Geçen haftalarda Sisam’daydım. (Samos)... Seferihisar Belediyesi, Seferihisar’dan Samos’a tekne seferleri başlattı. Hazır vizem var, atladım gittim yaklaşık 100 İzmirliyle beraber.Çok da iyi yapmışım. Samos Belediyesi bizi bizi resmen karşıladı. Davul zurnayla değil ama keman, çello ve Samos’un meşhur tatlı şarabıyla.Ada, kış uykusundan yeni uyanmış, yarı mahmur bir haldeydi. Her taraf yeşil, çiçekler böcekler rengarenk. Kalabalıklar da daha basmamış, Yunan garsonları bir şeker bir şeker.. (Bilen bilir, Yunan garsonları aksilikleriyle ünlüdür. Ve biz bunu yıllarca Türklere mahsus yapılan bir aksilik zannederdik. Meğer tüm dünyaya böyle davranıyorlarmış. Meğer bu bir Yunan garson raconuymuş..)Gittiğimiz yerde bir şarkı çalıyordu. Eski bir şarkı. Melodisini bilirdim de sözlerini bilmezdim. Şöyle imiş:***“Boğaz’da Yanni ile MehmetOturur yan yana akşamlarıAğlar YanniVe Mehmet içerek söyler şarkısını:Ben Türküm, sen RumBen de halkım, sen de halksınSen İsa’ya inanırsın, ben Allah’aAma ikimize de düşen ah ve vahBiraz sevgi biraz şaraplaSen de sarhoş olursun ben deAl iç tasımdanAdelfi ke kardesim mu”***Ah ke vah.. Yani ah ve vah.. Tercümesini dinleyince hepimizin burnu sızladı... Ne kadar basit ve çıplak.Son satırı bilhassa Rumca yazdım. Adelfi de kardeş demek. Şarkıda hem Rumca hem Türkçe var. Demek istediği “ah” ve “vah” gibi bizim de kardeş olduğumuz. İster senin dilinde ister benim.Çocukluğumda Yunanistan’a gitmek Sovyetler birliğine gitmek kadar (imkânsız değilse de) tuhaf bir şeydi. Akla gelmezdi. Niyetin bozuk olması lazımdı. Onca yıl İzmir’de Yunan televizyonunu izlediğimiz halde, hepimiz “kalisperasas kiriyes ke kiri” lafını ezberlediğimiz halde..Benim çocukluğumda Atina’ya bir tek Rum arkadaşlarımız ve Reha Muhtar giderdi.Ah Reha Muhtar ah.. Hatta axxx...Şimdi Atina ve Yunanistan anılarını tatlı tatlı yazıyorsun da hiç düşündün mü o heyecanlı heyecanlı verdiğin haberlerin acaba olumsuz etkileri oldu mu diye?Televizyonda ne zaman görünsen annem “bu Rumlar gene ne b*k yedi?” derdi zira.Çünkü Rumların daima b*k yediğine inanırdık o günlerde.Şimdi ise ah ke vah şarkısını beraber söylemelerdeyiz, taverna köşelerinde..***13 Haziran Pazartesi, bu sefer Samos’tan Seferihisar’a bir tekne gelecek. Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, konuk Yunanlı turistlere yanlarında bir kap yemek ve şaraplarıyla gelme çağrısında bulundu. 100 Samosluyu davet etti.Kocaman bir piknik yapacaklar. Piknikte Türk Yunan mutfakları ve halkı hep birlikte yemek yiyecek. Seferihisar esnafı tutacakları “veresiye defteri” ile yeterli parası olmasa dahi Yunanlılara alışveriş yapma imkanı verecek.Size de haber vereyim dedim çünkü bu fikir çok hoşuma gitti. Ve işleri yola koyabilirsem de gideceğim.Ah ke vah olmayalım, adelfi ke kardesim mu olalım diye.
Kimseye onun kadar kızgın değilimdir herhalde. Kimse bana “ama ülkeyi kan götürüyordu, o durdurdu” demesin.Onun ve saz arkadaşlarının inşa ettiği korku imparatorluğunun 20 yıl boyunca döktüğü kanın yanında sağ sol kavgasının döktüğü kan hiç kalır. Bu ülkede onlar yüzünden binlerce insan korkunç hapishanelerde yıllarca sebepli sebepsiz tutuklu kaldı.Bu ülkede binlerce insan o hapishanelerde akıllara durgunluk verici işkenceler gördü. Binlerce insan işkencelere dayanamayıp öldü. Binlerce insan sakat kaldı. Binlerce insanın ruhu deşildi. Binlerce insan “faili meçhul” oldu.Binlerce insan anasız, babasız, evlatsız kaldı. Bu ülkede insanlara bok yedirildi. Sokaklarda kim vurduya gitti. Karanlık orduların karanlık neferleri tarafından asit çukurlarına atıldı. Binlerce insan “bir gün evlerinden alınıp bir daha kendilerinden haber alınamadı”. Bu ülkede insanların kökenleri, dilleri, dinleri inkâr edildi.“Bundan sonra hepiniz BU olacaksınız” dendi.Hepimize tek tip bir kimlik verildi. “Biz bu değiliz” diyenlerin, o kimliği taşımak istemeyenlerin başına gelmedik kalmadı. İsyan ettirene, dağlara çıkartana kadar uğraşıldı. Okullarda beynimiz türlü türlü hamasetle, yalan dolan tarih bilgileriyle yıkandı. Kendisine ve ardıllarına hep ihtiyacımız varmış gibi hissedelim diye yalan dış düşmanlıklar, dolan iç düşmanlar yaratıldı. O düşmanlarla mücadele edilsin diye silahlara akıtılan paralarla kanımız iliğimiz kurutuldu.O düşmanlarla yalan savaşlar çıkartıldı. O düşmanlar savaşmak istemiyorsa onların yerine de savaşıldı. Kendi kendilerini vurdular, “onlar” yaptı denildi. Yaratıklandırdıkları kurumlar, zırva yasalar, işgüzar savcılar, hakimler yüzünden on binlerce insan mahkeme mahkeme süründü. Kukla basın, onların resmi bülteni şeklinde çıktı.Gerçekler saklandı veya tahrif edildi. İnsanlara andıç andıç karalar çalındı.Alçakları tanıyalım dedi alçağın ta kendileri. Canımızın, beynimizin, paramızın ve daha bir dolu şeyimizin içine ettiler.Türkiye