Bir yatak aldım, hayatım değişti!Değişir yani...Az kaldı!Mağazaya girip “Yatak alacaktım” dediğinizde önce sizi şöyle bir süzüp sonra da direkt konuya giriyorlar,“Eşiniz kaç kilo?” Eşim derken?“Yani varsa tabii...” gibilerinden ve bir de mahcubumsu “Ne yapayım, sormak zorundayım” gibilerinden biraz da muzipçe bakıyor...Ve diyalog başlıyor...- Valla şimdilik yok ama...- O zaman sizin kilonuza göre..- Bir dakika! ’Yok’dedik, ’Olmayacak’demedik- Hık mık!- 80 diyelim... Daha üstüyle bu yeni yatağa girmemeyi düşünüyorum.- Hık mık!- Yok yok, 85 yapalım şunu da neme lazım, büyük konuşmayalım, değil mi? Sonra ne diyeceğiz? Tam yatağa gidilecek, “Aşkım pardon kaç kiloydun sen?” “Hı?” “Kilo, kilo! Ağırlığın yani...” “Ezmem sen merak etme!” “Hımk!” - 90 kilo ve üstü olanlar için ayrı yatağımız var.- Yok artık! 90 üstü olursa yatağı unutsun! Artık salon, mutfak falan... Fantezilere takılırız!- Çok şakacısınız! Kıh kıh...- Hangi konuda? Bu yatağa bu kadar para sayacağız sonra gelsin 90 kilo yatağın içine etsin! Yok öyle! Bu yataklar öyle kolay alınmıyor! Kolay kolay da değiştirilmiyor! Ayrıca cennet de cehennem de bu dünyada!- Kih kih kihHayır, sorduğunuz için ben de şeettim, söyledim yani... Madem bir yatak için bu konulara girdik, sorayım bari; 90’lık adamı 80’lik yatakta yatırırsan n’olur? Ya da N’olmaz? Performansını falan etkiler mi?Hayır da, kih kih, üzerindeki viscoleks kalınlığı yüzünden rahat uyuyamayabilir...Uyumasın zaten heh heh hee... Uyusun diye mi alacağız bunu? Yatağı yani! Bakar mısınız muhabbete?Ne o? Yatak alınacak!Hayır bir şey değil, satıcı da ne zannedecek?Ne zannedecek?Zannetti zannedeceği kadar zaten!Susma o zaman, Kim tutar seni?...Ben yatakçı olsam böyle reklam yapardım; Ya da reklamcı olsam böyle yatak reklamı hazırlardım...Erkekler için, “Performans artıran visco katman” Kadınlar için de, “Bir yatan başka yatak aramayacak” sloganlıİyi değil mi?Ne o öyle? Yok polen molen, bel ağrısı boyun fıtığı falan...İnsanın içi daralıyor...Yatak deyince aklına bel fıtığı mı gelsin yoksa öteki mi?Bir de yastık meselesi var.-Bu yatağı alana iki yastık promosyonumuz var, ama almazsanız fiyattan düşeriz...-E o zaman bir tane alayım. Adam gelecek olursa yastığını da alsın gelsin. Onu da mı ben düşüneceğim...-E işte bu yüzden gelmiyorlar herhalde! (dayanamadı artık demek ki!)-Ooo... Sen ağır konuştun ama... Getirtirim elinde yastığıyla, açarım sana da telefonu, özür dilersin!-Dilerim kih kih...Ve yatakla tek yastık alınır.Alınır da konu biter mi?Hayır.Ertesi sabah bütün yakın arkadaşlar sırayla arar:-Kızıımmm, nasıldı?-Ya ne bilim, tam anlamadım...-Nasıl anlamadın yaa... Yatmadın mı?-Yattım da, öyle hayal ettiğim gibi olmadı.-Nasıl yani? Belini, sırtını, kalçanı falan kavramadı mı?-Yani kavradı da, hani kendini havalarda falan hissedersin demişlerdi ya, öyle olmadı. Çok da rahatlamış uyanmadım yani.-E dur bakalım ilk günden karar verme. Şöyle bir ay falan geçsin. Alışırsın.-Değiştirsem mi diyorum.-Dur hemen karar verme. Öyle zırt pırt yatak mı değiştirilir?-Değiştirilmez, doğru.Bir telefon daha..- Kızıııım, nasıldı?-N’oluyoruz yahu?-Eve adam aldık sanki!Yani bilin ki yatak böyle alınıyor artık!Artık önce yatak alıp adamı ona göre mi alırsınız...Yoksa önce adamı sonra yatağı mı bilemem...
