Geçen hafta Ankara'da bir konferansa davetliydim. Aylar önce İstanbul'da yapılan farklılaşma konulu "Mor İnek" konferansında yaptığım konuşma, katılan üniversite öğrencileri tarafından çok beğenilmiş. Bunun üzerine aynı konuda bir başka konferansa davet ettiler. Ben de aylar önce katılacağımı teyit ettim. Özellikle yazıyorum. Böylesi konularda seçiciyimdir. Konu ilgimi çekerse, sadece konuşmaya değil, diğer konuşmacıları ve özellikle soru cevap bölümünü de düşünerek yeni bir şeyler öğrenmeye giderim.
Kesinleşmiş bu programa rağmen kar bastırınca alıştığımız sıradanlık bir ara aklımı çeler gibi oldu. İptal etmek istedim. Hemen aklıma, hani o bir zamanların Maarif Nazırı Emrullah Efendi'nin artık neredeyse ezberlediğimiz sözü takılıverdi: "Mektepler olmasa, maarifi ne güzel idare ederdim!"
Çizgimize özen göstersek de demek ki biz de zaman zaman benzeri bir kolaycılığa yeltenebilirmişiz. Konuşmamı kar nedeniyle iptal ederek bu sorunu çözmek yerine, katılmak için şartları zorlamaya karar verdim.
Türkiye Endüstri Mühendisliği öğrencilerinin bu buluşması, "Farklılaşma" konuluydu. Farklı bir projeyi, Miniaturk'ü anlattım. Minyatür Türkiye Parkı'nın hayalden gerçeğe yolculuğunu kare kare olmasa da seçilmiş anekdotlarla gençlere aktardım. Henüz farklı bir hayalken ve bir elin parmakları kadar insanı heyecanlandırırken gerçekleştikten sonra ilgi ve desteğin nasıl hale hale yaygınlaştığını anlattım.
Haliç, bir çekim merkezi olur
Ve bir yeni hayalimi ekledim. Üzerinde çalışılan bir projeyi. Haliç'te yapılması gereken Leonardo da Vinci Köprüsü'nü. Köprü dediysem aslında bir anıt. Sadece bir yürüyüş köprüsü. Ayaklarında küçük galeriler, küçük sergi mekânları. Ama mimari çizgileri dünya çapında bir ustanın elinden çıkmış. Hem de 1502 yılında! Çizen Leonardo da Vinci! Çizdiren II. Beyazıt! Bugün kurmaya çalıştığımız "köprüleri" bir düşünün! Bir de bunu... Böylesi bir anıt köprüyle beş yüz yıl öncesi bugüne bağlanmayacak mı? O gün bu ülkeyi yöneten vizyonla, dünya çapında bir sanatçının dehası buluşmayacak mı? Avrupa Birliği ile yarım yüzyıla yaklaşan ilişkilerimiz, bütün dünyaya sunulabilecek böylesi bir eserle anıtlaşmayacak mı?
Bu sorularla anlattıklarım, tekdüze kalıplarla düşünmeye alıştırılarak, tek tipleştirilmiş insanlar tarafından anlaşılamayabilir. Bu anıt köprü yapıldığında, Haliç'i nasıl dünya ölçeğinde bir çekim merkezine dönüştüreceği tam da fark edilemeyebilir. Size soran gözlerle bakabilirler. Ama şuna eminim. Gerçekleştikten sonra, herkes önemini çok iyi kavrayacaktır. Nereden mi biliyorum? Ben bu filmi gördüm. Miniaturk'ün hayalden gerçeğe taşınması kare kare gözümün önünden bir kez daha geçtikten sonra tekrar ediyorum ki, ben bu filmi gördüm. Özetle bunları anlattığım konuşmamı, farklı bir adamın ömrü boyunca dilinden düşürmediği güzel ve bir o kadar da anlamlı bir sözle bitirdim.
Bu sözü size de hatırlatmak isterim. Reklâmcılık tarihinin kahramanlarından Raymond Rubicam diyor ki: "Sıradana karşı direnin!"
"Sıradana karşı direnin!"
Geçen hafta Ankara'da bir konferansa davetliydim. Aylar önce İstanbul'da yapılan farklılaşma konulu "Mor İnek" konferansında yaptığım konuşma, katılan üniversite öğrencileri tarafından çok beğenilmiş
Haberin Devamı