terörden kurtulduğunu sanırken gerçek terörle, üstelik bitmek bilmeyen devlet terörüyle tanıştı. İşkence edemediyse mahkemeye verdi, o olmadıysa pasaport vermedi, bu olmadıysa işinden attı, o da olmadıysa tetikçiye hedef gösterdi.. Şimdi ne çekiyorsak onun yüzündendir.Bugün çektiğimiz dertlerin hepsine 12 Eylül 1980’de “can” verildi.Karanlık o gün “yakıldı”. Tecavüz edilen zihinlerin yarattığı çölde yaşadık 30 yıldır. Vize denen duvarla BİLE onun yüzünden cebelleşiyoruz şimdi. Solcular kaçmasın diye elin gavuruna adeta yalvardılar: “VİZE KOYUN! VİZE KOYUN! Gidemesinler de asalım, keselim, dünyalarını karartalım!” Ve işte şimdi o karanlığın piçi Ergenekonla uğraşıyoruz. ***Bu ülkenin canına okuyan zihniyet ve uygulamanın mimarı, başmühendisi, ordinayus ustabaşısı ve de her ilin fahri hemşerisi (o her ilin valisinin verdiği şehrin “yalakalık” anahtarlarını ne yaptı acaba?) ‘’darbe yapma’’ ve ‘’anayasal düzeni silah zoruyla değiştirme’’ suçlamalarıyla yürütülen soruşturma kapsamında ifade veriyor şimdi.Savcılar, sağ olsunlar çok nazikler, ifadesini evinde alıyorlar. Kendisi zamanında kimsenin yaşına bakmamıştı hâlbuki. Rahat rahat asabilmek için yaş bile eklemişti. Niye yaptınız demiş savcılar. “Şu şu kanuna dayanarak” demiş.Peki ya gerisi? Bütün o işkenceler, bok yedirmeler, özel harekatlar, faili meçhuller? Onlar hangi kanuna uygundu? 12 Eylül zamanı Diyarbakır Cezaevinde yapılan (ve birlik beraberliğimizi ilelebet bozan) insanlık dışı uygulamalar ve cinayetler için de bir savcı dava açmış. Mümkünse ben de bana gipgri bir gençlik yaşattığı ve acılı bir Türkiye enkazı hediye ettiği için şahsi bir dava açmak istiyorum.Ne ceza verelim deseler verecek cevabım yok gerçi.Aradan o kadar uzun zaman geçti ki...Ama bu günleri görebilmek güzel. Bu ülkeye dev bir özür borçlu Kenan Evren.
Datça kendini 3 B ile tanımlıyor: Badem, balık ve bal. Ama bana sorarsanız en güzel tarafı o hiç kendini kasmayan, Egelilere has tatlı uyuşukluğu. İnsanı da doğası da ayrı bir mahmur, ayrı bir rahat, ayrı bir güzel. Öğleden sonraları hele (kutsal siesta zamanı) rüzgar bile uyur orada. Yarımada, güneşte mayışmış kocaman bir kediye dönüşür..Merkez, iki yanyana koy etrafında kurulu sevimli bir ilçe. Akşamları her iki kordonu da hareketleniyor. Ama yarımada, esas güzelliklerini batıya uzanan dağların, tepelerin arasında saklar. Ovabükü, Palamutbükü, Hayıtbükü, Kızılbük yanyana minik koylar. Son 5 yılda köy pansiyonlarının yanı sıra çok güzel yerler de açıldı. Ilgınlar altında AkdenizPalamutbüküDiğer koylara göre daha geniş bir sahili var. Sağındaki mini iskeleye her bayraktan yatlar yanaşıyor. Lokanta bakımından da daha zengin. Akşamları plaj üstüne, ılgın ağaçları altına masalar atılıyor. Fakat bana göre en şahane yer Le Jardin De Semra. (Semra’nın bahçesi) Devasa bir dut ağacının altında harikulade bir lokanta. Taş ev, Semra hanıma ailesinden kalma. Hiç bozmadan tamir etmiş. Kendi de müthiş, yemekleri de müthiş. Pazı yaprağında balık, bademli kabak, ahtapot ızgara, bademli, mantarlı rizotto, bademli salata, her çeşit makarna ve son nokta: bademli incir tatlısı.İncir ağaçları altında bademli tavukDatça merkezden Knidos yönüne 20 km sonra, Yaka köyü içinde çok sevimli bir Ege lokantası. Bina eski bir yağ hane. Restore edilip restorana döndürülmüş. Arkadaki incir ağaçları altında harikulade bir ortam var. Mavi beyaz masa sandalyelerle insana mutluluk veriyor. Mezelerin yanı sıra, portakal soslu bademli tavuk, kabak beğendili şarap soslu antrikot gibi fanfinfon yemekler çıkartıyorlar. www.yakamengen.comYAĞHANE PANSİYONUDatça’da arınmakEski Datça, az biraz içeride bal rengi taştan evleriyle, öbek öbek acemborularıyla harikulade bir Akdeniz köyü. Eski bir zeytinyağı fabrikasından evrilmiş bu çok güzel bir küçük otelde yoga ve ayurvedik beslenme ile arınma programları yapılıyor. www.gezginsincap.com/yaghane-pansiyon KızılbükAHŞAP EVLERYemyeşil, bol ağaçlı nefis bir bahçe içinde ahşaptan çok güzel mini evler. Çocuklu aileler için ideal. Havuzu da var. Yemek ve kahvaltıyı kendiniz hazırlıyorsunuz.www.gezginsincap.com/kizilbuk-ahsap-evlerDatça’nın en güzel koyuKızılbük, Allah’ın özel bir özenle yarattığı mini bir koy. İki kaya kütlesi arasında kalmış nefis bir kumlu plaj. Bir tarafı kocaman hurma ağaçlarıyla kaplı. Kalınacak iki yer var Gabaklar: Datçalı bir ailenin yeri. Küçük bir pansiyondu, yeni eklenen bungalovlarla daha gelişkin bir yer oldu. Tüm aile canla başla çalışıyor. Lokantası da var. www.gezginsincap.com/gabaklar-pansiyonOvabüküMesudiye köyünün yalısı. Kumlu, küçük bir koy. Beş altı ev ve pansiyondan başka bir şey yok. Gece hayatı cırcır böceklerini dinlemek, yıldızları seyretmek ve çekirdek çitletmekten ibaret. Zaten güzel olan da bu. Kalınacak üç yer var.Plajın hemen üstü. Alt