Erkekler kadınlardan fazla yalan söylüyor” muş !A-a!Olamaz!İnanamam buna!Nereden çıktı şimdi bu?Tabii ki İngiliz bilim adamlarından ...Yaptıkları araştırmada erkeklerin kadınların iki katı yalan söyledikleri ortaya çıkmış.Hem yalan söylüyorlar hem de salaklar...En azından yarısı...Yalan söylediğini ne söylüyorsun be adam!Vardır ya böyle itirafçılar...Sloganları da, “En iyi savunma itiraftır” dır...Bırakalım öyle sanmaya devam etsinler!!!Belli ki kadınlar da, “Hayatta söylemem” diyerek yalan söylüyorlar...Onlarda da, “Yalan söyleyen erkeği hiç sevmem” ciler vardır. Biz çok severiz çünkü!Bayılırız!Şahsen ben, yalan söylemeyen erkeğe şey yapmam... Vermem yani kalbimi...Ama yine de ve her şeye rağmen bence araştırma sonucu doğru. En azından şimdilik erkekler daha fazla aldattığından ve daha fazla kaçacak yerleri olduğundan yola çıkarsak, doğru...Erkekler, eşlerine, patronlarına ve iş arkadaşlarına günde ortalama 6 kez yalan söylüyormuş.Bölsen her kategoriye 2 yalan düşüyor.Kadınlar ise bu oran 3’müş.3 ama baba yalan yani!!! “Hayatım bütün gün alışveriş merkezindeydim.” Yok yok, o yalandan vazgeçtim, şu olsun:“Ben böyle bir şey görmedim!” Var ya, çarpacaksın bunları. Bu tür yalanların kat sayısı falan olacak!Heh heh hee ...Ha, bir de,“Sen hayatıma giren ikinci adamsın” Bunu 5’le falan çarpacaksın.Her iki cinsin de ortak yanı ise anne ve babalarına yalan söylemeleriymiş ...Ne ayıp!“Annee , ya çok yoğunum bu hafta sana gelemedim!” Tabii, tabii...Şimdi gelelim erkeklerin en sık kullandığı yalanlara...Ben de altına parantez içinde mealini yazayım, tamam mı?- Bir şeyim yok, iyiyim(Ayrılık alt yapısı hazırlanırken, gerçekten de bir şeyi yoktur; sen beni açmıyorsun anlamına gelir)“Bu benim son içkim” (Bu gün de yatmayalım...)“Kalçan pantolonda büyük gözükmüyor” (Ya düş yakamdan be kadın, vırvırvır... Küçük gözükse n’olacaksa !) “Telefon çekmiyor” (Canım seni çekmiyor, en azından şu sıralar...) “Yoldayım” Kesin daha ofisten bile çıkmamıştır. Amaann ...Ben size bir şey söyleyeyim mi?Yalan malan hikaye...Onun peşine mi düşeceksin?Düşme!Ben diyorum ki, aslolan beyandır.Ne diyorsa, o!Ne diyorsan, o!
