İnanmak,güvenmek istiyoruz biz artık

Haberin Devamı

Oğlu Tunceli’de askerlik yapan bir tanıdığımız var.

Baba ayrı kabus görüyor her gece, anne ayrı. Tabii uyuyabilirlerse.

Televizyonda haber seyredemiyor anne; baba gazete okuyamıyor.

***


Evladı vatani hizmetini Siirt’te yapan bir aile var tanıdığımız.

Anne - baba, bölgeden gelen her çatışma haberinde irkiliyor.

Kardeşi, akşam yemeğinde bir anda bırakıveriyor çatal - bıçağı. “Ağabeyimin en sevdiği yemek bu” deyiveriyor buğulu gözlerle.

***


Çocuğu Hakkari’de polis olan bir komşumuz var.

Emekli anne - baba, oğullarını aramaya çekiniyorlar. Ya telefon çalar da, açan olmazsa veya “Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor” mesajı çıkarsa karşılarına diye.

Abla, ana yarısı...

“Şu iki sene bir bitse” diyor. Gün sayıyor.

***


Evladı, kardeşi, akrabası, eşi, dostu, yakını ‘riskli’ bölgelerde (üniformalı ya da sivil) görev yapan herkes diken üstünde yaşıyor.

Onları bırakın; bir restoranda, bir kafede oturan insanların yürekleri ağızlarına geliyor yoldan geçen bir otomobilin egzozu patladığında.

Büyük bir gürültü duyduğunda, “Yoksa bomba mı” endişesiyle sıçrıyor insanlar yerlerinden.

***


Doğuda, özellikle güneydoğuda görev yapanların yakın çevresine hakim olan ruh hali, empati yoluyla dahi anlaşılabilecek, hissedilebilecek türden değil maalesef.

Dün gördük ki, biraz da ‘kader’...

Oğlu batıda, kuzeyde, güneyde askerlik yapan aileler belki geceleri kabus görmüyorlardı. Yaşadıkları travmalar yemek masalarına, komşu sohbetlerine yansımıyordu belki.

Ama...

Afyon‘kara’hisar’dan geldi ‘kara’ haber.

Ve başta evlatlarını kaybeden o insanlar olmak üzere herkes, ‘ne olduğunu’ bilmek istiyor haklı olarak. ‘Gerçekten’ ne olduğunu.

***


Geldiğimiz noktada en büyük sorunlarımızdan biri bu. Yani ‘güvensizlik’.

İnsanlar, ‘resmi açıklama’lara inanmaz oldu artık.

‘Uludere’ gibi, ‘Suriye’de düşen RF-4’ gibi dosyalar kamuoyunu ikna ya da tatmin etmeden kapatılınca ya da en azından gündemden düşürülüp unutturulunca böyle oluyor ne yazık ki. İnsanlar inanmaz, güvenmez oluyor.

Toplumun devlete olan güveninin acilen tesis edilmesi gerekiyor.

Mevcut güven bunalımının bir an önce ortadan kaldırılması şart.

Elbette kalacaktır ‘iflah olmaz şüpheciler’.

Elbette, ne yaparsanız yapın ‘ikna olmamakta direnenler’ çıkacaktır yine.

Ama devletin diline ‘açık’lık ve ‘dürüst’lük hakim olursa, o ‘hiç bir şekilde tatmin olmayan’ kesim zaman içinde marjinalleşecek, istisnalara dönüşecektir.

Biz sıradan insanlar, biz bu ülkeyi seven vatandaşlar; inanmak, güvenmek istiyoruz artık devlete.

KEŞKE...

Kendimize her şeyi ‘hak’ görürken, karşımızdakilerin de bazı hakları olduğunu düşünebilsek.

DİĞER YENİ YAZILAR