Medya yazıları... Cumhuriyet’in başına Hasan Cemal geçebilir mi?..

Utku Çakırözer TRT’De Ateş Hattı programını yaparken, benim yanımda çalışıyordu;

“Akıllı, zeki ve çalışkan bir muhabirdi...”

1995 yılında TRT’den ayrılıp Ateş Hattı programını İstanbul’a taşıyarak Star televizyonuna transfer ettiğimde, Utku Ankara’da kaldı...

Milliyet gazetesine girdiğini öğrendim...

Başkentte, yıllar içinde meslek merdivenlerinde yükseldi ve önce Ankara temsilciliği, sonunda da, ateşten gömlek olan; böyle bir dönemde Cumhuriyet gibi bir gazetenin genel yayın yönetmenliğini üslendi...

***

Dediğim gibi ateşten bir gömlekti giydiği...

Uzun süre bu görevde kalması mucizeydi...

O da kalabileceği kadar kaldı...

Dün ayrıldı...

Utku’nun ayrılmasıyla medyada bir “fırtına” koptu...

Cumhuriyet’in başına kim geçecekti?..

Sınıf arkadaşım Can Dündar ile;

Milliyet’ten uzun yıllardan gelen dostum Umur Talu’nun isimleri ön plana çıktı dün internet sitelerinde...

***

Can; zaten Cumhuriyet gazetesinde yazıyordu...

Onun genel yayın yönetmenliği sürpriz olmazdı...

Umur Talu; Milliyet gazetesine; Cumhuriyet’ten gelmişti...

Orijini orasıydı...

Meslekte bu noktada genel yayın yönetmenliği yapmak ister miydi bilmem; ama ikisi de Cumhuriyet’te yayın yönetmenliği yapabilecek isimlerdi...

***

Ancak ben; sanki bu dönemde çok başka bir ismin Cumhuriyet gazetesine genel yayın yönetmeni olarak düşünülebileceğini hissediyordum...

Öyle bir isim ki;

Cumhuriyet gazetesine; kamuoyunda yeni bir rüzgar yaratsın... Öyle bir isim ki;

tarihte Cumhuriyet gazetesinin ikiye bölünmesiyle; ağır bir mücadelenin sonunda genel yayın yönetmenliğini bırakmak zorunda kalmış olsun...

***

Öyle bir isim ki;

Yıllar önce Cumhuriyet gazetesinde “İlhan Selçuk, Uğur Mumcu ve Ali Sirmen’in başını çektiği ulusalcı kanata” karşı, “gazetenin sahiplerinden Emine Uşaklıgil ve yazı işleri müdürü Okay Gönensin’le beraber” karşı mücadeleye tutuşmuş olsun...

Gazetenin ‘harcı’ sayılan bir genel yayın yönetmeni olsun...

***

Cumhuriyet gazetesi bugün mazideki “ulusalcı-demokrat ayrımını ve bölünmesini” yaşamıyor...

Tarih iki tarafın arasındaki, derin ayrılıkları kırdı, yamadı, birleştirdi, yakınlaştırdı...

Siyasi fay hatları, kalkınca ortadan; fay hattının mazide bir tarafında kalıp görevi terk eden genel yayın yönetmenine; bugünlerde “yeni misyon biçilmesi”; ona “göreve gel, gazeteye ağabeylik yap, gazeteyi kaldır” denmesi akla yakın bir ihtimal...

***

Bir süredir “nereden geldiği belli olmayan bu sezgi” içimi kaşıyor...

Utku dün görevden ayrılınca; elim ister istemez, Hasan Cemal’in yazısına gidiyor...

T24 internet portalında Hasan Cemal’in yazısını arıyorum... Hayret!..

Hasan Cemal; “Uzun zamandır hiç izin yapmadım... On gün için izninizi istiyorum...” diye okuyucularından izin istiyor...

Yıllık izin günlerinde bile “dünya kupasında maç izleyip, maç yorumu yazan” Cemal; kışın ortasında on günlük izin alıyor...

İlginç bir gelişme...

Hasan Cemal; seçimlerin yaklaştığı, siyasetin keskinleştiği bu günlerde mesleki finali anlamında Cumhuriyet’in başına gelebilir mi?..

Ona böyle bir misyon teklif edilir mi?..

O bu teklifi 70 yaşını aştığı bugünlerde kabul edebilir mi?..

Kim bilir?..

*****

GAZETECİLİKTE 35 YAŞ...

Otuzbeşinci yaşımı dolduruyorum gazeteci olarak bugünlerde...

1980’in Ocak ayında başlayan meslek serüveni, hiç kesintiye uğramadan, sürüp gidiyor...

Otuz beş yıl içinde kaç kere “bırakmayı” düşünüyorum gazeteciliği hatırlamıyorum...

Kaç kere, “küsüyorum, darılıyorum, bir daha yapmayacağım” diye yemin ediyorum anımsamıyorum... Sonunda otuz beş yılı, hiç ara vermeden, hiç bir işe bulaşmadan yapıp bitiriyorum...

***

Cahit Sıtkı ünlü şiiri ‘35 Yaş’ı; bir ömrün yarısını anlatmak için yazar...

OTUZBEŞ YAŞ

“Yaş otuzbeş, yolun yarısı eder...

Dante gibi ortasındayız ömrün...

Delikanlı çağımızdaki cevher

Yalvarmak yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider...

***

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?..

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?..

Ya gözler altındaki mor halkalar?..

Neden böyle düşman görünürsünüz?..

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar...

***

Zamanla nasıl değişiyor insan...

Hangi resmime baksam; ben değilim...

Nerede o günler, o şevk, o heyecan

Bu güler yüzlü adam ben değilim...

Yalandır kaygısız olduğum yalan...

***

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız..

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız...

***

Gökyüzünün başka rengi de varmış!..

Geç fark ettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar ateş yakarmış...

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış...

***

Ayva sarı, nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?..

Nerden çıktı bu cenaze; ölen kim?..

Bu kaçınca bahçe; gördüm tarumar?..

***

Neylersin ölüm herkesin başında...

Uyudun uyanmadın olacak...

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak?..

Taht misali o musalla taşında...”

CAHİT SITKI TARANCI

***

Dün otuzbeşinci gazetecilik yılımı düşünüyorum sabahın erken saatlerinde...

Uzun bir yürüyüşe çıkıyorum...

Şevkle, heyecanla yürüyorum Boğaz boyunca...

Kilometrelerce yürüyorum, yürüyorum...

Çocuklarımı alıyorum tenise götürüyorum... Onlar tenis çalışırken, parkur buluyorum yine yürüyorum...

Güneş var İstanbul’da dün... Kendimi sadece “gazeteci hissetmediğimden mi nedir?..

Cahit Sıtkı ustaya inat!..

Bir iyimser bir iyimserim dün...

Aynalarla barışık...

Güneşle barışık...

Kendimle barışık...

Sevgiyle sarmalanıyoruz çocuklarla dün... Aşkla büyüyoruz hep beraber yudum yudum...

DİĞER YENİ YAZILAR