebir kendileri gibi düşünmeyenleri karşı kampın adamı, hatta “ajanı” olarak suçlamaları bu ülkenin kutuplaşmada ne acı bir noktaya ulaşmış olduğunu gözler önüne seriyor. Tabii Erdoğan’ın her sefer konuşmasının önemli bir bölümünü medyaya saldırıya ayırıyor olması, tabandaki bazı tahammülsüzleri biz gazetecilere karşı daha da saldırganlaştırabiliyor. Ve korkarım artık bu konuda geriye dönüş de mümkün değil.

Devamını Oku