AZİZ Yıldırım’ı başkan değil, insan olarak değerlendirdiğim geçen haftaki (13 Şubat, www.gazetevatan.com) yazıya pek çok tepki geldi.. En yakınlarım, en sevdiklerim bile “Arda’nın bel altı fotoğrafları çıkınca böyle tepki göstermemiştin.. Şimdi hakkında iki söylenti çıkınca F.Bahçe Başkanı’nı savunuyorsun” diye beni ti’ye aldılar..
ŞÖYLE bir düşündüm.. Aziz Yıldırım’a yapılması planlanan saldırıları bildiğim için öyle bir tepki koymuştum.. Ama herkes aynı bilgilere sahip değil.. Ben de bir an için ‘anti Aziz Yıldırımcılar’ın yerine koydum kendimi.. Biraz olsun haklılar, Aziz Yıldırım’ın da bel altına inmek konusunda sabıkası hayli kabarık hani.. İlk örneği kendimden vereyim: Kendi eşi Yıldız Hanım’ın rahatsız olacağı bir söylenti nedeniyle basın toplantısı düzenleyip “Aile kavramına saygı istiyorum, eşimi bu işlere karıştırmayın” demesini doğru buluyorum.. Ama Şubat 2003’teki F.Bahçe-G.Antep maçı öncesinde benim hakkımda “Eşine röportaj vermediğimiz için bizi eleştiren spor müdürleri var” deyip, beni medyanın/taraftarın önüne atmışlığı da var.. Yakın dostumdu.. Dostluk o gün o açıklamayla bitti.. O günden beri de hiç konuşmadık.. Bugün kendisi neler hissediyorsa, ben de 6 yıl önce aynılarını yaşamıştım.. Bu arada 6 yıl boyunca Türkiye’deki herkesle röportaj yapan Sanem Altan’a yine röportaj vermedi ama söz ettiği gibi bir tavırla da karşılaşmadı..
YA Ferudun’a yaptıkları.. 15 senedir en iyi F.Bahçe muhabiri olan Ferudun Niğdelioğlu’nu, son 3 yılda sistemli ve haksız bir şekilde “yalancı” durumuna düşürmeye çalıştı.. Her haberde aşağılayıcı bir üslupla nefretini kustu internet sitesinden.. Kanı sarı-lacivert akan, gerçekleri duymak istemeyen taraftar sitelerinin boy hedefi Ferudun yıllardır.. Bıçaklandı, saldırıya uğradı ama yine görevine devam etti.. Son Güiza haberiyle de gazeteciliğin bütün hünerlerini gösterdi..
SADECE biz değiliz tabii.. Hiç unutmuyorum Mustafa Denizli döneminde Erman Toroğlu “Cevap ver Mustafa” diye ağır bir yazı kaleme almıştı.. O haftaki maçta bütün stat “O.... çocuğu, Erman Toroğlu” diye bağırmıştı.. Devre arasında Selim Soydan’ı yanına çağırıp “Duyuyor musun? Sıra sana geliyor, dikkat et” diye gözdağı vermişti Yıldırım.. O gün tek talimatıyla bağıran Sefa’lar, bugün Aziz Yıldırım’ın can düşmanları haline geldiler..
TEKER teker isimleri sayabilirim.. Şansal Büyüka, Erman Toroğlu, Altan Tanrıkulu, Ercan Saatçi, Mehmet Demirkol, Hıncal Uluç, Haşmet Babaoğlu, Yalçın Türk vs. değişik dönemlerde çok ağır suçlamalara muhatap oldular.. F.Bahçe düşmanı ilan edildiler.. Kimileri zaman içinde herşeyin üstüne bir bardak su içip başkanla ilişkilerine devam etti.. Kimileri gereken tavrı koydu..
PEKİ ya kendi seçtiği yöneticiler? Köksal Özbek, Atilla Kıyat, Sadettin Saran, Hakan Bilal Kutlualp, Hulusi Belgü, Necdet Ersoy, Şadan Kalkavan, Selim Soydan, Uğur Dündar, Hamdi Akın.. Hepsi de başkana çok yakınken bir süre sonra “tu kaka” edildiler..
AZİZ Yıldırım için “bezgin” demiştim ya.. Kimbilir geçmişte yaptıklarıyla ağır biçimde hesaplaşıyor, ondan bu kadar bezgin.. “Kılıçla yaşayan kılıçla ölür” sözü onun için de geçerliymiş demek ki.. Rakiplerine ne yaptıysa şimdi aynısı başına geliyor.. O da belki “Herşeyi F.Bahçe için yaptım, herkesle F.Bahçe yüzünden kötü oldum.. Ama galiba adalet terazisini de elimden kaçırmışım.. Beni boşuna doldurmuşlar, bel altına fazla inmişim” diyor içinden.. Geride bıraktığı 11 yılıyla yüzleşiyor.. Zaten bu yüzleşmeyi yapmadan 3 yıl daha devam etmeye kalkması verdiği/vereceği en yanlış karar olur..

