Gönül istemez mi neşeli bir pazar yazısı yazmak. Gönül istemez mi en gereksizinden bir magazinsel meselenin goygoyunu yapıp iki lafın belini kırmak ama güzel ülkemizin üzerindeki kara bulutlar gitmek bilmiyor maalesef. Böyle bir facianın ardından nasıl keyifli olunabilir, nasıl Finlandiya vatandaşı gibi uyanabilirki insan! Kelimeler yetersiz, kelimeler kifayetsiz, ne desek ne söylesek oğlunu eşini babasını kaybeden bir insanın acısını tarif etmeye, anlamaya yetmez. Bu aşamada bize düşen görev onların kederini paylaşmak, onlara madden ve manen yardım etmeye çalışmak.
Gel gelelim son zamanlarda bizlerde bir tuhaflık var. Böyle büyük bir faciada bile tek yürek olamıyoruz. Böyle derin bir hüznü bile beraber yaşayamıyor, samimiyetle birbirimize sarılıp ağlayamıyoruz. Ya da şöyle söyleyeyim; sanırım biz artık birbirimizi sevmiyoruz. Özellikle sosyal medyada olan bitenler çok can sıkıcı. Öyle bir güruh var ki böyle bir ulusal yası yaşarken bile 7/24 birbirlerine laf yetiştirme, birbirlerine laf çarpma, kendi ideolojisinden olmayanlarla kavga etme peşinde. Neden böyle yapıyorsun diye sorulduğunda da “Ama onlar öyle yapıyor“ cevabını veriyorlar. Yahu mecbur musun aynı yanlışı yapmaya? Mecbur musun kötüyle kötü, deliyle deli olmaya? Orada yüzlerce insanımızı kaybetmişiz, analar çocuklar eşler ağlıyor sen neden zıtlaşmanın kavganın kaosun peşindesin hâlâ? Anlayamıyorum, gerçekten anlayamıyorum.
Acıları ölümleri yarıştırıyor, birbirlerinin taziye mesajlarını beğenmiyor yargılıyor insanlar. “Neden öyle dedin de böyle demedin? Yoksa sen de şunlardan mısın bunlardan mısın? Neden az tweet atıyorsun? Neden yazmıyorsun? Neden bunu böyle demiyorsun? Neden bu konuya değinmiyorsun? Neden öyle? Neden böyle?” diye diye insanları duruma yabancılaştırıp yas tutma şekillerine kahırlarına kederlerine bile karışıyorlar.
Nasıl destek vereceğimizin derdine düşülmeli
“Ben çok üzüldüm sen yeterince üzülmedin” diye hüzün derecesi ölçen kendini bilmezler samimiyetsizler peydahlanıyor bir anda. Yağmur yağınca birden ortaya çıkan şemsiye satıcıları gibi. Ama hiç değilse şemsiye satanlar bir işe yarıyorlar, bunlar hüzün derecesi ölçmeleri yetmezmiş gibi diğer insanlara hedef gösterip, sanal linç uyguluyorlar beğenmediklerine hadsizce. Çok yazan çok duyarlı, az yazan az duyarlı diye yaftalayıp duruyorlar herkesi.
Bir de yapılan yardımları beğenmeyenler var ki beni derin düşüncelere gark eden büyük bir güruh bu. Bir banka “Soma’da kaybettiğimiz madencilerin kredilerini sileceğim” diyor, hemen ortaya “E zaten hayat sigortası var, sigorta ödüyor neyin artisliğini yapıyorsun?” diyenler çıkıyor, banka “Hayır ben hayat sigortası yordamıyla yapmayacağım bunu” diyor ama o açıklamayı kimse kaale almıyor, herkes o ilk ezberle yüklenmeyi sürdürüyor. Yardım yapmayınca “Niye yardım yapılmıyor“, yardım yapılınca “Reklam yapıyor samimiyetsiz“ diye bir terane, bir kısır döngü almış başını gidiyor. Yahu velev ki kötü niyetliler, velev ki reklam için yardım yapıyorlar sana ne? Yardım yapmaları yetmiyor mu? “O zaman bunu açıklamasınlar!” diyor, hayır kardeşim açıklasınlar! Açıklasınlar ki diğer şirketler de ilham alsın, örnek alsın ve onlar da taşın altına ellerini koysunlar. Belki o an bir kurum ölen kardeşlerimizden birinin çocuğunun yaralarına merhem olacak ama senin klavye başında yaptığın yardım beğenmeme ukalalığın yüzünden bundan vazgeçiyor.
Sözün özü birbirimizin azyşy
Sözün özü birbirimizin az yazmasını çok yazmasını, taziye mesajının mahiyetini, paylaştığı videoyu, fotoğrafı, yaptığı yardımı yargılamak yerine birlik olup eşsiz kalan kadınlara, babasız kalan çocuklara, oğulsuz kalan analara babalara nasıl destek olabiliriz, bu travmayı atlatırken onlar için ne gibi fedakarlıklar yapabiliriz bunların derdine düşmeliyiz. Başka da diyecek bir şey yok aslında bu zor zamanda. Milletçe başımız sağ olsun. Allah Soma’da kaybettiğimiz işçilerimizin ailelerine sabırlar versin. Bir daha böyle büyük bir acı yaşamayalım. Bir daha böyle bir faciayla sınanmayalım...
Yas günlerinde sosyal medya
Haberin Devamı

