Şu sözde ses, yetenek yarışmaları, evlendirme programları vs. izlerken bize göre eğlenceli olabilir.
Ama özellikle katılımcıların daha sonra yaşadıklarını düşünürsek, sonuçlar son derece can sıkıcı olabiliyor.
Bir kaç günlük ani şöhretin getirdiği o büyülü havadan çıkınca yaşadıkları travmayı her zaman kolay atlatamıyorlar.
Televizyon ve şov dünyası bir öğütücü...
Dişlilerin arasında, etinden sütünden faydalanılıp bir kenara atılanlar, eğer bu deneyimlerini sadece bir anı olarak saklayabilirlerse ‘yırtıyorlar’.
Ama bir de ışıklar sönüp, isimleri unutulmaya başlayınca bunu içlerine sindiremeyenler de var.
Kısacası biz bu yarışmaları izlerken gülüyoruz, eğleniyoruz, ciddiye almıyoruz ve insanların yaşamının aslında temelden nasıl sarsıldığını düşünemiyoruz.
Diyeceksiniz ki; bize ne onlar da katılmasaydı...
Evlilik ve moda yarışmalarına katılanların aklını peynir ekmekle yediğini düşünebiliriz belki ama o yetenek yarışmaları gerçekten bir umut kapısı...
Gencecik insan... Geleceğinden endişeli...
Bir yaşadığı semte, eve bakıyor... Bir sürdürdüğü hayata...
Bir de Seda Sayan’a, Ebru Gündeş’e, Sibel Can’a, Demet Akalın’a, Gülben Ergen’e, İbrahim Tatlıses’e mesela...
“Onlar başardıysa, bu sesle ben neden başarmayayım?” diyor ve bütün umudunu o yarışmaya bağlıyor.
Orada kendini gösterecek, birileri onu keşfedecek, zorlu yaşam şartları son bulacak, sadece kendisi değil sülalesi de kurtulacak.
Güzel evler, arabalar, pırıltı, ihtişam ve şan...
Güzeller güzeli Mutlu Kaya’nın yaşadığı evi, çalıştığı iş yerini gördünüz değil mi?
İşte oradan, pırıl pırıl sahne ışıklarının altına yapılan sert geçiş ne yazık ki Mutlu’nun cehennemi oldu. Program bitti, ışıklar söndü, genç kız evine döndü.
İddialara göre (en azından ben bu yazıyı yazarken henüz itiraf ya da kanıt yoktu) güzel Mutlu’nun erkek arkadaşı bu yarışmalara katılmasını istemiyordu.
Genç kızı tehdit ediyordu.
Sözü dinlenmedi. Mutlu o ekrana çıktı. Hem sesi hem kendisi büyüleyiciydi...Ailesi o sırada stüdyoda mutlululuk gözyaşları döküyordu. Kim bilir belki içlerinden “Bu sefer yırttık galiba” diye düşünüyorlardı. Böyle düşünmekte, hissetmekte çok da haklılardı...
Fakat işte o belalı sevgili, sözü dinlenmeyince, Mutlu’yu kaybedeceğini anladı ve klasik sonuç... “Ya benimsin ya kara toprağın” dedi...
Haberi izlerken içim yandı içim...
Şu yarışmalardan bir kez daha soğudum. Yalan dünyanın yalan umut kapıları...
Güzel Mutlucuk, bir serserinin tehditlerine aldırmayıp umudunun peşinden gidecek kadar cesur yürek Mutlucuk... Dayan be kızım.. Yaşa be kızım... Mutlu yaşa.
Göz göre göre...
Kadına şiddet konusunda adeta bir utanç markası olma yolundaki ülkemde bir başka genç kadının ölümü de şok ediciydi.
Daha doğrusu ölümüne neden olan olayların gelişimi.
Genç bir kadın... Beraber yaşadığı sevgilisiyle gece yarısı kavga ediyorlar.
Çığlıklardan apartman ayağa kalkıyor.
Öldürüleceğini anlayan kadın tek tek tüm kapıların zillerini çalıyor ve komşularından kendisini içeri almalarını istiyor.
Kimse oralı olmuyor. Kimse bu yardım çığlıklarına cevap vermiyor.
Olay yerine gelen polis de, evin içinden genç kadının İmdat çığlıkları duyulurken sadece zili çalmakla yetiniyorlar.
Kapıyı kırmak, içeri girmek yok.
Neden? Çünkü polisin böyle bir işe yetkisi yok!
Sokakta saçlarımızı çekiştirmeye, yeri gelince kafamıza copu, tekmeyi indirmeye yetkisi var ama ‘aile meselelerine’ karışmaya yetkisi yok.
O yüzden o kadıncağız kapıda polis zili çalarken göz göre göre öldürüldü.
Çok üzücü, çok korkutucu..