odalar küçük ama üstteki yeni odalar bir hayli geniş, bakımlı. Bütün aile işbaşında. Sabahları ekmek fırından çıkıyor. Zerzevat bahçeden toplanıyor. Melengeç ağaçları altında güzel yemekler çıkartıyorlar. www.gezginsincap.com/melinda-pansiyonZephirosOvabükü’ne tepeden bakan yörenin en çarpıcı yeni oteli. Manzarasında irili ufaklı bir sürü ada var. Odalar gayet güzel, bahçe nefis. www.gezginsincap.com/zephyros-otel-datcaAda Pansiyon: Sahil kenarında şen kız kardeşlerin yeri. Canla başla uğraşıyorlar. Odalar küçük ama hepsi deniz manzaralı. Çok güzel bademli yemekler yapıyorlar. Bütün aile çok sevimli ve cana yakın. www.gezginsincap.com/ada-pansiyonDEDE GARDENÇoşkulu bir bahçeDede Garden, Eski Datça’nın en eski konukevlerinden. Girintisi çıkıntısı, merdiveni, avlusu, çiçeği, meyvesi bol, hayli geniş bir bahçe içinde sempatik altı taş oda ve bir 100 metrekarelik taş ev. Taş ev bahçenin öbür tarafında, tamamen bağımsız bir birim.Nefis kahvaltıTÜRK EVİDatça merkeze yürüme mesafesine son derece cana yakın bir konukevi. Etrafı çepeçevre bahçe. Bina geleneksel mimaride, odalar geniş, rahat ve manzaralı. Deniz hemen az ötesi. İstanbullu Ferda ve Mehmet Gürsel çifti işlerinin daima başında, zevkle ve titizlikle ağırlıyorlar gelenleri. www.gezginsincap.com/ datca-turk-eviTepedeki şatoAŞİNA OTELDatça merkezden çok az ileride, denize hakim bir tepecik üzerine kurulu bir mini şato. Datça’nın sevilen simalarından Bülent Sancakdar’ın büyük bir coşkuyla misafir ağırladığı bu pırıl pırıl otel, yemekte de iddialı. Son gittiğimizde yediğimiz tel kadayıfa sarılı karides kızartması nefisti. www.gezginsincap.com/datca-asinaFEVZİ’NİN YERİÇiftlik balığı giremezDatça’nın eskilerinden ama eskimeyenlerinden. Fevzi’nin Yeri’ne her gidişimizde başka yemekler, başka icatlar tattık. Nefis mezeler yapıyor. En pimpiriklilerin bile mutlu ayrıldığı bir lokanta. Çiftlik balığını kapısından sokmuyor. www.fevzis.com
Yunan garsonlarının aksi aksi servis yapmasına bakıp yıllarca bizi “sevmediklerini” sandık. Meğer bu onların tarzıymış. Sadece bize değil herkese öyleler. Tabii krizden bu yana işler biraz değişti. Bilhassa Türkiye’ye yakın adalar yemeği içmeyi seven Türk müşteriyi bekliyor canı gönülden. Yunanistan artık eskisinden daha yakın. Hem mesafe olarak, hem de “gönül” olarak. Artık hakikaten “komşu” olduk. Yeşil pasaportlular için vize derdi de kalktı. Dahası pasaportunuzu kaptana teslim ederek adalara günübirlik ayak basmak da mümkün. Hem güzel bir ülke hem de yabancılık çekilmiyor.AtinaBu tapınağa gitmemek büyük ayıp Parthenon (Akropol): Parthenon tapınağına yani Akropolis’e gitmemek büyük ayıp. Fakat doğrusu şu: Önce 3 yıl evvel açılan müzesine gidin. Türkler müze sevmez ama bu hakikaten olağanüstü. Parthenon’un başından bugüne kadarki hikayesi. (Osmanlı zamanında içine cami bile yapılmış, o gravürü mutlaka görün) Mümkünse sabah erkenden çıkın. Zira biraz tırmanmak gerekiyor. Atina’nın ünlü lideri Perikles’in, filosofu Sokrates’in yürüdüğü, nutuk attığı Agora da dolaşın. Dönüşte (ya da çıkmaya üşendiyseniz) mutlaka Dionysos Restaurant’a gidin. Kafeteryasında oturun ve orada “frappe metrio me gala (orta şekerli sütlü buzlu nescafe) siparişi verin. Yunanlılar gibi tembel tembel sandalyeye çöküp Akropolü kartpostaldaymış gibi seyredin.SamosSempatik yeşil adaTürklere karşı en sempatik davranılan yer. Aynı zamanda en yeşil ada. Kuşadası’ndan sadece 1,5 saat uzaklıkta. Seferihisar’dan da seferler Haziran 15’ten itibaren başlayacak. Üç küçük şehri var. Samos (Vati), Karlovasi, Pitagorio. Dolaşmak için araba kiralamak en akıllıcası. (Günlük 25-30 EUR)Vati, gemilerin yanaştığı liman şehri. Şehir yukarıda kurulmuş. Eski şehir daracık sokaklarıyla ve tüm sevimliliğiyle duruyor. Üşenmeyin dolaşın. Sahil ise oteller ve restoranlarla dolu. Aslanlı meydan akşamları hareketli. Tabelasında “Greek food” yazan yerlere gitmeyin. Garden Restoraunt’dan ise kesinlikle uzak durun! Nefis manzaraİskeleden sola yukarıya 10 dakikalık yürüme mesafesinde nefes kesen bir deniz manzarasına sahip sevimli küçük bir otel. 2 kişi 50-65 EUR www.mirini.comMiriniSamos etrafında gidilecek yerlerPosidonio: İsmail Cem’in yunanistan ziyareti sırasında Yorgo Papandreu’nun barış çubuğunu tüttürmek maksadıyla götürdüğü Ege’nin açık ara en güzel koycuğu. Dünyadan vazgeçmek için ideal nokta. Ayrıca Türkiye’ye de en yakın yer. Sadece 1,5 km uzaklıkta. Tek bir işletme var. Az buçuk Türkçe de bilen Niko ve Manolis şen kardeşlerin yeri. Taverna, bar ve pansiyon hepsi bir arada. Şatafat meraklısı değilseniz şiddetle tavsiye ediyorum. Odalar basit ama güzel. http://www.posidonio-bay-hr.comKerveli: Minicik bir başka köy. Gitmek için neden aynı isimli otel. Çam ağaçları altında, nefis bie Akdeniz bahçesi içinde gayet şık bir Ege oteli. Dik bir yamaçta. Denize kayaların arasından ahşap platformadan giriliyor. Sahipleri kibar sempatik insanlar. http://www.kerveli.grPitagoras: Hem kendi sevimli hem de başka adalara gitmek için adanın ideal bir noktası. En çok otel burada. Sahil tavernalarla kaplı. Akşam için Thanasis Ouzeri en iyisi. Bir de denize yüzünüzü verince sağa doğru gidip, burnu döndükten sonraki Taverna Tarsanas ve Notos Restoran var. Önlerinden denize de giriliyor. Kalacak en makul yer: Hotel Evripili 22730 61096. 