A. D. (53) ve ben Japon olsaydık...

Haberin Devamı

Ölçen, seçen ve yerleştiren merkezin başkanı...

O merkezin başına geldiği günden bu yana ölçmede, seçmede ve yerleştirmede yaşanmayan sorun neredeyse kalmadı.

A. D. (53), ilk büyük skandalın ardından medya temsilcileriyle bir araya gelmiş ve uzun uzun, sorumluluğun kendisine ait olmadığına ikna etmeye çalışmıştı kamuoyunu.

Devleti yönetenler ‘tatmin’ olduklarını söylemişlerdi o günlerde.

Ama o kadar...

Başında bulunduğu ölçen, seçen ve yerleştiren merkezin; ölçememe, seçememe ve yerleştirememe problemi bitmedi gitti o günden beri.

Her sınav ayrı bir maceraya dönüştü A. D.’nin (53) döneminde.

***


O’nu o koltuğa oturtanlar, kamuoyu baskısıyla ya da birileri istiyor diye görevden almamaktan yana kullandılar, kullanıyorlar tercihlerini. Olabilir, anlaşılabilir...

Pekiyi ‘istifa’ diye bir mekanizma da mı yok Allah aşkına?

“Ben bütün iyi niyetimle çalıştım, çabaladım ama başaramadım, beceremedim. Bu nedenle de görevimden ayrılıyorum” demek bu kadar mı zor?

***


A. D. (53) dünyaya Türk değil Japon olarak gelseydi...

Konya değil, Kyoto doğumlu olsaydı misal...

Japonya‘da böyle bir görevde, böyle bir performans (!) sergileseydi...

Ben de bir Japon gazeteci olsaydım...

Yomiuri Shimbun‘da yazdığım; bu okuduğunuz değil, “onurlu bir bürokratın ardından duygusal bir veda ve anma” yazısı olurdu !

*****


Her bayramda aynı tehlike

Son iki gündür, sekiz yıl önce Ankara’da yaşanan ‘F-4 savaş uçağının cami minaresine teması’ ile ilgili gelişmeleri yazınca...

30 Ağustos Zafer ve 29 Ekim Cumhuriyet bayramlarında, jetlerin tören geçişleri ile ilgili detaylar üzerine yoğunlaşınca...

Bu törenlerin ‘hava’ boyutu ile ilgili bir ‘uyarı’ yazısı yazmak şart oldu.

***


F-16 ve F-4‘ler, her 30 Ağustos ve her 29 Ekim‘de, resmi kutlama töreninin yapıldığı AKM yani Atatürk Kültür Merkezi’nin (eski hipodrom) üzerinden alçak geçişle protokolü selamlıyor.

Bu tören geçişinden evvel (ve tören gününden önceki provalarda) Ankara’nın üzerinde, belirlenen paternde uçuyor Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı jetler.

Çubuk ilçesi üzerinden eski hipodrom karşılanıyor, o noktadan itibaren de, tören alanına 10 mil mesafeden paterne giriliyor.

Tören alanına son yaklaşma, Keçiören ilçesindeki Aksa Camii üzerinden yapılıyor. Uçakların altimetreleri, risk oluşturmayacak şekilde, önceden belirlenen minimum irtifaya sabitleniyor.

Ulus bölgesinin üzerinden dönen uçaklar, Gençlik Parkı ve 19 Mayıs Stadı’nın üzerinden geçip alçak uçuş ile Atatürk Kültür Merkezi’ne ulaşıyor.

***


Ankara’yı ve bahsettiğim yerleri bilenler gözünün önüne getirdiğinde daha net anlaşılabilir; tören alanına 19 Mayıs Stadı tarafından giren jetler, devlet erkanının yer aldığı protokol tribününün önünden geçer geçmez hızla yükselerek terk ederler AKM’yi.

Alanın sonundaki bu ani yükselmenin sebebi, tam karşıda Ankara Emniyet Müdürlüğü binasının bulunmasıdır.

***


Yıllardır bu patern, yani bu güzergah takip ediliyor başkent üzerindeki tören uçuşlarında.

Hava Kuvvetleri’nin pilotlarının yeteneklerine, yetkinliklerine sözüm yok.

Nitekim, bunca yıldır, 27 Ekim 2004’teki ‘cami minaresine temas’ dışında herhangi bir kaza ya da terslik de yaşanmış değil.

Fakat yine de, meskun mahal üzerinde yapılan alçak irtifa uçuşlarının doğasında ciddi bir risk var bence.

Bu duruma nasıl bir çözüm bulunabilir ya da bulunmalı mıdır bilmiyorum.

***


Konunun uzmanlarıyla, işi bilenlerle konuştuğumda aldığım yanıt “Bu durum bütün dünyada böyle” şeklinde oldu.

Doğru; her 14 Temmuz‘da, Fransız jetleri de Paris‘te, Champs Elysee üzerinde alçak irtifa tören uçuşu yapıyor örneğin.

Moskova, Kızıl Meydan da hemen akla gelen örneklerden biri mesela.

Doğru da...

Her şeye rağmen, içime bir kurt düştü işte.

*****


KEŞKE...

Beşiktaş taraftarı Emre Kuş ve Eskişehirspor’un futbolcusu Ediz Bahtiyaroğlu böyle zamansız ayrılmasalardı aramızdan.

DİĞER YENİ YAZILAR