Ossi ile konuşmamasını konuştuk

Haberin Devamı

Vicdani ret konusunda bir ikona dönüşmek değil benim istediğim. Yıllardır verdiğim bu mücadeleyi basınla bir başıma konuşmaktansa, bir yapının içinde gereğini yapmayı isterdim.”

Osman Murat Ülke böyle başladı söze telefonda...

Bahsettiğim kişi (artık kamuoyuna da mal olmuş ve lakaplaşmış kısa adıyla) Ossi.

Vicdani ret gündeminde, Milliyet’in “Ossi Kanunu” manşetine konu olan Ossi...

***


Herhangi bir konuda uzun soluklu mücadele veren biri, adeta sembolü olduğu o konu ülkenin sıcak gündem maddesine dönüştüğünde kanal kanal gezip canlı yayınlarda konuşur, gazetelere sayfa sayfa röportajlar verir. Biz böylesine alışığız...

İki-üç gündür bakıyorum, Ossi’yi medyada görmedim.

Baktım yok, aradım “Neden konuşmuyorsunuz?” diye sormak için.

- Türkiye’de ‘vicdani ret’ denildiğinde akla gelen ilk isim sizsiniz. Yıllardır ‘vicdani retçi’ olarak verdiğiniz mücadele ortada. Şimdi herkes konuşuyor, siz susuyorsunuz. Neden?

- Benim için vicdani ret; ‘anti militarist bir perspektif içinde, kolektif olarak yürütülen bir mücadele’ oldu. Vicdani ret, bireysel özgürlük boyutu bir yana, toplumsal dönüşüm için de bir kaldıraç işlevi görüyor. Kolektifimizin 10 yıl kadar önce çözülmesi benim açımdan ciddi bir darbe oldu. Sonrasında kendimi başka türlü bir kolektifin içinde de var edemedim. Bir kopuş yaşadım.

- Sözünü ettiğiniz kolektif yani ‘anti militarist perspektifin örgütlü yapısı’, uzun süre başkanlığını yaptığınız ve 2001 yılında faaliyetine son verdiğiniz İSKD (İzmir Savaş Karşıtları Derneği) miydi mesela?

- Evet. Ve bu yapının yokluğunda anti militarist mesajdan ziyade, ‘kişisel kader’ öne çıkarıldı. Konu bir miktar depolitize oldu ve bir ikonlaşma süreci yaşandı. Benim vicdani ret konusundaki algım ise bu değil.

- ‘İkonlaşma’ tanımından kastınız, vicdani ret konusunda sizin kişisel olarak bir ikona dönüşmeniz mi?

- Evet maalesef öyle.

- Pekiyi, sizin tabirinizle bir ikona dönüşmeniz neden engel oluşturuyor bu konuda söz söylemenize?

- İkonlaşma, benim ‘belli bir yerden’ konuşmam şeklinde bir beklentiyi beraberinde getiriyor. Oysa benim vicdani ret algımın temelini, dediğim gibi, anti militarist bir perspektif oluşturuyor. Bu da bireysel değil, örgütlü bir yapı ile anlamlı. Bu olmadan söyleyeceklerim biraz havada kalır diye endişe ediyorum.

- Şimdi sizin bu sözlerinizi okuyan birçok insan, her şeye rağmen bireysel olarak da görüş bildirebileceğinizi düşünecektir. Dürüstçe söyleyeyim, ben de böyle düşünüyorum...

- Bu konuyu, şimdi ülkenin gündemine geldikten sonra, basınla bir başıma paylaşmaktansa, bir yapının içinde olmayı ve gereğini yapmayı tercih ederdim.

- Nedir gereği?

- İsterdim ki, yine bir kolektif olsun. Tezlerimizi savunabilelim, ülke gündemine müdahale edebilelim, eylem yapabilelim. Böyle olmasını tercih ederdim...

***


Ossi’nin sözlerine, ‘küskünlük’ mü dersiniz, ‘aykırılık hali’ mi, ‘kapris’ mi bilemem. Ama bildiğim, bu, kendi içinde tutarlı bir tavır. Anlamlandıramasanız bile ‘anlamaya çalışmak’ gerekiyor.

Neden mi?

Çünkü, gündemin geldiği noktayı ve Ossi’nin bu gündem içindeki pozisyonunu bir düşünün... Tabii geçmişte, farklı konulardaki benzer durum ve örnekleri de...

Bugüne kadar onun yerinde olan herkes ‘konjonktürü bireysel şöhrete dönüştürme’ yolunu tercih etti. Ve ‘geçici olarak’ başarılı da oldu bu yolu seçenler.

Ama bir de işte böyleleri var bu ülkede.

***


‘Dağa çıkma’ haberine gelen mesajlar

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan’ın, “Sadece son 40 günde ve sadece Şırnak Merkez’den 100’den fazla genç dağa çıktı” sözlerini yazdım ya dün...

Gün boyu gelen mesajları bir görseydiniz...

Tek tek ve aynı ifadelerle burada yer vermem mümkün değil ama mealen şu başlıklar altında özetleyebilirim vaziyeti...

“BDP, PKK’nın askere alma dairesi gibi çalışıyor” diyenler...

“Madem biliyorlar, neden engellemek için hiçbir şey yapmıyorlar?” diye soranlar...

“Yaptıkları dağa çıkmayı özendirmek. Bu, suçu ve suçluyu övmektir ve bu da bir suçtur” diye yaklaşanlar...

Ve “Bu tür haberler, BDP ve PKK’yı gündemde tutuyor. Reklamları oluyor ve onların istediği de bu zaten” diyerek, bu konuda ‘habercilik’ yapılmamasını isteyenler...

Dediğim gibi; özetle ve mealen böyle gelen mesajlar.

Hem açıklamanın sahibi Hasip Kaplan hem de BDP bilsin istedim.

DİĞER YENİ YAZILAR