Haberin Devamı
Dün sabah radyoda, ‘Nihat ile Muhabbet’i dinliyorum her zamanki gibi... Telefon vasıtasıyla yayına bağlanan bir dinleyici harika bir ‘reflektör’ anısı anlattı.
Fransızca (rÈflecteur) olup, dilimizde ‘yansıtıcı’ anlamına gelen ‘reflektör’ hikayesi, tam da ‘biz’i yansıtıyor işte.
Vatandaşın otomobili arızalanıyor yolda.
‘Kırmızı üçgen’i açıp, araçtan 5-6 metre geriye, kapatmak zorunda kaldığı şeritte, yolun üzerine koyuyor sürücü. Olması gerektiği gibi...
Birkaç dakika sonra bir bakıyor ki, çocuğun biri kapmış reflektörü gidiyor !
Koşup durduruyor çocuğu. Geri alıp, tekrar yerine koyuyor ‘ikaz’ gerecini.
Aradan kısa bir süre geçiyor, adam bakıyor ki reflektör katlanmış, kaldırımın üzerine koyulmuş. Haklı olarak, “Neden” diye tepki gösteriyor bunu yapan kadına:
“Neden kaldırıyorsunuz hanımefendi reflektörü yerinden?”
Aldığı cevap ne oluyor pekiyi?
“Ne bağırıyorsunuz beyefendi ! Teşekkür etmeniz gerekirken kızıyorsunuz. Yolun üstünde bıraksaydım da, arabalar mı ezseydi? (!!!)
Budur işte !
Reflektör’den ‘yansıyan’; ülkede geldiğimiz nokta...
Reflektör’den ‘yansıyan’; içinde yaşadığımız (yoksa içine düşmüş bulunduğumuz mu demeliyim) toplumun durumu.
Reflektör’den ‘yansıyan’; toplum olarak suretimiz.
Ve işin kötüsü, ‘reflektör’ çok küçük, zararsız, hatta bilgisizlikten kaynaklı ‘naif’ bile sayılabilecek bir örnek.
Daha neler, neler var.
Şöyle bir bakın çevrenize göreceksiniz daha neler olduğunu...
Hatta şöyle bir bakın aynaya, yine göreceksiniz !
Atananlar - atanamayanlar
Ataması yapıl(a)mayan öğretmenlerin attığı e-mail mesajları ve tweetlerin muhatabından öte neredeyse ‘mağdur’uyuz uzun süredir, haberciler olarak.
İtiraf etmeliyim ki; bu mesaj bombardımanı bunaltıcı bir durum ve haklılıklarına inansam da, gönderenleri zaman içinde antipatikleştiren bir yöntem.
Neyse...
Milli Eğitim Bakanlığı, 36 bin‘e yakın öğretmenin atamasını yaptı üç gün önce.
101 bin‘in üzerinde aday başvurmuştu bilgisayar kurasına.
101 - 36 = 65.
65 bin öğretmen yine ‘atanamayan’ olarak kaldı.
(Biliyorum fazlası da var atama bekleyen öğretmen adaylarının.)
Şimdi merak ettiğim mevzu şu:
Atanan ve göreve başlamakta olan o 36 bin öğretmen var ya...
Hani üç gün öncesine kadar ‘ataması yapılmamış’ olan ama şimdi ‘atanmış’ vaziyettekiler...
Onlar, üç gün öncesine kadar aynı durumda oldukları arkadaşlarının hakları için mesaj atmaya devam edecekler mi acaba?
“Biz atandık ama ataması yapılmayan daha on binlerce meslektaşımız var. Onlar da görev bekliyor” diye bir dayanışma örneği verecekler mi acaba?
Yoksa; “Benim işim halloldu” deyip geride kalanları, geride mi bırakacaklar acaba?
Malum, gayet ‘veciz’ deyişlerimiz var bizim bu gibi durumlar için...
“Benden sonrası tufan” gibi...
“Her koyun kendi bacağından asılır” gibi...
Atananlar, atanamayanların haklarını aramaya devam edecekler mi?
‘İşi bitenler’ nasıl bir ‘samimiyet’ sınavı verecekler?
Sorum bu.
Cevabını bilse de, insan bazen böyle sorular soruyor işte !
KEŞKE...
‘Sempatik’ olabildiğimiz kadar, ‘empatik’ de olabilsek.

