İtalyan asıllı ama yıllardır İstanbul’da yaşadığı için ‘benim vatanım artık burası’ diyen pek sevgili bir arkadaşımız var, Francesco...
Geçen gün İstanbul’dan Alaçatı’ya bir kaç günlüğüne kafa dinlemeye geldiğinde kalabalık bir sofrada buluştuk.
İçinin güzelliği dışına vurmuş, çok yakışıklı bir arkadaşımızdır kendisi...
Konu yine “Sana uygun bir kız bulalım artık Francesco yaaa” ya geldiğinde aynen şunları anlattı:
“Tamam da ben Türk kızlarıyla yapamıyorum ki!
Onlara çok sakin ve renksiz geliyorum.
Siz ilişkide çok yükseliyorsunuz. Kavgalar, tencere tavalar havada uçuşsun istiyorsunuz. Küslükler olsun, ayrılıklar, sonra aynı şiddette barışmalar...
Ben bunu beceremiyorum. Bir gün haydi dedim ben de biraz sinirleneyim, karşı taraf bunu istiyor herhalde...
Ne yapacağımı bilemedim, evdeki sandalyelerden birini kaldırıp duvara çarpmayı denedim. O sırada çok havalı bir fikir gibi geldi bana.
Fakat sandalyeyi kaldırmamla tavandaki aile yadigarı pek kıymetli avizeye çarpmam bir oldu. Bu acemi şiddet gösterisinden kız arkadaşım hiç etkilenmediği gibi o canım avizenin parçalarını yerden toplamak da bana kaldı.
Kısacası ben ne yazık ki Türk kadınları için ideal erkek değilim. O yüzden burada daha çoook bekar gezerim.”
Masada üç kadındık, bir iki “Yok yea öyle değil aslında...” falan deyip hoop konuyu kapattık.
E haklı adam! Huzur verene değil eziyet edene kaymamız işte hep bundan?
Tabii ki mutlulukla ilgisi var
Bugünün pazar olması sebebiyle sosyal medya hesapları zengin kahvaltı sofraları ve altına kondurulan şu cümleyle dolacak: “Mutluluğun kahvaltıyla bir ilgisi olmalı...”
Orjinali: “Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem... Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı...” şeklinde Cemal Süreya’dan alıntı...
Peki ey güzel şehir insanı, bunu madem biliyorsun da neden kendini sadece haftanın bir günü ya da annenin evine ziyarete gittiğinde ödüllendiriyorsun?
Güne kahveyle başlamanın ne demek olduğunu hiçbir zaman anlamadım, anlamayacağım.
“Ama çalışıyoruz, çok yoğunuz, vakti yok, zaten yalnız yaşıyoruz, dolapta sadece diyet yoğurt, diyet kola, öylece yaşayıp gidiyoruz...”
O senin zevksizliğin kusura bakma...
Evinin yuva olması için o dolabı hiçbir şeyle olmasa kahvaltılık malzemeyle dolduracaksın.
Sabah topu topu 40 dakika önce kalkacaksın...
Beni dinle, sadece bir gün bunu dene... Evden çıkarken havan değişecek... Annen arkandan “Haydi evladım Allah zihin açıklığı versin” diye uğurlarmış gibi, baban günlük harçlığını cebine sıkıştırmış, gibi, için sıcacık olmuş gibi... Dene!
Beyhude sitem
İbrahim Tatlıses 7 Haziran genel seçimlerinde memleketi Şanlı Urfa’dan Ak Parti’den milletvekili aday adayı olmuş ancak listeye girememişti ya, Twitter üzerinden sitemlerini dile getirmiş:
“Vatandaşa sorsam geçen dönem bir vekilimizin ismini söyler misiniz, zannetmiyorum ki birinizi TANISIN!! İster bana kızın isterseniz kızmayın malesef durum böyle...” demiş...
Kendisi mevcut tüm vekillerden daha çok tanınıyor, orası malum.
Ama nasıl tanındığın da önemli tabii...
Sesine lafımız olabilir mi? Mümkün değil... Başka?
Müzik ve sinema dünyasına girdiği günden beri Tatlıses’in adı lahmacun, mangal, çiğ köfte, kadına şiddet ve silahların konuştuğu olaylarla anılıyor mu?
Yediği içtiği onun olsun, şifa olsun da diğer mevzular bir vekil adayı için biraz sıkıntılı...
Sesi güzel diye tüm bunları görmezden mi gelecek Türk halkı? Hoş bir kısım öyle de yapıyor ya!
İmparator diyorlar ona...
Sadece güzel türkü söylüyor diye...
Onun dışında bir milleti temsil edebilecek hangi hasletler var... diyeceğim ama, aklıma mevcut meclisin durumu geliyor, susuyorum.

