Ne olur yollamayın bana raporunuzu, derginizi !

Haberin Devamı

Biz gazetecilere, her hafta en az üç - beş dergi, kitapçık, faaliyet raporu vb basılı yayın gelir, geliyor.

Sanayi odaları, ticaret odaları, sendikalar, meslek örgütleri, dernekler, vakıflar; kısaca, her türlü sivil toplum kuruluşu var bunları gönderenler arasında.

“Dergi, kitapçık, faaliyet raporu vb” dediysem, öyle mütevazı ürünler sanmayın gelenleri.

Bazıları bildiğiniz ansiklopedi boyutlarında.

***


Hemen hepsi birinci kalite kuşe kağıda basılı.

Kağıt ve baskısının pırıl pırıl olmasının yanı sıra ciltlerinde de yine en yüksek kalitenin tercih edildiği eserler bunlar.. Bu yayınları basıp dağıtan ‘özel şirket’ olsa hiç sesimi çıkarmayacağım ama ‘gönderen’ oda, borsa, dernek, vakıf ya da sendika olunca; kusura bakmasınlar da, iki çift lafım var bu kuruluşlara.

Binlerce dergi, kitap ya da faaliyet raporunun, kağıt, baskı ve cilt maliyeti... Üstüne bir de, kargo ile gönderim masrafını ekleyin...

Toplamda nasıl bir gider kalemi oluşturduğunu tahmin etmek zor değil.

***


Evet belki (muhtemelen de eş, dost, tanıdık) matbaalar kazanıyor.

Sayenizde, kargo şirketleri de iyi iş yapıyor ama gerek var mı böyle bir harcamaya?

TBMM Başkanı Cemil Çiçek‘in geçenlerde (Afyonkarahisar Valisi ile Genelkurmay Başkanı’nın yaşadığı olay sonrası) şilt ve plaketler konusunda söyledikleri geldi aklıma.

Şilt ve plaket mevzuunda Çiçek’in talep ettiği gibi, bahsettiğim türden yayınlara da bir son verilse keşke.

***


Biliyorum ki, benim bu yazıyı yazmamla bitmeyecek (bence hastalık olan) bu alışkanlık ama en azından kendi adıma bir adım atıyorum.

Bu tür yayınları gönderdikleri kişiler listesinde yer aldığım bütün sivil toplum kuruluşlarından, benim adımı listelerinden çıkartmalarını rica ediyorum.

Bana lütfen artık yollamayın o basılı eserlerinizi.

O kitaplara, dergilere harcadığınız parayı yararlı, hayırlı bir işe aktarın lütfen.

Not-1) Zaten, yolladıklarınızın hiçbirini okumuyorum. Hatta, bırakın okumamayı, kargo şirketinin naylon zarfının üzerindeki etikete bakıp, gönderene göre hiç açmadan, doğrudan çöpe atıyorum.

Not-2) Çöpe ama türüne göre, doğru geri dönüşüm çöpüne...

*****


Istakanın ucundaki medeniyet mesajı

Artistik Bilardo dalında dünya şampiyonluğunu Türkiye kazandı hafta sonu.

Serdar Gümüş dünya şampiyonu oldu.

Şampiyona Türkiye’de düzenlendi. Gümüş’ün finaldeki rakibi Hollandalı Eric Vijverberg‘di.

Müsabaka Serdar Gümüş’ün galibiyeti ile sona erdiği anda salonda ‘Onuncu Yıl Marşı’ çalınmaya başladı.

Salondaki büyük coşkunun odağında, elindeki Türk Bayrağı ile ‘şampiyon’ vardı.

Serdar Gümüş ve onun bu büyük başarısını kutlayan yakınındakilerin sevinç gösterisine katılan biri daha vardı o dakikalarda.

O kişi, finalde Gümüş’e kaybeden Hollandalı Vijverberg‘di.

Hollandalı sporcu, rakibini alkışladı, Onuncu Yıl Marşı’na alkışlarıyla eşlik etti, Serdar Gümüş’e sarıldı, öptü, Türk Bayrağı’nın altında

Gümüş ile birlikte kameralara poz verdi.

Bu sahneler ve Hollandalı’nın içten ve komplekssiz görüntüsü sadece sportmenlik değil, aynı zamanda bir ‘kültür’, bir ‘anlayış’, bir ‘medeniyet’ göstergesiydi.

Sporda ‘düşman’ değil, ‘rakip’ vardır.

‘Rekabet’, ‘düşmanlık’ değildir.

Bir bilardo ıstakasının ucundan yansıyan, o salondan yüzümüze çarpan gerçek buydu işte.

Ve o gerçeğin sadece sporda değil, hayatın her alanında geçerli olduğu mesajıydı aslında izlediğimiz.

‘Medeniyet’ dediğimiz lâf ile olmuyor.

Ve o içselleştirilmiş ‘medeniyet’ bünyede olmayınca ortaya nasıl bir tablo çıkıyor görüyorsunuz.

Yaşadığımız coğrafyanın gündemine bakınca görüyorsunuz.

*****


KEŞKE...

Bu ülkede insanlar, otomobillerininki kadar, kişisel bakımlarına da hassas olsa.

DİĞER YENİ YAZILAR