Öncel Öziçer

Öncel Öziçer

oncelozi@gmail.com

Ne biliyorsun umurunda olmadığını?

Magazin dünyasının tıpkı kendisi gibi basını da zaman zaman çok hoyrat olabiliyor.

Kendimi de işin içine katıyorum.

İnsan bazen ağzının ayarını bilmiyor gerçekten... Eski yazılarıma baktığımda “Allah Allah neden bu kadar sert girişmişim ki bu insana?” dediğim oluyor.

Artık o andaki ruh hali midir nedir? İnsanız sonuçta...

***

Geçen gün de “magazin turu” attıran programlardan birinde, İbrahim Tatlıses’in zar zor kabullendiği ama ısrarla nüfusuna almadığı kızı Dilan Çıtak’ın görüntülerini izlerken programa metin yazan arkadaşı bulsam bir kaşık suda boğacaktım.

Kız zaten yaralı... “Babama kızgın değilim, hatta arada görüşüyoruz” dese de çocukken onu sahiplenmeyen birine ne kadar içten “baba” diyebilir ki?

Her ne kadar bu konuyla ilgili sorular sorulduğunda işi makaraya vursa, gülse de aslında canının ne kadar yandığını tahmin etmek için psikiyatr olmaya gerek yok.

***

Ama işte bazen öyle sorular soruluyor, öyle yorumlar yapılıyor ki, bazı meslektaşlarım önce insan sonra gazeteci olduğunu unutuyor.

Haberin Devamı

Magazinci arkadaşlar bir gece yolda karşılaşmışlar Dilan’la.

Hemen mikrofonu uzatıp “Babanız İbrahim Tatlıses Amerika’dan döndü. Görüştünüz mü?” diye soruyorlar.

O da önce ne diyeceğini bilemiyor, sonra işi dalgaya vurup gülerek “Aaa öyle miymiş?” diyor ve adeta kaçarak uzaklaşıyor.

Peki metin yazarı arkadaş bu görüntünün üstüne ne yazıp, dış sese söyletiyor dersiniz? “Babasının hastalığı İbrahim Tatlıses’in kızı Dilan’ın ummmmmurunda değil!”

‘Ummmmurunda’yı bir de uzatarak!

Ne kadar ayıp!

Ayrıca kendisini sahiplenmeyen, soy adını vermeyen, kerhen görüşen bir baba var ortada.

Buna rağmen İbrahim Tatlıses vurulduğunda hastaneye koşan da bir kız evlat.

Öyle olmasa bile, yani gerçekten babasının hastalığı Dilan’ın hiç umurunda olmasa bile kimse onu suçlayamazdı herhalde.

Çünkü bir insanı sevip saymamız için sadece kan bağımızın olması yeterli olmuyor maalesef. Anne-baba-evlat-kardeş bile olsa...

İşin içinde, karşılıklı emek, özveri, anlayış, güven duygusu yoksa aynı kandan olmak pek bir şey ifade etmiyor.

Haberin Devamı

Haberde öyle bir hava yaratılıyor ki, Dilan sanki diğer kardeşleri gibi öz babasının kucağında sevgi ve şefkatle büyümüş de, büyüyünce hayırsız evlat olmuş gibi...

Her kadından birer çocuk yapan ve hepsine soy adını veren imparator(!) Dilan’a yaptığı bu haksızlıkla nasıl rahat nefes alıyor merak ediyorum doğrusu.

Siz magazin muhabiri arkadaşlarım, keşke bu genç kadına artık babasını hiç sormasanız... Her fırsatta hatırlatmasanız... Gerçi o, her aynaya baktığında biyolojik babasını hatırlayacak, çünkü adam nasıl baskın bir gense artık, bütün çocukları kendisinin kopyası oluyor, malum.

Yine de siz bari, o sorularınızla Dilan’ı daha fazla yaralamasanız...?!

Ne biliyorsun umurunda olmadığını

Virüs gibi yayılan ev tipi

Yeni bir ev tipi var.

Böyle dört köşe kutular şeklinde. Hepsi birbirinin aynı...

Gri çatılı, gri taşlı, bir duvar illa ki çakma ahşap görünümlü...

Alüminyum doğramalar, korkuluklar...

Bunların bazıları akıllı ev diye de pazarlanıyor. (İnsanlar aptallaştıkça evler akıllanıyor zaar!)

Özellikle ülkenin batı kıyılarına uğursuz bir virüs gibi yayıldı bu mimari kepazelik...

Haberin Devamı

Canım Ege-Akdeniz mimarisini anımsatan evler birer birer yıkılıp yerine birbirinin tıpatıp aynı bu sevimsiz ucubeler dikiliyor.

Her boşluğa bu ucubelerden oluşan siteler yapılıyor. Kırmızı kiremitli, beyaz boyalı, ahşap panjurlu, pencereleri sakız sardunya, bahçesi begonvilli evler bu gri modern(!) yapılar arasında kaybolup gidiyor.

Bu siteleri bir kaç ay içinde sağa sola oturtanlar da, bu evleri satın alan ahmaklar da (şehirdeki sevimsiz beton yığınlarından hiçbir farkı olmayan bu binalara deve yüküyle para veriyorlar bir de) bu ülkenin batı sahillerine ihanet ediyor.

Zevksiz, kültürsüz, çapsız ve dahi vizyonsuz görgüsüzler!

DİĞER YENİ YAZILAR