Ben istemez miyim şakalı komikli bir pazar yazısı yazayım. Ben istemez miyim kuşlardan çiçeklerden böceklerden bahsedip Polyanna’nın eski manitası gibi takılayım. Ben istemez miyim bir ünlüyü dilime dolayıp koca bir paragraf gülmeli bir şeyler yazayım. Ama valla bu aralar içim çekildi, moral motivasyon denen şeyin zerresi kalmadı bende. Tamam pozitif olmak gerek, olumlu düşünmek gerek ama bazen de ne kadar zorlasan da bünyeyi başaramıyorsun bunu. Şunu anladım ki yaşın ilerledikçe ülkende olan biten şeyleri çok daha fazla dert ediyorsun ve kim haklı kim haksız diye düşünmekten çok “aman kimsenin kılına zarar gelmesin” endişesiyle olaylara yaklaşıyorsun. Ya da en azından bende böyle oldu. En başından beri diyalogla, karşılıklı fikir beyan etmekle, sevgiyle, saygıyla, anlayışla, tahammülle halledilebilecek bir mesele büyüdü büyüdü ve hepimizi üzen can kayıpları yaşandı. Allah bütün kaybettiklerimize gani gani rahmet eylesin.
İletişim çağındayız, uzay çağındayız hikayelerini falan kimse anlatmasın lütfen bir süre bana. Tamam belki cep telefonlarımız akıllandı, bilgisayarlarımıza üstün işlemciler takıldı, televizyonlar kıl kadar inceldi, ama biz insanoğlu nedendir bilinmez kendimizi güncelleyemedik bir türlü. Hâlâ ilkçağ seviyesinde iletişim kuruyoruz reel hayatta. Hatta belki ilkçağdan da kötüyüz. Hiç dinlemiyoruz, hiç anlamıyoruz, hiç hak vermiyoruz, hiç samimi değiliz! Mış gibi miş gibi yapmaktan ciğerimiz soldu. Birbirimize bakmıyoruz, birbirimizi duymuyoruz, birbirimize dokunmuyoruz. Durum o kadar fena ki; biri bizi dinlediği zaman bin kere teşekkür etme ihtiyacı hissediyoruz ona. Sağol beni dinlediğin için, varol beni dinlediğin için, çok mutluyum beni dinlediğin için falan diye uzadıkça uzuyor teşekkür faslı. Hele bir de iyi bir şey duymuşsak mutlaka doğrulatma ya da tekrar ettirme ihtiyacı hepimizde. Hepsini geçtim birbirini anlamak dinlemek isteyenler olursa ona da mani oluyor etrafımızdaki birtakım meymenetsizler.
Son günlerde kimbilir kaç kere kendimi televizyon başında içten içe “o onu demek istemedi aslında, sen de böyle demek istemedin, keşke bir yerde oturup bir kahve içerken bunları konuşsanız” derken buldum. Hani imkanım olsa televizyonun içine elimi sokup birini o kanaldan alıcam, birini bu kanaldan alıcam, salondaki kanepeye oturtucam bunları, mutfağa gidip çay kurabiye falan getirip “siz kardeşsiniz, buyrun burada anlatın derdinizi, anlaşmadan gitmek yok, akşam da karpuz kesip pijama partisi yapacağız” diyeceğim.
Ayrıca da Allah hepimizi etrafımızdaki fitne fesatlardan korusun. “Konuşun anlaşın öpüşün barışın” demek yerine, türlü çakallıklarla, çoğu zaman da iftiralarla sıkıntıyı büyütenlerden korusun! Bir de kraldan çok kralcılar var tabii. Ortalığı geren, gerdiren, yoku var eden, varı yok eden, yaptıklarıyla insanı tiksindiren. Allah onların bin türlü belasını versin. Bela listesi uzun aslında ya neyse, pazar pazar daha fazla bela okuyup negatifi yüklemeyeyim ben.
Diyeceğim odur ki dostlar umarım en kısa zamanda yeni durum güncellememiz gelir. Belki o zaman birbirini daha iyi dinleyen, daha iyi anlayan, daha hoşgörülü, daha tahammüllü, daha iyi, daha sevecen insanlar oluruz.
Ooo boyama kitabı, alıyorum bir dal
Dal boyadım, yaprak boyadım, onu bunu boyadım, rahatladım gevşedim, pırıl pırıl süper bir insan oldum desem inanır mısınız? İnanmazsınız di mi? Bence de inanmayın zaten. Öyle şey mi olur ya.
Abartan abartana. Zaten güzide ülkemizde bir şey trend olmaya görsün. İhtiyacı olan olmayan herkes o trendin peşine düşme telaşına giriyor. Bir de onu boyayınca kendini ressam sananlar var ki o konuya hiç girmeyeyim. Tamam ben demiyorum ki boyama kitabı gereksizdir, saçmadır, bir işe yaramaz. İlla ki vardır bir terapi etkisi, kafayı boşaltması, insanı bükmesi, esnetmesi.
Ama yani kardeşim bir kişi de duymadım ki boyama kitabı sayesinde;
-”Karımı dövmüyorum artık.” diyen.
-”İçimden geldi, çalışanlarıma bir maaş ikramiye verdim.” diyen.
-”Bu olayın sorumlusunun ben olduğunu anladım, istifa ediyorum!” diyen.
-”Paranın ne önemi varmış, mühim olan insanlıkmış“ diyen.
Ama siz yine de bakmayın bana, benimki işin goygoyu biraz. Siz boyamaya devam edin, en çok da beyaza ve pembeye boyayın. Barış için beyaza, mutluluk için pembeye. Zira bu aralar görmeye en çok ihtiyacımız olan renkler onlar.

