İnadına izleyin, inadına okuyun o acıyı

Haberin Devamı

Uzman Çavuş Mehmet Çiftçi şehit oldu. Cansız bedeni günlerdir aranıyor.

Hâlâ bulunamadı. Annesinin haykırışı ile irkildik...

“Beni de şehit olduğu yere götürün, oğlumu ben bulurum ancak. Onu kokusundan tanır bulurum” dedi Şehit Mehmet’in anası.

Duyunca, okuyunca donup kaldığımız bir cümle.

“Onu kokusundan tanır, bulurum ben” diyor evlat acısının yakıp kavurduğu Döndü

Anne.

Ötesi var mı?

***


“Ben yavrumu oraya vatani görevini yapmak için gönderdim. Ölmesi için değil. Benim yavrumun terhisine iki ay kalmıştı. Bebeği ‘baba, baba’ diye sayıklıyor. Gerçekten gereken ne ise yapılsın. Allah rızası için yapılsın. Gerekirse ben de çocuklarım ile silahlanıp oğlumun şehit olduğu yerde askerlik yapmak istiyorum. Ben gencecik çocuğumu toprağa verdim. ‘Şafak sayıyorum annem’ diyen bir yavrumun sesi kesildi. Bu bir anne için kolay mı?”

“Umut”unu kaybetmiş bir annenin feryadı da işte böyleydi.

Şehit Piyade Er Umut Bulut’un ardından gözyaşları içinde bunlar dökülüyordu Gülbahar Ana’nın dudaklarından.

Kimin hangi sözü, hangimizin hangi üzüntü ifadesi bir şey ifade eder ki şehit anasının bu söylediklerinden öteye?

***


Polis Memuru Gökhan Kuzu Bingöl’de şehit oldu.

Şehit babası Hüseyin Kuzu evladını Malatya’da toprağa verdi. Ardından evine döndü.

Acısını taziye ziyaretine gelenler ile paylaşırken kalp krizi geçirdi.

“Kuzu”sunu kaybeden baba yoğun bakımda.

Hangi söz, hangi cümle tanımlayabilir ki o kalbe oturup kalan tarifsiz acıyı?

***


Sene 2010...

Erzurum’da bir bayram arifesi...

1998’de Şırnak Çakırsöğüt kırsalında şehit düşen Jandarma Çavuş Turgay Köse’nin babası kabristan ziyaretinde...

O gün 60 yaşında olan baba, geride kalan 12 yılın hafifletemediği acısını, oğlunun Karskapı Şehitliği’ndeki mezarı başında bir kez daha yaşıyordu.

Önce evladının mezarının çevresindeki otları temizledi, sonra yaşlı gözlerle duasını etti.

Ve dedi ki:

“12 yıl önce oğlumu hain teröre kurban verdim. 12 yıldır her gün oğlumun ve diğer şehitlerimizin kabrini ziyaret ediyorum. Bu bayramda çocuklar babalarının elini öpmeye gidecek. Ama ben bu bayram arefesinde oğlumun mezar taşını okşamaya, toprağını koklamaya geliyorum.”

“Oğlum bu bayramda da elimi öpmeye gelemedi, ben ona geldim” diyen bir baba...

Kaç yıl geçerse geçsin... Kim, nasıl teselli edebilir ki bu insanı?

***


Şehitlerin geride bıraktıkları evlatlarından ise alıntı yapmayacağım.

İnsanın yüreği dayanmıyor çünkü o 6 aylık, o 2 yaşındaki, o 5, o 8 yaşındaki çocukların yüzlerindeki ifadeyi görmeye.

Düşününce...

İnsan günlük hayatına, normal şekliyle devam edemez hale geliyor.

O masum çocukların yüzlerinde oluşan kederli ifade, zihnine kazınıyor insanın.

Gülmeye çekinir, gülmeye utanır oluyor insan, o sabilerin yüzleri aklına gelince.

Ve biliyorum ki bu yüzden...

Adını koyamasanız da, işte tam bu yüzden; televizyon haberlerinde şehit haberlerini izlememek için kanal değiştiriyor, şehit ailelerinin feryatlarını okumamak için o sayfasını hızla çeviriyorsunuz gazetelerin.

Ama böyle yaparak çözülmüyor mesele.

İnadına seyredip, inadına okumamız gerekiyor bence o insanların yaşadıkları acıyı.

Biraz olsun anlayabilmek, biraz olsun irkilebilmek için.

En azından, uzaktan da olsa, “Acına ortağım anam, babam, evladım” diyebilmek için sessizce...

*****


KEŞKE...

Kritik konularda, devletin resmi kurumlarından yapılan açıklamalara hiç şüphe duymadan itibar edebilsek.

DİĞER YENİ YAZILAR