Öncel Öziçer

Öncel Öziçer

oncelozi@gmail.com

Beyaz evlenebilir mi?

Beyazıt Öztürk’ten iki haber geldi.

Bir: Oyunculuğu bırakıyor...

İki: Annesi izin vermiş, sonunda evleniyor...

Birinciden başlayalım, hemen bu kararından vazgeçsin. Son dizisi Yalancı Dünya’nın başarısızlığından ötürü bunu düşünüyorsa yeteneğine ayıp ediyor.

Çılgın bir oyunculuk tekniği, yeteneği yok belki ama ben onun rollerini azından samimi ve sahici buluyorum.

Yalan Dünya olmadıysa Gülse Birsel’in kendisine ve Beyazıt Öztürk’e en fazla 30 yaşındaki bir karakteri giydirme inadından olmadı.

Seyirciye o ilişki hiç inandırıcı gelmedi.

Dizinin neden sevilmediğiyle ilgili daha yazacak çok şey var da artık yorgan gitmiş, kavga bitmiş, gerek yok...

Ha, aynı Beyazıt Öztürk “Müziği başladığım gibi bıraktım” dediğinde bir itirazımız olmamıştı çünkü gerçekten, gemi gelir yanaşır mıydı neydi bir albüm yapmıştı hani... Gerçekten çok hazin denemeydi.

Zaten bu konuda O da kendisiyle çok dalgasını geçer. Ama dediğim gibi oyunculuk konusunda kendisine haksızlık etmesin...

En azından kendi sesiyle oynayabiliyor. Yere göğe konulamayan bazı ‘efsaneler’ gibi başkasının sesi ve emeği üzerinden ekmek yemiyor.

Haberin Devamı

Gelelim ikinci meseleye...

Aile sonunda kendilerine layık bir gelin bulmuş anlaşılan. Ama o evlilik gerçekleşir mi, doğrusu benim şüphelerim var.

Gerçekleşse de evlilik yıl dönümünü görür mü?

Beyazıt Öztürk, her zaman parmağında taşıdığı yüzüğünün dört tarafına abisinin, annesinin, kendisinin ve yengesinin adını yazdırmıştı biliyorsunuz.

O yüzükte beşinci bir isme yer yok yani...

Aile bağımlısı bir adam O...

Aileni sevmek, anneni-babanı saymak, onları başının üzerinde taşımak başka, bağımlı olmak başka...

Ayrıca Beyaz, evleneceği kadında annesini arayacak tipte erkeklerden...

Ben de bunu anlamam...

Benim karım neden anneme benzesin? Annem annem, karım da karım gibi olsun!.

Sen etli dolma istediğinde rica et, anneciğin pişirsin, al karını da git, afiyetle yiyin için...

Şefkat istediğinde kimseye haber verme, git çal kapısını “Anacığım ben geldim” de... Yaşın kaç olursa olsun, yat dizine, okşat başını, gör şefkatini...

Haberin Devamı

Karından beklediğin en önemli özellikler iyi bir aşçı ve merhamet timsali olması olmasın...

Yani o özellikleri de olsun tabii ama birinci kriterin, annenin sana hissettirdiklerini yaşatması olmasın... Onu diyorum...

Seni kapıda bir gün kızartma kokan saçlarıyla karşılar, ikinci gün toz beziyle, üçüncü gün kapıyı yine delikli kepçeyle açtığında dersin ki hani bunun muhabbeti, hani bunun jartiyeri?

Sonra başlar gözün dışarı kaymaya...

Türk aile yapısının en sakat noktası da bu zaten...

Yapışık anne-oğul ilişkileri ve onun çekirdek aileye olumsuz yansımaları...

Kötünün iyisi belli oldu...

Öykü Serter, Ebru Akel’i izleyiciye şikayet etti.

“Benim selamımı çaldı. O selam çakma hareketi, kamerayı itmeler, ses kess demeler hep benim alameti farikam” demeye getirdi.

Zannedersin CERN’de birbirinden proje çalan iki bilim insanı...

Öykü de Ebru da işlerini layıkıyla yapmaya çalışan iki insan ama içinde bulundukları projeler de matah işler değil hani...

Öyle kavgaya, rekabete değecek işler değil...

Haberin Devamı

Yalnız iki programı yan yana koyunca Show versiyonu, gerek sunumu, gerek yarışan adayları, gerek jürisiyle diğerinden çok çok geride kaldı...

Hele adaylar... Ah hele o dökülen adaylarrr...

Gel gör ki başta Cemil İpekçi hepsi o tel tel dökülen kötü kılıklara bayılıyorlar...

Beterin beterini de gördük yani...

DİĞER YENİ YAZILAR