Sayko...

Haberin Devamı

‘Restoran’da eti kimimiz ‘veldan’ yiyoruz, kimimiz, ‘midyum’. (‘Medyum’un konuyla ilgisi yok.)

‘Kafe’de bazılarımız ‘latte’ içiyor, bazılarımız ‘makiyato’.

‘Bar’da içkisini ‘singıl’ sipariş verenimiz de var, ‘dabıl’ da.

‘Rezidans’ta oturuyor, üç ya da beş ‘em’ veya ‘ekstra’ ‘market’ten alışveriş yapıyoruz.

Taksitler; ‘bonus’a, ‘vörld’e, ‘maksimum’a,

‘şopenmayls’a.

Ekranda ya ‘si-en-en’ Turk (‘ü’ değil ‘u’ ile tabii ki) açık, ya ‘en-ti-vi’, ya ‘si-en-bi-ci-e’.

‘E-mail’ ile haberleşiyoruz. Veya ‘twitter’dan ‘diem’ (Direct Message) yoluyla. ‘Es-em-es’, ‘em-em-es’, ‘vatsap’, ‘bi-bi-em’ de var isteyenimize. Duvarlara yazı yazmanın suç olduğu memleketimde, ‘Facebook’un ‘wall’unu doldurup taşırıyoruz her gün.

‘Prada’lar, ‘lubutin’ler, ‘luiviton’lar basıyor ‘cip’lerin, ‘iksaltı’ların, ‘seleka’ların gaz pedallarına.

‘Okey’leşiyoruz ‘brasri’lerdeki ‘hepiaur’lar için.

‘Ekslarc’ beden giyenlerin derdi ‘silimfit’ son zamanlarda.

‘Baksır’ don giyiyoruz bazılarımız.

‘Netbuk’a ‘elektrovörld’den bilmem kaç ‘cigabayt’lık ‘flaşdisk’ arıyor, kitap almak için ‘dienar’a gidiyoruz.

Futbol takımlarının ‘kofibrek’i var maç öncesi kampında.

Basketçilerin yedekleri ‘benç’te oturuyor maç sırasında.

Üniversitelerde ‘anır’ öğrencilerle gurur duyuyoruz.

‘Fuleyçdi el-si-di’de ‘bulurey’ film izleyip, otomobilimizde ‘elpici’ yakıt tüketiyoruz.

‘Nayk’, ‘ribak’, ‘ag’, ‘livays’, ‘kempır’, ‘gep’, ‘madırkeyr’, ‘marksenspensır’, ‘aberkrombienfiç’leri giydirip ‘bıranç’lara götürdüğümüz çocuklarımızdan ‘Türkçemiz’i doğru, düzgün ve iyi kullanmalarını istiyoruz.

Du yu andırsitend mi?..

*****


Kilo mu aldın sen?..

Hep yanlışı, eksiği söylemek gibi bir huyumuz var. Yok birbirimizden farkımız. Hepimiz böyleyiz...

“Merhaba”dan sonra ilk cümle olarak, “Aaa, amma kilo almışsın yahu”yu; en hafifinden - o tanıdık vurgulama ile - “Kilo mu aldın sen?..” sorusunu duymayanımız yoktur. İçinden, “Önce bir hal - hatır sorsaydın...” diye geçirmeyenimiz de tabii.

Ya da ne bileyim...

Satın aldığınız otomobilin iyi, üstün özelliklerini yok sayıp, hep eksiklerinden söz etmez mi karşınızdaki?

Kerhen bir “Hayırlı olsun” dedikten sonra, hemen bir başka markayı öven, “Üstelik hem daha az yakıyor, hem de daha ucuz” diye devam eden cümleleri kim bilir kaç kez ve kaç kişiden duymuşsunuzdur.

Henüz duymadıysanız, ilk uygun ortamda duyacağınızdan emin olabilirsiniz. Ve siz de, “Bir ‘kazasız - belasız kullan’ deseydin önce” diyeceksiniz. İçinizden tabii...

Örnekleri çoğaltmak ve çeşitlendirmek mümkün. Lakin anladınız siz ne demek istediğimi...

Karşımızdakinin şevkini kıran, hevesini kaçıran, moralini bozan cümleleri sıralıyoruz önce bir solukta. Sonra da, “Neyse canım...” ile başlayan, ‘sözde nezaket’ kokan bir cümleyle, aklımız sıra gönül alıyoruz.

Ve bu alışkanlığımızı en çok da en yakınımızdakilere karşı sergiliyoruz.

Katmerli yani. Tanıdık torpili...

En çok sevdiklerimize, daha doğrusu en çok sevdiğimizi söylediklerimize ayırıyoruz en acımasız tavırlarımızı. En çok onlara hoyrat davranıyoruz.

Can sıkıcı değil mi?

Can sıkıcıyız

gerçekten...

Aynı örnekle bitireyim:

“Kilo vermişsin” demekten kaçınırken, “Ne çok kilo almışsın” türünden selamlaşmalardaki bonkörlüğümüz adeta reflekse dönüşmüş, farkına bile varmıyoruz. Ama ‘biz yaparken’ farkında olmuyoruz. ‘Bize yapıldığında’ ise rahatsız olma, tepki gösterme hakkımız sonsuz.

Diyeceğim o ki...

Hayatın her aşamasında, karşımıza çıkan her durumda olduğu gibi ‘çifte standart’larımızla mutluyuz biz.

Aferin bize...

DİĞER YENİ YAZILAR