Öldüren sorular vardır ya, “Beni seviyor musun?”, “Şu anda ne düşünüyorsun?”, “Mutlu musun?” gibi...Loser soruları...Bunlardan biri de, “Beni özledin mi?”dir...Gıcık sorular arasında ilk beşteki yerini hep korur. Ama bu bir loser sorusu değildir.Yani henüz kaybetmemiştir, az kalmıştır...Bir de bu sorunun diğerlerinden farkı vardır.Bir cinsiyet bir de zamanlama farkı...Açıklayayım...Bu soru, öyle ilişkinin herhangi bir zamanında sorulmaz.Başında ya da sonunda olmaz.En ateşli zamanlarında yani yatmaya başladıktan 6-8 ay sonra...Bir de bittikten sonra...Cinsiyet farkı ise...Kadın ve erkeğin bu sorudan ve cevabından ne anladığıyla ilgilidir.Tabii ki, aynı manayı çıkarmazlar.Aynı anlamda sormazlar...Kadınlarınki bellidir.Birlikte vakit geçirmek, daha doğrusu vakit geçirmeyi istemek, sabah birlikte uyanmak falan...Özlemekten bunu anlar.Bir kadın çaresiz kalmadığı sürece özlemden seksi kastetmez.Ediyorsa zor durumda demektir.Ha, o zor durum nedir?Değişir.Onu da başka zaman işleriz...Amma...Bir erkeğin özlemden anladığı tek anlam vardır: seks.Hayır, bir de kadınların da öyle anlamasını isterler.İstemek bir yana ısrar ederler.O öyle düşünüyor ya!Diyaloglar şu şekildedir:Adam müstehzi yani kayık bir ses tonuyla sorar. Ha bir de yüzde 99’u telefonda sorar. Ya da mesajla...- Beni özledin mi?- Eveet ...-En çok neyimi özledin?- Hımmm ... Ne bileyim, bana bakışını falan...-Başka?-Hımmm... Birlikte yaptıklarımızı...-Yaptığımız neyi?- Yaaaa...Adam arsızsa konuşma şöyle devam eder:-Söylesene...-Söyleyememmm..-Ben söyleyeyim mi?-Söyleİşte kadının kaybettiği an!Neyi kaybettiği?Birazdan söyleyeceğim.Ya da şöyle olur; adam direkt konuya girer:- Seni özledim...- Ya! Neyimi özledin? (Salak! Ne soruyosun? Neyini özleyecek? ‘Nereme, neremi?’ diye sor oldu olacak!)- Sana dokunmayı, öpmeyi...Hooops!Dananın almak istediği belli de...Zor yani.Kaybeder.Ya istediğini alır, kendini kaybeder..Ya da alamaz kadını kaybeder...Gelin kaybetmeyelim... (İyi niyetimin farkında mısınız?)Nasıl mı?Çok sıkı bir okuyucumun mailindeki gibi...Beyler, ‘Neyimi özledin?’ sorusuna cevabı: ‘Seninle vakit geçirmeyi’, ‘Sohbet etmeyi’, ‘Film izlemeyi’ falan deyinnn....Kadın önce aklına ve ruhuna hitap edilsin ister. Bizler için ön sevişme budur... Hani anketler oluyor 10 hassas nokta, kadının gizli haritası, on bilmem ne noktası falan...Kadının 2 noktası vardır: aklı ve ruhu...Bu kadar....”
Hani bir sarhoş repliği vardır ya, “Şimdi benim içmek istememin nedeni...” derken dayadığı kolu da masadan düşer... Onun gibi..“Şimdi benim sevişmek istememin nedeni” diye...Gördüğünüz gibi tatildeydim ama burada olup bitenlerden de geri kalmadım.Ben yokken, “Kadınlar neden sevişir?” diye bir muhabbet başlamış. Bensiz!!!Tadı olmamıştır.Kadınlar neden sevişir?Soruya bak!Sana ne? Sevişir sevişir...Ayrıca sevişiyorsa vardır bir nedeni!!!İşte tam da bunu araştırmışlar.Bin kadına ‘neden seviştikleri’ sorulmuş.Kadınlardan biri partneri güzel Fransızca şarkı söyledi diye onunla birlikte olduğunu, başka biri de kocasının güzel yemek yaptığı akşamlarda onunla sevişmek istediğini söylemiş. Bir kadınsa profesyonel bir atletle, sırf bir sporcuyla olmanın farkını anlamak için sevişmiş. Hep söylerim ya, bir erkeğin en cazibeli hali iş üstündeyken diye...İşini yaparken!!Yalnız şu atletle yatanın daha işi var... Yani bütün meslekleri deneyecekse!“Hep merak etmişimdir; heykeltıraşlar nasıl yani???” Kadınlardan bazılarıysa ‘hayır’ demek zor olduğu için seviştiğini itiraf etmiş. Yani karşısındaki mutlu olsun diye sevişen kadın sayısı az değil. Ayrıca kadınlar “Hayır” demeyip seks yaptığı sürece sevileceklerini, ilişkinin devamının garanti olduğunu da düşünüyormuş.Oysa sadece ‘sevildiklerini’ bilseler... Anlıyorlar da, biraz zaman alıyor... Zaten kadını o arada yakaladın yakaladın...Kadınların istemedikleri halde sevişmelerinin nedenleri arasında erkeğin aşırı kibar olması, iltifat etmesi, çok ilgi göstermesi, derdini dinlemesi, ödemelerine yardım etmesi, hediye alması ya da vaat etmesi, yemek ya da tatlı ısmarlaması, baş ağrısını ya da can sıkıntısını geçirmek gibi sebepler bulunuyormuş.