2 kişi 35- 50 EUROAaa İzmir ayol, bir Karşıyaka’sı yok!Aristo meydanından başlayın, kordon boyunu sağlı sollu tatlı tatlı kat edin sonra her Türk gibi “Aaa İzmir ayol! Bir Karşıyaka’sı yok” deyin. Zaten kaderleri de benziyor. Biri İstanbul’un biri Atina’nın gölgesinde kalmış iki güzel şehir. Atatürk’ün evi: Selanik’in yukarı mahallelerinde apartmanlar arsında sıkışmış bir eski ev. Girişte Türk pasaportu soruluyor. Görevliler aksi davranıyor. Rehberlik hizmeti zayıf, zaten içeride Mustafa Kemal Atatürk’ün camekanlar içinde bir kaç parça e∫yasından ba∫ka bir ∫ey yok. Türkiye’nin en büyük liderinin bu kadar sıkıcı bir müzesinin olması üzücü. Beyaz Kale: Osmanlı zamanında hapishane, zindan, işkence, idam yeri vs gibi melanet ne iş varsa yapılan bir yer. Biz zamanlar beyaz badanalıymış. Adı oradan. Etrafında güzel bir park var. Yorgun bütün turistler pabuçalarını çıkartıp çimlere uzanıyor. PLAKAHakiki bir cümbüş yeriPlaka: Atina’nın eski yerleşim yeri. Parthenon’un hemen altından başlıyor, denize doğru devam ediyor. 6-7 yıl önce bütün mahalle baştan aşağıya restore edildi, nefis oldu. Yüzlerce bar, taverna (Yunanca lokanta manasına geliyor), uzeri (sadece uzo ve meze alınan yer) açıldı, hakiki bir cümbüş yeri. Bifteki, tzatziki, biraMonastiraki: Manastırcık manasına gelen trafiğe kapalı uzun bir cadde. Baştan aşağıya kebapçılarla dolu. En iyisi ve Atinalıların da gittiği yer olan “Thanasis” , Monastiraki, Tel: (30)210 324 4705. Bulması zor değil. Vereceğiniz sipariş: “bifteki, tzatziki, horiatiki, bira”. (Horiatiki: feta peyniri domates, salatalık, soğandan oluşan tipik yunan salatası) Rüya gibi bir tavernaBalık: En iyisi “Garbis”. Deniz kenarında rüya gibi bir taverna. Bütün mezeler tanıdık. Kavurosalata, melicanosalata (patlıcan), kalamari, htapodi (ahtapot), tzatziki, horiatiki (Yunan salatası) Balık olarak da varsa barbunya. Gerçek bir Atina gecesi“Frangelico” ve “Akrotiri”. İkisine de gece 1’den önce gidilmez, 6’dan önce çıkılmaz. Atina’nın bütün güzel bacakları burada. Kimse tek saniye yerinde oturmuyor. Frangelico, (Posidonos 35, Kalamaki +302109846630) klasik bir “buzuki”, Akrotiri ise (Basileos Georgiou B5 Agios Kosmas +30210 9859147) 2000 kişilik yeni tarz şık, parlak, şatafatlı bir yer. OUZO MELAHTRON60’lı yıllardan bir uzo sarayıUzo ve meze için: Ouzo melahtron (uzo sarayı). (Agiou Filipou 10 Tel: +30210-3240716) Mutlaka gece 10’dan sonra ya da oğlen 2’den sonra gidilecek. Atina’nın 60’li ve 70’li yıllarını hatırlatan bir yer. Uzo alacaksınız size mezeler gidip gelecek. Sardela gastromeni (Hamile sardalya), garidosalata (karides salatası), pilafi me midia (midyeli pilav), tsiros (ciroz).Atatürk’ün evi: Selanik’in yukarı mahallelerinde apartmanlar arsında sıkışmış bir eski ev. Girişte Türk pasaportu soruluyor. Görevliler aksi davranıyor. Rehberlik hizmeti zayıf, zaten içeride Mustafa Kemal Atatürk’ün camekanlar içinde bir kaç parça e∫yasından ba∫ka bir ∫ey yok. Türkiye’nin en büyük liderinin bu kadar sıkıcı bir müzesinin olması üzücü. Beyaz Kale: Osmanlı zamanında hapishane, zindan, işkence, idam yeri vs gibi melanet ne iş varsa yapılan bir yer. Biz zamanlar beyaz badanalıymış. Adı oradan. Etrafında güzel bir park var. Yorgun bütün turistler pabuçalarını çıkartıp çimlere uzanıyor. KavalaSahil kenarında mutlu bir şehirSelanik yolu üzerinde sahil kenarında insanı mutlu eden küçük bir şehir. Osmanlı izlerimden bir Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın yaptırdığı İmaret (yetimhane ve aşevi) bir de sur kalıntıları var. İmaret, süper lüks bir butik otel, o nedenle langur lungur girmek mümkün değil ama bir akşam yemeği için rezervasyon yapabilirsiniz. Sahildeki lokantalar akşamları açılıyor ve nefis deniz ürünleri ziyafeti sunuyorlar. Hepsini denedik en iyisi denize sırtınızı verdiğinizde en sağda kalan. Bu arada Bizans armalı (iki başlı kartal) “İstanbul’a 460 km” (Konstantinoupolis 460 km) tabelasının önünde foto çektirmeyi ihmal etmeyin. Kalacak yer olarak spesifik bir yer öneremiyorum, biz sahilde denize bakan apartman otellerden birinde kaldık. Kahvaltıyı oda fiyatına dahil etmeyin, gidin bir börekçiden börek alıp sahildeki kahvelerde yiyin. Yarın: En güzel koylarıyla datça
