İbrahim Tatlıses o mangalı yakmazsa, o hayvanları ateşe atıp kızartıp, etini kemiğinden dişleriyle sıyırmazsa işleri rast mı gitmiyor acaba?
Kazık kadar kadınım, çocukluğumdan bu yaşıma kadar defalarca Tatlıses ve mangal haberi okudum ve izledim.
Otel odasında mangal, teknede mangal, sette mangal, kuliste mangal, dağda taşta mangal da mangal...
Sibel Can’dan öğrendiğimiz hikaye ise artık bu işin bir ileri safhasının hastane odasında, ameliyathanede mangal olduğunu gösterdi.
Onu da duyarsam hiç şaşırmam.
Bu mangal merakı, Tatlıses’in eti, lahmacunu ağzına eliyle ittirme pozları ve hikayeleri hem çok itici hem de gına getirdi.
Sibel Can’ın çok da tatlış bir şeymiş gibi yaşadığı olayı anlatması daha da rahatsız edici:
“Miami’deki evimde kapıyı bir açtım, elinde koyunla gelmiş. Terasta yasaktı mangal yapmak ama hiç önemli değildi onun için. Elleriyle kesti, evde ne kadar tava varsa hepsini kullanarak kızarttı. Çok güzel bir gündü.”
Tabii ya Türküz biz! Yasak masak dinlemeyiz. Medeni insanların toplum kurallarına uyduğu medeni ülkelerde yasakları delip, kuralları hiçe sayıp sonra da bunu eşe dosta coşkuyla anlatırız.
Matah bir şeymiş gibi...
Muhabbete bak!: “Hayvanı getirdi, kendi elleriyle kesti, sonra da hepsini kızarttı yedi!
Ve arkasından son cümle: “Çok güzel bir gündü!”
Hey ben sizin güzel gün anlayışınızı, zevkinizi, eğlence tarzınızı, kuralları hiçe sayarken takındığınız o haklı(!) gururu seveyim!
Helal, böyle devam...
Ensesinden tuttuğu gibi
Bu Serdar Ortaç’ın karısı Chloe neden adamcağıza hep elden ayaktan düşmüş yaşlı ya da korunmaya muhtaç çocuk muamelesi yapıyor?
Sürekli kocasını dışarıya karşı bir savunmalar, kanatları altına almaya çalışmalar.
Hastalığı zamanında da yapılan bazı yorumlara kocasından çok o sinirlenmiş, yine kocasını sokaklarda elinden tutup ‘taytay’ gezdirmişti.
Bu kadarı da abartılı artık... Aslan gibi adam, işinde gücünde, dimdik ayakta işte. Koskoca insanın sanki ağzı, dili yok, hep karısı atakta...
Yani insan sevdiğinin kılına zarar gelmesin ister tabii ama şu vücut diline bakın Allah aşkına... Çocuk gibi tutmuş adamı ensesinden eve götürüyor.
Hani yapı olarak ben de ilişkilerimde lüzumsuz dominantımdır ve erkekten rol çalarım ama bu kadarını ben bile yapmam herhalde.
Rahat bırak biraz adamcağızı şekerim... Ne o öyle her yerde çekiştiriyorsun çocuk gibi aaa!
Gazı kaçtı
Tadında bırakmak diye bir şey vardır ya hani, işte onu ben hiç bilemem mesela...
Ne elimin, ne ağzımın, ne sinirimin, ne de sevgimin ayarı yoktur.
Bir şeyi otunu çıkarana kadar yaşarım.
Tadı bozulana kadar...
İşte Beyaz’ın atışma muhabbeti de şu anda tam lezzetinin bozulması aşamasında.
Candan Erçetin’le olan efsane serinin orada kalması lazımdı. Ezgi Mola ile yaptıkları gereksiz olmuş gerçekten ki bu kadını da ayrıca pek severim.
Onunla çok daha başka ve yaratıcı bir fikirde buluşmak mümkün iken Beyaz’ın denenmişi denemesi olmadı, yazar bunu hiiiç tutmadı!