Şu tatlı ısmarlamaya kadar olan kısmı anladım da o biraz tuhaf kaçtı.Tatlıya fit olduğuna göre, malum günleri zaten canı istiyor herhalde...Araştırmacılar erkeklerinse sadece sevişmek için seviştiklerini kadınlar gibi karmaşık sebepleri olmadığını söylüyormuş.Sanki iyi bir şey !Nedensiz seks!Onun için iyisine kötüsüne bakmadan önümüze gelene bin tekme şeklindeler...Bugünlük onları bir tarafa bırakalım.Ben size konuyu özetleyeyim ...Kadınlar niye şevişir?25-35 arası sevişilmesi gerektiği için sevişirler. Ne olduğunu anlamdan...35-45 arası büyük yanlışlıklar yaşarlar. Yukarıda yazılanlar gibi ayıp olmasın diyeler falan... Ama 40’tan sonra iyi sevişirler. Sevişebilirlerse tabii!!!45 ten sonra hem kolay kolay canları istemez hem de nihayet akıllandıkları için bu işin pek de matah bir şey olmadığını fark ederler. Ama bana sorarsanız asıl mesele bu değil! Yani kadınların hangi nedenle seviştiği değil.Öyle ya da böyle yapıyorlar.Asıl sormanız gereken soru şu:Bir kadın neden sevişmez?Kiminle sevişmez?
Eveeet...Nerede kalmıştık?Hissiz adam, hissizce ve fakat bütün cazibesiyle güçlü kollarını kadının beline doluyor, ellerini yavaşça...Heh heh hee...Yok yok, ben tatile çıkmıştım. Siz de yavaş yavaş dönüyordunuz...Arkanızda hiçbir şeyinize yaramayan anılarla...Neyse, belki ders olur da seneye iyi bir program falan yaparsınız.Ben mi?Evet.Tam sizin tahmin edebileceğiniz gibi bir tatil yaptım. Heh heh hee...Neyse?Tahmininiz yani...Neler yaptığımı tabii ki anlatmayacağım...Önümüz kış, ondan önce bir de sonbaharımız var. Bütün karmaşık ilişkilere, kafa karışıklarına hazırlık olsun diye...Kimbilir neler yaşayacağız?Neleri de yaşayamayacağız?En iyisi ne biliyor musunuz?Bir sloganımız olsun; sabah evden çıkarken birkaç saniye durup içimizden şunu geçirelim:“Bakalım bugün neler olacak?” Heyecan olsun diye...Challenge yani...Biraz da umut...Olur mu, olur...Ne olacak derseniz...Ne bileyim, aslında çok da umudum yok ama...Çünkü baksanıza Sex and the City filminin ikincisi çekiliyormuş ya, orada neler olacağını okudum da karamsarlığım bu yüzden...Miranda avukatlık işinden vazgeçerek kocası Steve ile birlikte aile hayatına odaklanacakmış. Birlikte restoran açmaya karar vereceklermiş.Samantha terk ettiği yakışıklı sevgilisi Smith ile yeniden bir araya gelecekmiş. Smantha’nın sıradan bir garsonken elinden tuttuğu Smith şimdi dünyaca ünlü bir aktör olmuş. Charlotte iki çocuğunu büyütmeye çalışırken kocası Steve’in onu aldatıp aldatmadığına takmış kafayı...Carrie ise nihayet evlendiği kocası Mr. Big ile ekonomik krizden nasiplerini almışlar ve gösterişli yaşam tarzlarını yeniden gözden geçirmeye başlamışlar. ***Ben şimdi size filmin üçüncüsünde neler olacağını yazayım mı?- Miranda avukatlığı bırakıp bu adamla evlendiği için bin pişmandır. Hatta kendi kendine sürekli, “O zamanki aklımı seveyim(!)” deyip duruyordur. İçi çürümeye başlamıştır ama geri de dönememektedir. Steve’in öldüğü hayalini kurmaya başlamıştır. - Samantha’nın, dünyaca ünlenen sevgilisinin etrafındaki çıtır kızlarla savaşmaktan salağı çıkmıştır. Devamlı aynaya, parmaklarıyla düşen yüzünü toparlarsa nasıl görüneceğine bakmaktadır. Bir de dizlerine baksa, o bluzan görüntüden hiç hoşlanmayacak ama... Tabii en fenası da artık seks yapmak istemediğini fark etmesi olacaktır. - Charlotte’ın geleceği zaten belliydi. Kocasının aldatıp aldatmadığına takmış! Ne var takacak? En iyisi yüklü bir tazminat alıp boşanması ama o ne yapacak? Salak gibi hırs yapıp asla eskisi gibi olamayacağı kocasının peşine düşecek. Üstelik de o hırsı sevgi veya aşk sanacak!- Ve Carrie...Paralar suyunu çekince Mr. Big, Mr. Small’a dönüşecek... Ne var? O jestler boncukla yapılmıyordu herhalde!E, evde diz yeri yapmış eşofman altıyla dolaşan birinin lakabı Mr. Big olamaz değil mi?Olsa olsa Pig olur...Bizdeki dana gibi yani...E tabii moral sıfır, öteki iş de olmayacak...Sinir stres...Carrie de artık ayakkabılarını giyip evde temizlik yapar!Ama ben yine de bu kıştan umudumuzu kesmeyelim diyorum.Bakalım neler olacak?