Marmaris ile Datça arasında, ucu güney batıya uzanan bir yarımada Bozburun. 2000 yıl önce hayli popülermiş. Yarımadanın çeşitli yerlerine dağılmış yedi sekiz esrarengiz antik şehir kalıntısı var. Çok değil 20 yıl önce köylere yol yoktu. Tekneyle gidilirdi.Bu yüzden bakir kaldı, bir kaç yer hariç apartman girmedi, güzelliğini korudu. Yarımadanın kıyı köyleri olan Selimiye, Orhaniye, Bördübed, Hisarönü, Söğüt, Kumlubük ve Bozburun son5 yılın en sevilen turistik istikameti oldu.Yatçılar için özelYatla gelindiğinde Bozburun koyunun başladığı yerde, sağda. (Araçla gitmek mümkün değil.) Etrafta üzerinde esrarengiz kalıntılar olan bir sürü adacık. Önünde, tekneler için küçük bir limanı var. Odalar bir hayli geniş, zevkle döşenmiş. Bahçe ve plaj kasıntısız, içten bir Ege rahatlığında.(www.bozburunyatkulubu.com)Uzakdoğu esintileriYerli ve yabancı gezi dergilerinin “en iyi 101 otel”, “en iyi 40 kaçış noktası” gibi kategorilerinde üst üste yer alan bir otel. Yeri olağanüstü! Ancak tekne ile gidilebilen nefis bir koy. Stil uzakdoğu esintileriyle lüksün şahane bir birleşimi. Balayı odası var ki sırf orada kalabilmek için evlenmeye değer.325-635 EURwww.gezginsincap.com/sabrinas-hausTürkiye’nin ortasındaki AMAZONTürkiye’den çok Amazon ormanlarını anımsatan, vahşi ve olağanüstü bir yer. Denize bağlanan bir derenin hemen kıyısında. Stabilize bir orman yolundan ulaşılıyor. Konaklama çam ağaçları altında küçük ama çok sevimli bungalovlar ve ‘vardo’ dedikleri üzeri camla kaplı çingene arabalarında. Dereden kano ile memleketin en sakin ve en güzel koyuna ulaşılıyor. Yemek, ortamın “kamp” atmosferine tezat son derece rafine. Güzel şaraplar da var.2 kişi 80-150 TLwww.gezginsincap.com/amazon-clubBallı sarımsaklı tavukHiçbir yere benzemeyen çok özel bir yer. Ruhu olan bir lokanta. Her bir köşesi ayrı bir sanat eseri. Sahipleri çok tatlı bir çift. Yemekler de aynı şekilde. Ballı sarımsak soslu tavuk kanadı çok meşhur. Geçen yıl 2 tonun üzerinde tavuk kanadı servis edilmiş. 0532 243 59 46Patlıcan bombasıAncak tekneyle gidilebilen şa-ha-ne bir restoran! Orfoz balığı ızgara veya buğulaması meşhur. Midye fırında, deniz ürünlü pilav, ahtapot, karavida ve patlıcan bombası parmak yalatan cinste yemekleri. Rezervasyon şart. www.orfoz.com.Bembeyaz ve incecik kumYarımadanın doğu tarafında bembeyaz ve incecik kumlu çok güzel bir plaj. Umumiyetle sakin. Civardaki tesisler: Dionysos Restoran: Gurme yemekler çıkarıyorlar. Ucuz değil ama lezzetli. 90 252 476 79 57 Villa Florya: Çok hoş, şık bir küçük otel. 130-400 TL (www.gezginsincap.com/villa-florya ) Serendip Select: Havuzu da olan şık bir otel. Nefis bir bahçesi var.114-270 EUR (www.gezginsincap.com/serendip-select)Dünyadan kopmak içinDünyadan en az bir haftalığına kopmak için mükemmel bir yer. Likya’nın her tür hay huydan uzak en güzel köşesi. Deniz, hiçbir yerde olmadığı kadar berrak. Aşağısı akvaryum gibi. Ortam şaşaadan uzak, cana yakın ve dürüst. Odalar geniş, ferah ve zevkle döşenmiş. Tekneyle ulaşılabiliyor.250-420 TLwww.gezginsincap. com/karia-belDeli manzaralı villalarTurunç’a gelmeden önce, denize tepeden bakan, enfes bir noktada. Üçer yatak odalı on adet villa. Hepsi manzaralı, hepsinin de kendine ait bahçesi, jakuzisi, mutfağı ve havuzu var!335-630 TLwww.gezginsincap.com/amos-villa-hotel-turuncBembeyaz ve incecik kumYarımadanın doğu tarafında bembeyaz ve incecik kumlu çok güzel bir plaj. Umumiyetle sakin. Civardaki tesisler: Dionysos Restoran: Gurme yemekler çıkarıyorlar. Ucuz değil ama lezzetli. 90 252 476 79 57 Villa Florya: Çok hoş, şık bir küçük otel. 130-400 TL (www.gezginsincap.com/villa-florya ) Serendip Select: Havuzu da olan şık bir otel. Nefis bir bahçesi var.114-270 EUR (www.gezginsincap.com/serendip-select)Haydi sörfeLİMANBAŞI PLAJIYarımadanın batı tarafında, anayoldan saptıktan bir kaç kilometre sonra sağda. Sahil kum ve küçük taşlı. Sörfçüler çok seviyor. Gün batımı olağanüstü. İki otelden başka tesis yok. Clup Rena, okaliptüs ağaçları altında biblo gibi bungalovlar. İyi bir restoranı da var.80-160 TL (www.gezginsincap.com/club-rena)Harikulade sahil lacivert dağlarPembe kumlu harikulade bir sahil. Karşıda dağlar. Lacivertten mora her renge bürünüyorlar. Arka taraf okaliptüs ağaçlarıyla kaplı. İki otel, bir karavan kamp dışında tesis yok. Golden Key Hisarönü Otel, geniş bir bahçe içinde hayli şık evlerden oluşan bir otel. (www.gezginsincap.com/golden-key-hisaronu )
