Suriye’nin matruşkaları

Haberin Devamı

Matruşkaları bilirsiniz... Rusya’ya özgü oyuncak, içi içe geçmiş tahta bebekler... Açtıkça içinden bir boy küçüğü çıkar ya hani, onlar işte.

Suriye’deki iktidarı, ‘matruşkalar’a benzetti bu ülkeyi çok yakından tanıyan üst düzey bir isim.

“Türkiye’nin diplomatik temsilciliklerine yönelik saldırılar, Esad yönetiminin zımnen (üstü örtülü) desteği olmadan gerçekleşebilir mi?” diye sordum Şam’ı çok iyi bilen tecrübeli yetkiliye.

“Mümkün mü?” dedi. “Beşşar Esad yönetimi yeşil ışık yakmasa, o gruplar bu adımı kesinlikle atamazdı” diye de ekledi.

“Pekiyi ne kadar daha ileri gidebilir bu gruplar? Madem, iktidarın örtülü desteği de arkalarında, nereye kadar gidebilirler?” şeklindeki soruma gelen yanıt her anlamda ilginç ve dikkat çekiciydi:

“Onu kimse kesin olarak bilemez çünkü Suriye’de yönetim katmanlarını ‘matruşkalar’a benzetebiliriz. İç içe geçmiş, birbirinin içinden çıkan ‘matruşkalar’ misali. O anda, o gün, hangisi ne kadar etkili olur, hangisi diğerinin içinde kalır, hangisi hangisinin içinden çıkar, inanın hiç kimse kesin olarak bilemez. Bu yüzden de şu anda önümüzü net olarak görmemiz pek mümkün değil.”

Ankara’nın önünde duran çok bilinmeyenli ve ‘çok taraflı’ Şam denklemine, bu ‘matruşka’ örneğinden hareketle bir kez daha bakmakta yarar var.

Sadece bakmak da yetmiyor elbette. Bakıp, görmek lazım.

*****


Aklın yolu bir-2


Yaklaşık bir buçuk ay önce (29 Eylül 2011) “Aklın Yolu Bir” başlığıyla bir yazı yazmıştım bu köşede. (http://haber.gazetevatan.com/aklin-yolu-bir/402451/4/Haber )

Vatan ve Milliyet Gazeteleri’nin patronajında yaşanan sancılı sürece ilişkin düşüncelerimi anlatmış, biraz da içimi dökmüştüm.

“Bir medya kuruluşunda çalışan herkes aslında aynı şeyleri ister. Editoryal bağımsızlığına müdahale etmeyen, insana ve kuruma yatırım yapan, çalışanına sahip çıkan, maaşını düzenli ödeyen bir patron” demiştim o yazıda.

Ve özetle,

- Sorunun, yola birlikte çıkan iki gruptan Karacan Ailesi’nin maddi sorumluluklarını yerine getirmemesinden kaynaklandığını,

- Demirören Grubu’nun Milliyet ve Vatan markalarını yaşatmakta kararlı olduğunu ve bu anlayışla gazetelere kaynak aktarmaya, tek başına devam ettiğini yazmıştım.

O günden bu yana bizim buralarda değişen bir şey yok.

Maalesef, yok...

Tarafların mahkemeye sundukları görüşleri, belgeleri, Ankara’da ticaret hukuku alanında uzman birçok hukukçuya okuttum. Aralarında avukatlar da var, emekli hakimler de...

İstisnasız hepsinden aynı yanıtı aldım:

“Bir tarafta (Demirören) açık bir iyi niyet var. O ortak, bu anlayışla üzerine düşenleri tam olarak yerine getirmiş ve getirmeye devam ediyor. Diğer tarafta (Karacan) ise bulunduğu taahhütleri hayata geçirmeyen ve üstüne üstlük şirket yönetiminin kayyuma devrine yol açan hukuki sürece imza atan bir ortak var. Tablo çok net, durum çok açık. Bir tarafta iyi niyet, diğer yanda iyi niyeti suiistimal var.”

Ben hukukçu değilim. Ama haber kaynaklarım, bu işin en yetkin isimleri. Ve o isimlerin mütalaaları işte bu şekilde.

Aslında fazla söze, detaya gerek yok... Rakamların da bir önemi yok.

Orta yerde, karşımızda duran çok basit bir soru var:

“Bir ortaklıkta, ortaklardan her biri kendi payına düşen sorumlulukları zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirirse, herhangi bir sorun yaşanır mı?”

Tek derdi mesleğini icra etmek olan bir haberci olarak, başka sorum yok...

DİĞER YENİ YAZILAR