Yazarımız yıllık izninin bir bölümünü kullanmaktadır. Yazılarına kısa bir süre için ara vermiştir.
Tamam, dünkü önerilerle seksi olamayacağınız kesin. Ama biliyorsunuz, 35 öneri getirmişlerdi.Devam edeceğim de...Bu işte bir tuhaflık var, söyleyeyim...Hayır yani önerilerin gitgide seksilikle alakası kalmıyor gibi...Yoksa dünyada seksle ilgili bir şeyler değişiyor da, ben mi atlıyorum.Her şey bambaşka olmuş mesela...Ne olacak ki?Ne olabilir?Devam edelim bakalım... (Bu arada, yazının sonunda ben kendi tarifimi açıklayacağım.(“Nasıl seksi olunur?” tarifi...)**** “Zihninizi açmak ve kendinizi daha iyi hissetmek için bir fincan kahve için. Kafein, kendinizi mutlu hissetmenizi sağlayan serotonin ve dopamin hormonlarının daha fazla salgılanmasını sağlar.” Seksten sonra diyor herhalde! Kötü hissedeceksin ya kendini... Adam gidecek, kıçını dönüp uyuyacak ya da TV seyredecek ya, o sırada...* “Nane, yeşil elma veya muz yağını üç kez koklayarak içinize çekin. Bu aromalar iştahınızı keserek zararlı yiyeceklerden uzak durmanızı sağlar.” Ah, zararlı danalar için de bir koku çıksa... Koklayınca anlasak.Hoş bakınca da anlıyoruz ya!* “Erkek arkadaşınızın evinde ilk defa kalacaksanız ve diş fırçanız yanınızda yoksa, parmağınızı fırça gibi kullanmayı deneyebilirsiniz.” Arkadaş zeki herhalde! Yok, biz adamınkini kullanıyorduk! Diş fırçasını yani...* “Alerjiyle mücadele etmek için dudaklarınızı sevgilinizinkilerle birleştirin. Yarım saat öpüşmenin bağışıklık sistemi üzerinde sakinleştirici etkisi var. Bu sizi, örneğin bahar nezlesinden korur.” Aha! Nihayet hidayete erdik. Yalnız süreyi kısaltsak! Bizde toplam önsevişme ARTI sevişme neredeyse o kadar sürüyor da...* “Eğer uykuya dalamıyorsanız nefes egzersizi yapmayı deneyin. Bunun için elinizi midenize koyun ve altıya kadar sayarken derin nefes alın. Sonra üçe kadar sayarak nefesinizi dışarı verin. Bunu sekiz kez tekrarlayın.” Sonra yanınızdaki adam kaçsın. Kadın transa mı geçti, beni mi yiyo ne diyerekten...* “Yatak odanızın dinlendirici ortama sahip olması için dekorasyonda kan basıncı seviyelerini düşüren mavi ya da yeşil rengi tercih edin.” Ya zaten düşük! Sen yükselteni söyle... Sarı falan...* “Evde on tane kediniz olmasın ama yaşamınızı bir canlıyla paylaşmak sizi mutlu edecektir.” Ama en zararlısı ne? Tabii ki dana beslemek... Bir tanesi bile yasaklanmalı. Dışarıda besleyeceksin bunları...* “Hep aynı ağrı kesiciyi kullanmayın. Çünkü vücudunuz bu ağrı kesiciye alışır ve etkinliği azalır.” Ağrı kesici derken? Ben mi kötü niyetliyim yaaa....Yok, bu tariflerin hiçbirinde iş yok!Benim tarifi vereyim en iyisi.Ne biliyor musunuz?İyi sevişmiş her insan seksidir. O her halinden belli olur. Bu kadar.
