Haberin Devamı
Kendisine suikast yapmak isteyenleri bir günde yakalatan Başbakan, seks kasetini çekenleri bulmasını isteyen Baykal’a “Ben senin memurun muyum” diye yanıt verdi ya...
Eminim ki; dünkü CHP Kurultayı’nı izlerken bu sözleri söylediğine pişman olmuştur!
Çünkü o adi tuzağı kim kurduysa, CHP’ye büyük hizmette bulundu!
Yıllardır koltuğuna yapışıp kalan ve “tatlı su muhalefeti” yapan Baykal, o kaset yüzünden gitti!
Böylece; düne kadar dikensiz gül bahçesinde siyaset yapan Başbakan ve partisi de o kaset yüzünden artık kâbus gibi bir sürece mahkûm oldu...
Neden mi yazıyorum bunları?
Yıllardır tanıksınız: Bu köşeden onlarca kez Baykal’a dedim ki; “Eğer CHP’nin iktidarını görmek istiyorsan, eğer koltuğuna değil de Türkiye’ye sevdalıysan gel genel başkanlıktan ayrıl...”
Son seçimlerden önce, “Baykal, oyum CHP’ye... Ama sana yarayan kısmı haram olsun” diye bile yazdım...
2007 genel ve 2009 yerel seçimlerinden sonra ise “Koltuğunun artık bir adayı var. Kılıçdaroğlu’nu yerine getir, tarihe geç” dedim...
O bunların hiçbirine aldırmadı!
Benim haklılığım ise dün kanıtlandı:
Kılıçdaroğlu, 1.249 delegeden 1.246’sının imzasıyla aday gösterilip seçildi...
İmza vermeyen üç kişiden biri belli:
Evindeki Deniz Baykal...
Diğer ikisi ise önemli bile değil!
Daha bir hafta öncesine kadar Gürsel Tekin’in “Yüzde 100’ü Baykal’ın dönmesini istiyor” dediği CHP delegeleri, halkın baskısına dayanamayarak dün tarihi bir olaya imza attı...
Tek aday Kılıçdaroğlu, sadece eleştirmedi; yapacaklarını da açıkladı!
Halkın büyük bir bölümünün nabzını kürsüye, oradan da tüm Türkiye’ye taşıdı!
Ve Türkiye’de artık yeni bir dönemin başladığını, iktidarın alternatifsiz olmadığını, solun da bütünleşebileceğini kanıtladı!
Dün kurultay salonundan yansıyan görüntüler gösteriyor ki; Kılıçdaroğlu, CHP’yi de Türkiye’yi de alır, götürür!
Yolu açık olsun!
TIKAÇ!
CHP’nin dünkü kurultayında rekor sayıdaki bir delege desteğiyle genel başkanlığa tek aday gösterilen Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasını yapmak için delegelerin imza vermesini bekledi...
Çünkü Deniz Baykal yönetimi; parti içi muhalefetin kurultaylarda konuşmasını engellemek için, genel başkan adaylarının konuşma hakkını 250 imza şartına bağlamıştı...
Sırf bu örnek bile Baykal’ın, kendi koltuğunu korumak uğruna CHP’nin önünü bugüne kadar nasıl “tıkadığını” göstermeye yeter!
Şimdi Kılıçdaroğlu’na düşen görev, bu antidemokratik tüzüğü biran önce değiştirmek ve dün mağduru olduğu o “imza” ayıbı başta olmak üzere bu tür ayıpları temizlemektir.
BRAVO!
Rahşan Ecevit’i, meşhur Rahşan Affı’ndan sorumlu tutanlardan biri de bendim... Ne yalan söyleyeyim, “Bundan sonra ağzıyla kuş tutsa affetmem” diye düşünüyordum...
Ama o, son 20 günde iki önemli “iş” yaparak, kendisini affettirdi.
Önce; o yaşına rağmen 1 Mayıs’ta Taksim’e geldi; sonra da 30 yıllık kinini unutarak dün CHP’ye koştu.
Böylece; sadece Kılıçdaroğlu’na destek vermekle kalmadı, soldaki kronikleşmiş bölünmüşlüğün giderilebileceği konusunda çok büyük bir umudun yeşermesini de sağladı. Kılıçdaroğlu da gidip onun yanında oturarak bu şıklığa şıklıkla yanıt verdi. Umarım Rahşan Hanım, tüm küskünlere örnek olur!
GÜNÜN SORUSU
Doğruluğuna, dürüstlüğüne laf söyleyemeyenlerin “İyi bir hatip değil” diye çamur attıkları Kılıçdaroğlu, dün kürsüde hitabet dersi verdi...
Bakalım çamurcular şimdi ne diyecek?
Baykal’ın son ayıbı!
Sayın Baykal...
CHP Kurultayı seni tam yedi kez Genel Başkanlık görevine getirdi.
Yaşattığın büyük seçim hezimetlerine rağmen, o kurultay sayesinde siyaset sahnesinde kalabildin.
O kurultayı arkana alarak partiyi babanın çiftliği gibi yönettin.
O kurultay, “Aday değilim” demene karşın son üç güne kadar dönmen için seni bekledi.
Ve dün söz alan bütün delegeler, uğradığın büyük haksızlığın hesabını sorma sözü verdi.
Peki; sen ne yaptın?
Seni başına taç eden o kurultaydan bir “başarı mesajını” bile esirgedin!
Hani yandaşların ihanetten söz ediyor ya; asıl “ihanet”, seni sen yapan o kurultaya yaptığın saygısızlıktır...
Keşke gidişin CHP’ye yakışır bir halde olsaydı!

