Devlet kurumlarının verdiği ruhsatları, yapılaşma izinlerini geçersiz sayan Orman Bakanlığı, tapulu evleri yıktırmak için uğraşıyor.
Dün sormuştum; “İyi de bu tapulara güvenerek o sitelerde ev alan binlerce insanın günahı ne?” diye... Yüzlerce elektronik mektup geldi.
Sakın yanlış anlaşılmasın; ormanlık alanları talan edenlerden, yasa dışı inşaat yapanlardan elbette hesap sorulacak... Ama kimsenin devletin verdiği tapuya güvenerek buralardan ev alanları mağdur etmeye de hakkı yok!
İşte; o mektuplardan bazıları:
Adnan M. Yayla:
“Beykoz Konakları’nda konut sahibiyim. Buradan bir yer sahibi olabilmek için yaşadığım yeri (Ankara) ve işimi (Maliye Bakanlığı) değiştirerek İstanbul’a geldim. Yıllarca süren bir çalışmanın sonunda konut sahibi oldum. Şimdi olanlar karşısında tek kelimeyle infial halindeyim.”
Dr. Teoman Ulaş:
“Ben Acarkent’de evi olan bir tıp doktoruyum. Eşim de 20 yıldır uluslararası firmalarda yönetici olarak çalıştı. Bugüne kadar ne devletten ihale aldık, ne bir kuruş vergi kaçırdık. Devletin tapusuna, iskânına güvenerek bu siteden ev aldık. Yoksa tam karşımızdaki orman alanı talan edilerek yapılan villalardan daha ucuza da alabilirdik. Ancak bugün orman yağmacısı, havadan para kazanmış ve bedavadan bu evlere oturmuş, halkın hakkını gasp etmiş insanlar gibi gösteriliyoruz. Bizler bu ülkenin yetiştirdiği çalışkan, eğitimli, devletine saygılı insanlarız ve hukuka güveniyoruz.”
Av. Kayhan Okan Özyurt:
“Ben Acarkent’te tapulu evi olan bir vatandaşım. Bu operasyonu yapanları amacı, Beykoz’daki tüm taşınmazların değerlerini sıfırlamak ve bunları ucuza toplayıp büyük çıkarlar elde etmektir. Çünkü; Karadeniz Otoyolu’yla 3. Köprü’nün kesişme noktasındaki bu arazilerin ve evlerin değeri çok yakında katlanacak.”
Erdem Yurdanur:
“Ben bir bilgisayar muhendisiyim, eşim de biyokimya uzmanı. Tüm birikimimizle Acarkent’te geçen yıl bir ev satın aldık. Tapulu olmasına güvendik. Ama şimdi onu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bunu da bir yana bırakın, ağaç ve doğa katili muamelesi görüyoruz. Bu tapuların iptal edilmesi, evlerimizin yıkılması durumunda bu ülkeye güvenimizi yitireceğiz. Verdiği tapuyu gecersiz sayan bir devlete nasıl güvenebilirsiniz ki?”
Tayfun Kabalak:
“Eğer bu ülkede Anayasal haklarımız ve hukuk varsa bu villalara hiçbir şey olmaz. Olursa da Türkiye bedelini İnsan Hakları Mahkemesi’nde fazlasıyla öder.”
İŞİN UZMANI
Genç Bakış programına katılan Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Cumhurbaşkanını halk seçmelidir” deyince, sunucu Abbas Güçlü müdahale etti:
- O kadar görevde kaldınız? Neden bunu sağlamadınız?
Demirel’in rengi değişti bu soru üzerine... Gerdanını kırıp, bir nefes aldı ve izleyicilere döndü:
- Ucuz polemiktir bu, ucuz polemik!
Eğer Sayın Demirel “Ucuz polemiktir” diyorsa, elbette öyledir...
Ne de olsa işin uzmanı!
Günün Sorusu
Ölüm orucundaki avukat Behiç Aşçı’nın ailesiyle görüşen TBMM Başkanı Bülent Arınç, “Hemen orucu bıraksın, devletle pazarlık olmaz” demiş...
Böyle bir kural varsa, sendikalar iki yılda bir nasıl oluyor da kamu çalışanları için devletle toplu pazarlık masasına oturuyor?
Sabah’tan bir ‘sansür’ skandalı daha!
İnternetin hayatımıza ilk girdiği yıllarda bize iletişimde yeni bir çığır açıldığı, çünkü internetin asla sansürlenemeyeceği söylenmişti.
Ne yazık ki “bazı kafalar”, onu da sansürlemeyi başardı.
Medya sitesi “www.habervizyon.net”te dün yayınlanan açıklama bunun kanıtı:
“Kimseye küfür, hakaret etmedik. Gazete yazarlarının polemiklerini ve manşetlerin ardındaki gizli şifreleri gündeme getirdik. Ama ‘demokrasi ve insan hakları savunucusu’ geçinen bazı kesimler, küçücük bir medya sitesinin bu gayretine bile tahammül edemedi, bizi sansürledi.”
Bu sözlerdeki sır perdelerini ortadan kaldıralım:
Adı geçen internet sitesine, çalışanlarının erişimini engelleyen gazete Sabah... Kendi bünyesinde çalışan bazı “müdür”lerin medya sitelerini destekleyen bu gazetenin yönetimi, eleştiriye tahammülsüzlüğünü bir kez daha kanıtladı.
Yazık!