YAŞASIN YAZ GELİYORTürkiye son on yılda muazzam bir değişim geçiriyor. Turizm, “yazlık evde iki üç ay kalma” zihniyetinin dışına çıktı, ciddi bir endüstri haline geldi. Bir yanda doldur boşalt her-şey-dahil turist fabrikaları açılırken, bir yanda ise az odalı, bed and breakfast bazında çalışan küçük tatlı butik oteller açılıyor. Turist fabrikaları daha çok yabancıları ve “Şezlongumdan kıpırdamam”cıları ilgilendirirken küçük oteller ve etraflarındaki münferit restoranlar ise memleketin her bir köşesini merak edenleri, gittikleri yerle kaynaşmak isteyenleri, özgün tarzlara meraklıları, maceracıları ve kaşifleri ilgilendiriyor. Yazı dizimiz daha çok ikinci gruptakiler için. Her yıl yüzlerce otel, restoran, dükkan ve de rota açılıyor. Nereye gideceğini bilmek için rehber kitapları, seyahat dergilerini ve gazetelerin tatil eklerini hatmetmek gerekiyor. Türkiye’nin en sevilen rehberi “Küçük Oteller Kitabı”nın aynı zamanda gazetemizin de yazarı olan Mutlu Tönbekici, en taze tatil önerilerini Vatan okurları için derledi. İyi seyahatler, iyi keşifler!Alaçatı Alaçatı, Yunanistan’ın, İtalya’nın, Fransa’nın yıllardır sürdürdüğü “küçük olsun ama yerel, özgün, kaliteli olsun” turizm anlayışını tek başına başarabilmiş bir kasaba. Son 5 yıldır, deniz kenarında olmadığı halde bu kadar sevilmesinin, öne çıkmasının nedeni işte bu. 2011 yazına da hem konaklama bakımından, hem lezzet, konser ve alışveriş bakımından damgasını vuracak. İşte en yeni oteller, dükkanlar, lokantalar...AluraDoğal ve içtenNefis bir bahçe içinde çok güzel bir Alaçatı evi. Bina açık mavi ve beyaz. Odalar, doğal ve içten. Sabahları yoga ve pilates seansları yapılıyor. Merkezde. Taze sıkılmış meyve sularından sağlık kokteylleri yapıyorlar. gezginsincap/alura-hotel-alacatiKURABİYE OTELAvlulu tatlı bir yaz eviAlaçatı’nın dar sokaklı, tarihi mahallesinde, avlulu tatlı bir yaz evi. Oturma ve kahvaltı odası şömineli, kanepeli. Bahçede ise bir açık hava jakuzisi mevcut. Odalar beyazlar içinde. En alt katta sauna ve buhar odası da var. gezginsincap/kurabiye-otel-alacatiTaptaze lezzetler...Asma YAPRAĞIHacı Memiş mahallesinde bu kış açılan dünya tatlısı bir lokanta. Çok uzun zamandır Alaçatı’da ya∫an Ay∫e Nur Mıhçı’nın yeri. Daha önce bahçeli evinde dillere destan kahvaltılar veriyordu. 4 yıllık otelcilik deneyiminden sonra yine esas işine döndü. Yemekler tamamen günlük malzemeden. İlk bakışta anne usulü ama tadınca Ayşe Mıhçı dokunuşları hissediliyor. Hoplatma patatesli levrek fileto, çağla bademli kuzu, pazı sufle ve ısırganlı kol böreği aklımızı başımızdan alanlar. 0232 716 0178 http://asmayapragi.com.trMERCAN KÖŞKMercan kırmızısıGeçtiğimiz sezonun ortasında açıldı. Açılış kurdelesini Rahmi Koç kesti. Diğer otellerden farklı olarak buranın hâkimi mercan kırmızısı. Kahvaltıda organik ürünlerle hazırlanmış bir ziyafet hazırlıyorlar. Onun dışında akşam kokteyllerde de hayli iddialılar. gezginsincap/mercan-kosk-alacatiSempatik bir şef lokantasıBARBUNMeydanı çevreleyen sokakta, eski güzel bir Alaçatı evinde geçen yaz açılan Barbun bir şef lokantası. Alaçatı stil (bol beyaz) çok sempatik bir yer. Mutfak görünür vaziyette. Kemal Demirasal yerel malzemeyi Fransız usulü pişirip son derece çarpıcı yemekler yaratmış. Orkinos tartar, poşe deniz levreği, braise et tattıklarımızdan. 0232 716 83 08 http://barbunalacati.comNergis çiçeklerinin gizemli ülkesiKARABURUNKaraburun Yarımadası Türkiye’nin hemen hemen bütün nergis çiçeklerinin geldiği yer. Fazla rüzgarlı ve yolu da fazla kıvrım büküm olduğu için siteler Mordoğan’dan öteye geçememiş. Güzelliği de buradan. Otoyoldan Karaburun tabelasından sağa döndükten bir sonra uçsuz bucaksız zeytin ağaçları ve kimsesiz minik koylar başlıyor. Yol üzerinde İnecik Köyü var. Bir sanatçının elinden çıkma çok güzel bir tabelası var. Köy 5-10 dakika yukarıda. Biraz daha ileride Karaburun kasabası. Eski evleri, dökük durumda olsalar da duruyor, dolaşmaya değer. Fakat Yeniliman tarafına iner ve tekrar tepeye çıkarsanız Bozköy gibi yarı terk edilmiş çok güzel Rum köyleri var. Yarımadanın batı tarafında ise Ildırı ziyarete değer bir köy. Karaburun Yarımadasının en bozulmamış köyü. Enginarı ve balığı ile bilhassa deniz çipurası ve melina balığıyla meşhur. Etrafta güzel birkaç lokanta, ufak bir plaj, bol miktarda antik harabe ve henüz betona bulaşmamış taş evler var. Karşıda iri ufaklı bir sürü ada. Tekne ile ulaşım mümkün. Antik Erythrai şehrinin kalıntıları köyün hemen dışında.Lipsos Ata’nın Yeri:Karaburun Yeniliman mevkiinde, insana dünyanın ucundaymış hissi veren bir pansiyon. Lüks, şatafat yok, onun yerine harikulade bir deniz, esaslı bir kütüphane ve samimiyet sunuyorlar. http://gezginsincap.com/lipsos-atanin-yeriNergis Butik Otel:Turkuvaz renkli nefis bir koyun hemen üstünde çok hoş bir otel. Geniş ferah odaları var. Denize merdivenlerle iniliyor. http://gezginsincap.com/nergis-otel-karaburunAydınlık odalarDENİZ KABUĞUSörf yolu üzerinde, kasabadan 20 dakikalık yürüme mesafesinde. İkisi de sörfçü olan Kaya çiftine ait.25 metrekarelik geniş odalarıyla öne çıkıyor. Eşyayla sık boğaz etmeden neredeyse komple beyaz, aydınlık odalar yaratmışlar. Kahvaltı saati sınırlaması yok. gezginsincap/denizkabugu-otel-alacatiSakız cumbalı taş evMOY OTELAçık maviye boyanmış sakız cumbalı, taş kaplama güzel bir ev. Her odanın ayrı bir ambiyansı var. Güzel bir havuz binayı çevreliyor. Odalarda özel tasarım baldaken yataklar göz dolduruyor. Aynı zamanda briç de öğrenebilirsiniz. gezginsincap/moy-otel-alacatiRASPATasarım AtölyesiAlaçatı’nın sakin mahallesi Hacımemiş’te eski bir taş evin alt katında faaliyet gösteren küçük bir atölye. Destina Akgün ve Dilara Baskan sipariş üzerine kişiye ve mekana özel ahşap mobilya ve aksesuar tasarımları yapıyorlar. 