Hangisini tercih edersin?Zor.Karar vermesi zor bir durum.Şimdi herhangi bir Türk kadınına bu soruyu sor, alacağın cevap yüzde 90, “Güzellik” olur.Ötekini istese bile söylemeye utanır.Bir kısmı utanır bir kısmı da bunun kötü bir şey olduğunu farzeder...Hadi sen tercihini yaptın, danalar hangisini tercih eder?Onu biliyoruz zaten...Eşlerinin güzel, sevgililerinin seksi olmasını isterler.Ve kaybederler...İşte tam orada kaybederler.Üstelik hem eşlerini hem de sevgililerini...Dolayısıyla bize de kaybettirirler.Ama bence hangisi olursa olsun, biraz seksi olması lazım. Ama “Seksi ol” denilince de seksi olunmaz biliyorsunuz.İstediğin kadar açıl, saçıl, dudağını yala, baygın baygın bak, olmaz.Olmayınca olmaz.Bu kadının dokusunda mı var, sonradan edinilen bir duygu mu, bilmiyorum...Dikkat ederseniz, ‘duygu’ dedim...Geçenlerde “35 öneri ile daha seksi hissedin” diye bir yazı okudum.Aha! dedim, “Uyandı bunlar. Eskiden olsa en fazla 12 maddede işi bağlarlardı.” Baktılar ki etrafta seksi yok, çoğalttılar herhalde...Şimdi size bu önerilerden seçtiklerimi ileteceğim. Altında kendi yorumlarımla tabii...**** “Canlanmak ve kendinizi daha enerjik hissetmek için sırt üstü yatın ve ayaklarınızı havaya kaldırın. Böylece kan akışı başınıza doğru hızlanacak ve beyninize daha fazla oksijen ulaşacak.” Zaten o pozisyonda seksi olmasan da, seks olursun zaten. Pardon, seks senin olur.* “5, 10, hatta 20 yıl sonra nasıl olacağınızı düşünün. Geleceğe dair hayaller kurmak kendinizi iyimser ve mutlu hissetmenizi sağlayacak.” Tabii... Gözlerin altı morarmış, yüz sarkmış, danalardan iyice umut kesilmiş... Piyango hayali kursak!* “Dudak parlatıcısı olarak 15 koruma faktörlü olanları tercih edin.” 15 faktör derken? 15??? Faktör???* “Eğer sık sık vajinal mantar enfeksiyonlarına yakalanıyorsanız dantel dokulu ve sentetik iç çamaşırlarından uzak durun.” Sentetik adamlardan uzak dursan daha iyi değil mi? * “Isırarak elma, havuç ve salatalık yerseniz nefesinizi tazelemiş olursunuz.” Adamın gözünün içine bakarak herhalde! O da nefsini tazeler artık!* “Soğuk algınlığı ya da grip mikrobundan uzak durmak için hapşıran ya da öksüren bir kişiden uzak durmaya çalışın.” Hadi adam süper çıktı! Süper ama hapşırıyor...* “Ofisteki masanıza zambak, gül gibi kokulu çiçekler koymayı ihmal etmeyin. Bu bitkilerin kokuları beyin kimyanızı etkiler ve kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlar.” Hııı... Kendi kendime de çiçek almaya başladım ya diye iç çekerek...* “Sizin için önemli olan bir tarihi hatırlamak için o bilgiyi okurken sakız çiğneyin. Çünkü sakız çiğnerken beyne doğru olan kan akışı hızlanır ve bu da hatırlama gücünüzün yüzde 40 oranında artmasını sağlar.” Bunun seksilikle ne alakası var?Yaptığı seksleri mi hatırlayacak?Çok güzel hareketlermiş gibi!!!Yani kadınlar bakımından...