Enerji Bakanı Taner Yıldız‘ın dün Ankara’da, Gazi Üniversitesi’nde kendisini ve hükümeti protesto eden öğrenci ile kurduğu diyaloğu, kimi batı demokrasilerinde görmeye alışığız.
Türkiye’de pek örneği yok. Hatta bu kadarı ilk kez yaşanıyor.
Yıllardır tanıdığım ve insani yanını hep takdir ettiğim Yıldız’ı aradım dün olaydan sonra.
Taner Yıldız yakın geçmişte (Nisan 2010), memleketi Kayseri‘de bir şehit cenazesinde burnunun kırılmasıyla sonuçlanan bir saldırıya da hedef olmuştu, hatırlarsınız.
O olayı hatırlatarak başladık Yıldız ile telefonda sohbete... “Benim o saldırıda, burnum kırılmış olabilir. Kayseri’de burnum yara aldı ama yüreğim yara almadı” diye başladı söze Taner Yıldız.
Sonra da dün yaşanan olaya bakışını anlattı:
- O bizim ülkemizin insanı. Bu ülkenin idaresindeki irade o gencimizi de kucaklayabilecek güçte. Ve doğrusu, insanlar konuştuğunda, konuşabildiğinde çok şey halloluyor.
- Sizi protesto eden öğrenci de şaşırdı galiba sergilediğiniz tavıra?
- Evet, çok şaşırdı. Buna hazırlıklı değil. Beklemiyordu tabii... Çünkü o, böyle bir eylem yaptığında, bağırdığında, polisin güç kullanmasına alışık. Bugüne kadar hep böyle olmuş, böyle bir konsept oluşmuş. Bu konsept yıkılıyor artık.
- Pekiyi tavrı ne oldu? Biraz mahçup oldu gibi sanki?..
- Bakın benim o görüşmenin galibi olmak gibi bir derdim de yok. Benim düşüncem şu: Hoş görüyü ancak güçlüler gösterebilir. Pozisyon olarak güçlü olan benim ve orada o tavrı sergilemesi gereken benim. Ayrıca, hepimiz o sıralardan geçtik. Bir heyecan olabilir o yaştaki gençlerde... Ama önemli olan bu diyaloğu kurabilmek.
Ve son bir not...
Bakan, konuştuğu protestocu öğrenciye “Gözüm” diye hitap ediyor konuşurken. Öğrenci de el sıkışıp ayrılırken, “Ağabey” diyor Taner Yıldız’a.
Demek ki, böyle de olabiliyormuş işte.
Nereden çıktı şimdi bu anket?
Meclis’te herkes, bakanların performans anketini konuşuyor. Özellikle de bakanlar ve kurmayları...
Genel Kurul’da bütçe görüşmelerinin devam ettiği Meclis‘in kulislerinde neredeyse tek konu bu anket.
Ankette ‘başarılı’ gösterilen bakanlar da pek memnun görünmüyor bu durumdan, gerilerde kalanlar da...
“Bu işin arkasında ‘aslında’ kim var?” sorusu herkesin dilinde...
Tabii bir de, hatta asıl, anketin ‘zamanlaması.’
‘Başarılı- başarısız bakanlar listesi’nin tam da Başbakan’ın sağlık sebebiyle Ankara’dan uzak kaldığı günlere denk ge(tiri)lmiş olmasına dikkat çekiyor herkes.
Anlayacağınız, anket ile ilgili dedikodunun bini bir para Meclis kulislerinde.
Ama en ilginç, en dikkat çekici söylenti şu:
‘Gündem’ olan o anketin söylendiği gibi Başbakan Erdoğan’a sunulmuş bir dosya olmadığı...
Atış serbest... Nasılsa soran yok...
Bir doktorun çalışma koşulları hakkında hiçbir fikri olmayan, bir ‘acil nöbeti’nin ne olduğundan bihaber insanların doktorları yargıladığı bir ülkede yaşıyoruz. Ya da bir polisin görev yaptığı fiziksel ortamları bilmeyen, o polisin bir ‘şafak operasyonu’ndaki ruh halinden habersiz olan insanların polisleri zihinlerde mahkum ettiği bir ülkede...
Bir gazetecinin haber peşinde koşarken başına gelenler hakkında en ufak bir bilgisi olmayan, bir muhabirin şehir ya da yurt dışı görevden dönüşte muhasebe servisi ile yaşadıklarını değil anlaması, düşünmesi bile mümkün olmayan insanların habercileri karaladığı bir ülke burası.
Veya genç bir subayın sınır karakolunda nasıl bir hayat yaşadığını tahayyül dahi edemeyen, askeriyle birlikte dağlarda operasyona çıkan o subayın ruh halini öngörmesi söz konusu bile olmayanların sırf üniformalı diye ‘asker’i yerden yere vurduğu bir ülke...
Örnekleri çoğaltmak mümkün...
İşin özü, özeti şu:
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların coğrafyası burası. Üstelik o ‘bilgisiz fikir sahipleri’nin söyleyeceklerini sınırsız bir pervasızlıkla seslendirebildiği bir coğrafya...
İstediği herkesi; değil ‘sorgulamak’ hemen ‘yargılayan’, daha da ötesi, beş dakikada ‘infaz eden’lerin ‘muteber’ sayıldığı bu topraklarda, kim daha fazla bağırırsa o haklı sayılıyor sanki.
Nasılsa hesap soran yok...
Nasılsa mesleki ‘ceza’ mekanizması diye bir uygulama yok... Nasılsa kimse sormuyor, “Kardeşim sen bu hakkı nereden buluyorsun?” diye.

