Haberin Devamı
Türkiye‘nin dört bir yanından kopup dün Ankara‘ya giden on binlerce işçinin, memurun, mühendisin ve doktorun tek amacı vardı:
Meclis‘te görüşülmekte olan Torba Yasa Tasarısı‘nı protesto etmek!
Hepsi; KESK, DİSK, TMMOB ve Türk Tabipler Birliği‘ne üyeydi.
Meclis‘in etrafında sembolik bir insan zinciri oluşturacak ve yasa tasarısını görüşmek için Meclis‘e girmek isteyen milletvekillerini uyaracaklardı.
Olmadı...
Polis; Mısır‘daki isyancıların eylemini “demokratik tepki” olarak gören iktidarın verdiği talimatla, bu “son derece demokratik” hakkı işçilere, memurlara, mühendislere, doktorlara kullandırmadı!
Önce Ankara‘yı diğer kentlere bağlayan tüm yollar kesildi.
“Protestocu” taşıyan otobüsler durduruldu!
Otobüstekiler tek tek arandı.
Yetmedi; hepsinin “Genel Bilgi Taraması” (GBT) yapıldı.
Yani “ileri demokrasi” iddiasındaki iktidarın emriyle polis, on binlerce işçinin “seyahat özgürlüğü”nü engelledi, insanlara “potansiyel suçlu” muamelesi yaptı!
Tüm engelleri aşabilen şanslı eylemciler, bu kez Kızılay Meydanı‘da ve Meşrutiyet Caddesi‘nin girişinde polis barikatıyla karşılaştı...
Polis, barikatları aşmak isteyen bir grup sendikalıya göz yaşartıcı gaz sıktı.
Eksi iki derecelik soğuğa aldırmadan, buz gibi tazyikle suyla yıkadı!
Eylemcilerin içindeki küçük bir grup, bu sert müdahaleye yumurta ve taş atarak karşılık verdi.
Bırakın “ileri” demokrasiyi...”
Göstermelik demokrasilerde bile iktidar, polisin bu tür eylemleri engellemesine, eylemcilerin seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasına, potansiyel suçlu muamelesi görmesine ve göz yaşartıcı spreylerle püskürtülmesine izin vermez!
Çünkü demokrasilerdeki en temel haklardan biri de “protesto hakkı”dır ve bu; asla göz ardı edilemez!
Edilirse ne mi olur?
O iktidarın “ileri demokrasi” iddiası, komediye dönüşür!
Hele hele bu iktidar, başka ülkelerdeki eylemcilere “demokrasi” adına destek veriyorsa, geriye söylenecek tek söz kalır:
Vah, vah, vah!
EDİRNE
Cumhuriyet yazarı Şükran Soner’le birlikte iki günlük bir Trakya turuna çıkıyoruz.
Program şöyle:
Bugün saat 11.30‘da Trakya Tıp Fakültesi Hastanesi‘nde imza...
17.00‘de Keşan‘daki Ceren Kitabevi‘nde imza...
19.00‘da Keşan Ahmet Yenice İlköğretim Okulu‘nda Keşan Belediyesi‘nce düzenlenen “Demokrasi: Dünya ve Türkiye” konulu panel, ardından imza...
Yarın 12.00‘de Edirne‘deki Ceren Kitabevi‘nde imza...
13.30‘da Cafe Sera-2‘de imza ve söyleşi...
İmza etkinliklerinde; hem kendi kitabımı, hem de Şükran Soner‘le birlikte Mustafa Balbay‘ın kitaplarını imzalayacağım...
Edirneli ve Keşanlı okurları bekliyoruz!
GÜNÜN SORUSU
Dün; iki ay kadar önce Bağdat Caddesi‘ndeki bir kafede çıkan yangına ait kamera kayıtları yayınlandı. Tüp patlayınca herkes kaçışıyor, 85 yaşındaki bir adam yere düşüyor ve kalkamıyor... Tam bu sırada kaçanlardan biri içeriye dönüyor ama yerdeki adamı umursamadan, masada kalan çantasını alıp uzaklaşıyor... Sorum, yanıtlamak isteyen herkese:
Ne oldu bize?
Gazze için toplanan paralar faizdeymiş!
İsrail‘in Gazze‘yi abluka altına aldığı günlerde Türkiye‘de, Başbakanlığın talimatıyla yardım kampanyası düzenlenmişti.
Bu kampanyada kaç lira toplandığı ve toplanan paraların yerine ulaştırılıp ulaştırılmadığı iki yıldır açıklanmadı.
Konu son olarak Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Bitmez tarafından gündeme getirildi ve paraların akıbeti bir kez daha hükümete soruldu.
Paralara ne olduğunu Ankara bürodan arkadaşımız Levent İçgen ortaya çıkardı. Levent‘in haberine göre 2009 yılında başlatılan yardım kampanyasında toplanan 55 milyon 485 bin 492 lira, 337 bin 941 dolar ve 3 milyon 623 bin 913 euro Vakıfbank Finans Market Şubesi‘nde, faizde değerlendiriliyormuş!
Başbakanlık kaynaklarına göre o paralar Filistin Devleti‘ne aktarılabilirmiş ama... Türkiye, bölgeye kalıcı yatırımlar yapmak istediği için ablukanın kalkmasını bekliyormuş!
Adama sormazlar mı, “Madem yerine ulaştıramayacaktın, o zaman niye apar topar para topladın” diye?
Sahi; bunun adı “skandal” değilse, nedir?