0232 716 75 03SEDİRLİ EVAtina’dan Çeşme’yeAlaçatı, 2-3 yıldır sörfçülerden sonra bisikletçilerin de dostu olmaya çalışıyor. Belediyenin katkısıyla Alaçatı ve civarı bisikletliye uygun hale getirilmeye çalışılıyor. Öncülüğü Alaçatı Sedirli Ev’den Zeynep Erdem yapıyor. (http://gezginsincap.com/alacati-sedirli-ev) Zeynep Hanım, konuklarına bisikletlerini ödünç vermekten mutluluk duyuyor. Avrupa Bisiklet Federasyonu ise Atina’ya kadar uzanan bisiklet yolunu Çeşme ve Alaçatı’ya doğru devam ettirme kararı aldı. Çeşme’ye feribot ile geçilecek ve Alaçatı’dan sonra da Ovacık ve Zeytineli’ye devam edecek. 100 kilometrelik bisiklet yolu bitmek üzere. (eurovelo.org)
Hatta artık olunmak zorunda! Zira deniz bitmek üzere!Hop! Kaçmayın!Evet bu bir balığın boyu yazısıdır!Über hassas tosuncuklarınızı pis kaka ayıp şeylerden korumak için her tür yasağa “başımızın üstünde yeri var” diyorsunuz (o yasaklar neden yetişkinlere de uygulanıyor sormuyorsunuz) ama tosuncuklarınızın tosuncukları da balık nedir BİLSİN, ara sıra da YESİN deyince ben...“Ay ama üff yaaa... gene mi balığın boyu, yumurtası yazısı.. ay ama sıkıldık yaa..” diyorsunuz, çinekopları lüp lüp yutuyorsunuz. (Görmüyorum sanmayın! Bu köşede gizli kamera var)Üfflemeyin ve okuyun. (M.K.! Sen de!) Farzedin ki fikir değiştirdim, başıma saksı düştü, tosuncuk perver oldum ve onların geleceği için yazıyorum.Bu sizi ikna etmediyse o zaman bu sefer yemek tarifi vereceğim diyeyim. (bkz: ürkütmeden okurun beynini yıkmak)H H HŞimdi şu: balık en çok lokantalarda “tüketiliyor”. Balıkların geleceğinin canına okuyan bu lokantalar. Havyarlar, bebek kalamarlar, çinekoplar, lüferler, mavi yüzgeçli orkinoslar... Tabağını 100 liraya satmak için yapmayacakları numara yok. Ne kadar ender bulunur o kadar pahalı zira.Evet ama şart mı?Rehber kitaplarında İstanbul’da gidilmesi gereken yerler arasında giren “Mikla” Restoranın sahibi ünlü şefimiz Mehmet Gürs, hafta başında bir grup gazeteciyi yemeğe davet etti.Mehmet Gürs, Greanpeace’nin “Seninki kaç santim?” kampanyasını canı gönülden destekliyor.Neydi bu kampanya hatırlayalım: Balıklar, olgunlaşıp yumurta bırakmadan avlanmasın, devlet avlanma boyları konusunda yeniden bir düzenleme getirsin, av yasakları layıkıyla uygulansın.Mehmet Gürs’ün desteklemesi önemli zira Gürs, İstanbul mutfak dünyasına yön verenlerden. “Yalnız havyarla yaşanmaz” diyerek (Mario Simmel’in o zeka ve mizah topacı nefis kitabını okuyan ve hatırlayan var mı?) mutfağından en başta havyarı, sonra nesli tükenmekte olan ve yeterli büyüklüğe gelmemiş balıkları çıkartıyor. (Sözünü ettiğim kitap sonra “Papaz sadece pilav yemez” ismiyle de çıktı. Bulursanız okuyun. Yemek tarifleriyle cinayet çözülenacayip bir roman..) Mehmet Bey’in bize çıkardığı mönüde gariban balığı dediğimiz sardalya ve istavrit vardı. Sardalya benim ızgara yapıldığında da sevdiğim bir balık fakat Mehmet Gürs, başını kuyruğunu ve kılçıklarını aldıktan sonra ince açtığı fokaçiyo hamuruna sarıp kızartmasını yapmış. Yediğim en güzel şeylerden biri diyebilirim!İstavriti ise az bezelye çorbasıyla birleştirip sundu. O da çok güzeldi.Ne fark ettik? Az bulunur balıklara çektiğin numaraları bu balıklara da çekersen iyi bir mutfağın pekala olabiliyormuş!Şart değilmiş yani son kalan fener balığını avlayıp illa da neslini tüketmek...Mehmet Gürs, cesaretle elini taşın altına koymuş ve mutfağını ekolojik dengeye göre yeniden düzenlemiş.Çok mu zormuş? Gördük ki değilmiş. Başkaları da pekala yapabilirmiş.“Ama ben sardalyeyi 100 liraya kakalayamam” diyorsanız olmaz tabii.. H H HBu arada durmadan şikayet ettiğimiz Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Greenpeace Türkiye’nin yürüttüğü yoğun kampanyadan sonra Haziran başında, Greenpeace ve balıkçı kooperatif temsilcileriyle “istişare toplantısı” yapmayı kabul etti.Konu: Balığın avlanma boyunu uzatmak ve henüz yumurtlamamış balıkların avlanmasını yasaklamak..Aaa bak anası, babası! “Yasak” dedim.. Siz seversiniz bu lafı.. Bak bu cici yasak.. Sev onu sev sev.. Esas bunu uygulayın, uygulatın... Tosuncanlar adına..Pekala kestim.. Şimdilik bu kadar. Dağılabiliriz. (“Ee? Yemek tarifi nerede?” diyenler varsa fokaçyo hamurlu sardalya tarifini mail ile verebilirim.. Burada yer kalmadı!)
