“Menemen Olayı, hiç şüphe yok ki, yakın tarihimizin en karanlık, en vahim, en trajik hadiselerinden biridir. Ne var ki, bu provokatif saldırıyı gerçekleştirmek suretiyle milletimizin birlik ve beraberliğini hedef alanlar, kirli emellerine ulaşamamış, milletimizin sağduyusu sayesinde, kurulan tuzaklar bozulmuştur.”
Bu cümleler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın, 23 Aralık 1930’da Menemen’de şehit edilen Kubilay’ın anısına bu yıl yayınladığı mesajdan.
Erdoğan, Asteğmen Mustafa Fethi Kubilay’ın şehit oluşunun 81’inci yıldönümü mesajında, Menemen olaylarını ‘provokasyon’ olarak niteledi. Bu bir ‘ilk’ti.
Ancak Ankara’da bu konuda yaşanan tek ‘ilk’, Başbakan’ın bu yaklaşımı değildi.
Bu sene ilk kez, Çankaya Köşkü’nden ‘Devrim Şehidi Kubilay’ mesajı gelmedi.
Cumhurbaşkanlığı’nın 23 Aralık sessizliği özellikle sosyal medyada birçok farklı yorumu beraberinde getirdi.
Bu tepkiler üzerine Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Ahmet Sever‘i aradım ve “Neden?” diye sordum.
“Unuttum” dedi Ahmet Sever.
Sever, “Bu tür mesajlar benim görev alanımda ve sorumluluğumda. Tamamen insani bir durum. Gözümden kaçtı, unuttum. Maalesef işin aslı bu” diye devam etti.
“Üzgünüm” diyen Ahmet Sever, günü geçtiği için bu yılki mesajı artık yayınlamayacaklarını söyledi ve ekledi:
“Farklı anlamlar yüklemenin, konuyu speküle etmenin bir anlamı yok. Tamamen kişisel bir hata... Kimse merak etmesin, şehit Kubilay mesajı, geçen yıla kadar olduğu gibi gelecek seneden itibaren her 23 Aralık’ta yine yayınlanacaktır.”
‘Yine bir açılım, yine Beşir Atalay’ ise eğer...
“Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu gibi mevzuata da bakıp mümkün olabildiğince şiddet taşımayan bütün düşüncenin özgürlüğünü sağlama. Ana odak noktası bu. Yeni dönemde üzerinde çalıştığımız ana motif de bu diyebilirim.”
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, hükümetin yeni dönemdeki çalışmasını, hedefini bu sözlerle ifade etti.
Yani hükümet, “Şiddet içermeyen her türlü düşünce ifade edilebilmeli” diyor.
Açıklama böyle olunca, ortaya bir dizi soru çıkmıyor mu?
Şöyle ki...
- Bir ülkede, bir Başbakan Yardımcısı, “şiddet taşımayan bütün düşüncenin özgürlüğünü sağlama” ifadesini kullanıyorsa, bizatihi bu sözler, o ülkede ‘düşüncenin özgür olmadığı’nın itirafı değil midir?
- Sene 2012’ye gelmişken, neredeyse 90 yıllık bir ‘cumhuriyet’te, hükümet hala ‘düşünce özgürlüğünü sağlamak’ gibi bir hedef tespit ediyorsa bu işte bir yanlışlık yok mudur?
Bugüne kadar bu ülkeyi yönetenlerin bu konuda yüzleri biraz olsun kızarır mı acaba?
- Beşir Atalay’ın açıklamasındaki iki kelime, yani “mümkün olabildiğince”; ihtiyat payı olmanın ötesinde nasıl bir anlam taşımaktadır?
Düşünce özgürlüğü, neden ‘mümkün olabildiğince’ hedeflenir?
Namümkün noktalar olacağı öngörüsü nereden kaynaklanmaktadır?
“Biz bu ülkede mümkün görülmeyenleri, hayal bile edilemeyenleri hayata geçirdik” diye övünen (ve birçok alanda da haklı olan) bir hükümetin Başbakan Yardımcısı, konu ‘düşünce özgürlüğü’ olduğunda neden ‘mümkün olabildiğince’ şerhini kayıtlara geçirir?
- Açıklamada bahsedilen ‘şiddet’in niteliği ve dozu ile ilgili soru işaretleri nasıl, ne derece ve ne zaman ortadan kaldırılabilir?
Şiddetin tanımına dair netlik yasalarda, kağıt üzerinde sağlansa dahi uygulama aşamasında yine çok tartışılacak bir nokta olarak kalmaz mı?
- Yazının başında, tırnak içinde yer alan üç cümlelik açıklamayı bir daha okuyun lütfen... Böyle bir konuda yapılacak açıklamanın ifade netlik düzeyi bu mu olmalıdır?
Tam manasıyla ‘bağlayıcı olmaması’ ya da sonradan daha farklı şekiller verilmesine elverişli kalsın diye özellikle mi bu boyutta bırakılmıştır açıklama?
Yoksa; değil altının boş olması, altının nasıl doldurulacağı konusunda henüz herhangi bir adım atılmamış olması nedeniyle mi?
Ve son olarak...
- Bu ülkede, düşünce hürriyeti ile ilgili bir iyileştirme çalışması yapılacaksa... Böyle bir hamleyi; cumhuriyet tarihinin belki de en iddialı, en kritik ‘açılım süreci’ndeki performansı orta yerde duran bir isim üzerinden yapmak, bu dosyayı da (bırakın kamuoyunu, AK Parti ve hükümet içinden dahi açıkça eleştirilen) aynı isme emanet etmek, hükümet açısından ne derece doğru bir tercihtir?

