“Ailece yapılmış bir geçmiş olsun, bir nezaket ziyaretiydi” diye başladı söze Deniz Baykal.
“Ben Olcay ile gittim, Başbakan da, Emine Hanım ve Sümeyye Hanım ile birlikteydi” dedi Baykal ve devam etti:
- Sağlığını iyi gördüm. Neşeliydi... Siyasetin o gergin, çatışmacı ortamından uzak, sıcak, hoş bir aile sohbetiydi. Çoluk çocuk, torun sohbeti yaptık. Siyasete girmedik.
- Hiç mi?
- Biraz temas ettik tabii. Bu Fransa’daki Ermeni tasarısı konusundan bahsettik biraz.
- Başbakan’ın ameliyatı ile ilgili detayları konuştunuz mu? Ve kamuoyundaki spekülasyonları tabii...
- Hayır, hiç detaya girmedik. Dolaylı olarak dahi konuşmadık. Ben konuyu hiç açmadım, onlar da hiç bahsetmedi.
‘Mehmet Haberal ricası’nın detayları (hemen yanda) Vatan Ankara Bürosu’nun haberinde var. O başlığı geçip, son soruya geliyorum.
“Sizin ziyaretinizin ardından, yarın da (bugün) genel başkanınız Kemal Kılıçdaroğlu ziyaret edecek Başbakan Erdoğan’ı” dedim.
“Evet” dedi Baykal.
“Nasıl yorumlarsınız bu durumu?” diye sordum.
Güldü sadece. Yanıt vermedi. “Haydi iyi akşamlar, görüşürüz...” dedi gülmeye devam ederek.
NOT:
Baykal’dan sonra CHP’yi aradım. Benim gibi merak edenler için aktarayım: Kılıçdaroğlu’nun Başbakan’a yarın (bugün) saat 17.00’da AK Parti Genel Merkezi’nde bulunacağı geçmiş olsun ziyareti için randevu Pazartesi günü alınmış.
Meclis Taburu’ndan sonra Pentagon örneği de düşünülemez miş?
“(...) Konu şimdi, yeni dönem parlamenterlerinin de gündeminde. Şimdilik sadece kulis sohbetlerinde seslendiriliyor rahatsızlık. Ama genel görüş, sivil iradenin tecelli ettiği Meclis’te, askeri bir birliğin yer almasının uygun olmadığı yönünde. Ve sanırım bu düşünce, birileri tarafından yakında, uygun bir zamanda, resmi olarak da seslendirilecektir (...)”
Yeni yasama döneminin hemen başında bu köşede yer almıştı yukarıdaki bölüm... 13 Temmuz 2011 tarihinde, ‘Tabur tartışması yakındır’ başlığının altına böyle yazmışım Meclis Bahçesi’nden.
(http://haber.gazetevatan.com/Haber/388281/1/Gundem)
Bu yazının üzerinden henüz altı ay bile geçmedi ve ‘o tabur’ artık yok. Asker, TBMM Yerleşkesi’nden sınır dışı edildi.
Kişisel olarak ‘doğru’ bulduğum bir tasarruf.
Gerçekten de, ‘sivil irade’nin adresinde ‘üniformalı’ bir parçaya gerek yok.
Karar doğru mu? Evet.
Pekiyi, yeter mi? Hayır.
“Yetmez ama evet” yani. Daha doğrusu, “Evet ama yetmez”.
Ankara’yı bilenler bilir; Meclis’in adeta dört bir yanı askeri karargahlarla çevrilidir.
Bir yanında (Dikmen Caddesi tarafı) Deniz Kuvvetleri Komutanlığı var Parlamento’nun. Deniz Kuvvetleri’nin hemen arkasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı... Devamında general - amiral lojmanları... Birkaç yüz metre ileride de Kara Kuvvetleri.
Meclis’in çaprazı Genelkurmay Karargahı. Askerin bir gözü hep TBMM’nin üzerinde yani.
Hatta bu karargahlar ile Meclis arasında, yolun altından güvenli geçiş için gizli tüneller olduğu rivayet edilir başkentte. Doğru mu bilmiyorum ama yer altından birbirlerine bağlı oldukları söylenir karargahların ve Meclis’in.
Tam karşıdaki Jandarma Genel Komatanlığı ve yine Dikmen Kapısı’ının karşı tarafında, biraz yukarıdaki Sahil Güvenlik Komutanlığı’nı listeye alsam mı, almasam mı bilemedim.
Jandarma ve Sahil Güvenlik de, aynı ‘üniforma’lara sahip ama onlar İçişleri Bakanlığı’na bağlı malum. Bu yüzden karar veremedim; listede olmalı mı, olmamalı mı?
Bana kalırsa, ‘TBMM Muhafız ve Tören Taburu’nun Parlamento Kampüsü’ndeki varlığına son verilmesi yetmez. Sözünü ettiğim karargahların da bulundukları yerlerden başka adreslere taşınması yerinde olacaktır.
Hatta bir örnek vereyim...
ABD’nin başkenti Washington DC’de, Pentagon‘un şehir merkezinin dışında bir bölgede olması gibi, Ankara’da da Genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarının karargahları merkezden uzakta uygun bir bölgede toplanabilir mesela.
‘Silahlı askeri gücün, demokratik sivil milli iradeyi kuşatması’ gibi yorumlanmaya açık olan mevcut görüntünün ortadan kalkmasına kimsenin itirazı olacağını sanmıyorum.