Gazeteciliğe yeni başlamıştım. Şimdi Cevahir Alışveriş garabetinin (AVG) işgal ettiği Şişli’deki eski İETT garaj arazisinin ne olacağı tartışılıyordu. 350 bin metrekarelik “belediye arazisi” mezarlıklar dışında yeşil alanı olmayan Şişli’nin kent parkı olsun denmişti. Bu harikulade fikir “ama bakın gelir de elde etmemiz lazım. Zaten merak etmeyin, öyle bir proje çizeceğiz ki hem alışveriş merkezi olacak hem de park... Bilmem kaç bin metresi yeşil alan olarak ayrıldı bile” denilerek “dönüştürüldü”. Utanmadan da koca koca tabelalar astılar. İnşaat bitip de AVM açıldığında uğradığım hayal kırıklığını anlatamam. Bırak bilmem kaç bin metre kare yeşil alanı, bir saksı bile yoktu! Tamamen betonla kaplanmış koca bir arazi. Bu garabetin imzacısı Ergenekon kaçağı Bedrettin Dalan’a yeniden ve yeniden ah etmemek mümkün mü şimdi?Üstelik daha acıklı olan şu: Bina dışarıya tamamen kapalı. İçeriye ön cephesinden hariç tek bir hüzme gün ışığı girmiyor. Bütün dükkânlar, sanki atom bombasına karşı önlem almışlar gibi sıkı sıkıya kapanmışlar dış dünyaya; lambalarla aydınlatıyorlar ortalığı. Yani? Bu alışveriş garabeti pekâlâ yeraltında olabilir, üstü de nefis bir park olabilirdi! En azından binanın dışarıda görünen bölümü küçük (mesela camdan bir piramit) etrafı yeşil olabilirdi. Ama ne yapıldı? Neredeyse tek bir penceresi olmayan, içeriye gün ışığı girmeyen ama kazuletlikte zerre taviz vermeyen affedersiniz ökkkkküz gibi bir bina dikildi. Ve etrafı da komple taşla kaplandı!!! Projeye bak proje! Proje değil “poroje”! Bir de geçenlerde ne göreyim? Porojenin önünde “Çevreci bir yatırım yaptık! Bisikletliler için park alanı açtık” diye tabela asmamışlar mı? Ay ne kadar iyisiniz! Gözlerim yaşardı. Acaba enerjinizi de kendinizi şiddetle sakındığınız güneşten mi elde ediyorsunuz yoksa kapkaranlık yaptığınız binayı bol bol şehir elektriğiyle mi aydınlatıyorsunuz? (bkz: çevrecilik bu kadar mı ucuzladı?) (bkz: bisikletle İstanbul trafiğinde SAYENİZDE dolaşamamak) (bkz: pedal çevirip çevrecilik yapan benim, sana ne oluyor?)***Ali Sami Yen’in olduğu yer yeşil alan olsun deniyor şimdi. Şişli İlçesi Çevre Platformu bu 60.000 m etrekarelik yerin park olmasını ve de mevcut Likör Fabrikası arsasının içindeki yaşlı ağaçların ve Atatürk’ün talimatı ile yapılmış 2. derece tarihi eser binanın korunmasını öneriyor. 29 Mayıs Pazar günü saat 11’de Şişli Camii önünde toplanıp Ali Sami Yen’e kadar yürüyüp yetkililere çağrıda bulunalım istiyor. Ne kadar harikulade bir fikir değil mi? Peki planlanan ne? 6 adet kule. İETT Garaj arazisi üzerine bir saksılık toprak bırakmamacasına dikilen/diktirilen, bir Allah’ın belediyeci kulunun da “yazıktır, günahtır, biraz yeşillik bırakın Allah rızası için” demediği Cevahir alışveriş garabetinden sonra buranın park olmasını umut etmek ne kadar akıl karı?Bu arada sayın Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül nerede? ***Küçük Oteller Kitabı 2011Büyük otellerden, açık büfe kuyruklarından, kalabalıklardan, animasyonlardan hoşlanmayanlar için ablamla beraber hazırladığımız “Küçük Oteller Kitabı 2011” çıktı. İnsanın kendi yazdığı kitabı övmesi ayıp biliyorum ama hakikaten güzel oldu. Türkiye’nin her bölgesinden 300’e yakın küçük ve butik oteli kendi gözümüzle gördük, kendi dilimizle yazdık. Dahası bu yıl tatil de hediye ediyoruz. Kitabın içinden çıkan şifreyi SMS ile yollayan 45 çifti 3 gün 4 gece küçük otellerimizden birine tatile yolluyoruz. Bütün detaylar: boyut.com.tr/kucukoteller Bu arada taklitlerinden kaçınınız. Üzerinde ismimiz olanı alınız.