Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Türkiye’nin telefon serüveni

Bayramın ilk günü yazı için bilgisayar başına oturdum. Zaten yaşlandıkça insanın gözünde gençliğin kıymeti artıyor. Üstüne bayram duygusallığı eklenince nostalji zirve yapıyor

Haberin Devamı

Bayramın ilk günü yazı için bilgisayar başına oturdum. Zaten yaşlandıkça insanın gözünde gençliğin kıymeti artıyor. Üstüne bayram duygusallığı eklenince nostalji zirve yapıyor. “Nerede mirim, nerede o eski enginarlar!” muhabbeti başlıyor.

Eski enginarlar, patlıcanlar, domatesler vs. çok mu lezzetli idi? Doğrusu bilemiyorum. Bugüne kıyasla daha doğal koşullarda, suni gübre, böcek ilacı, sera vs. kullanılmadan üretiliyordu. Lezzetler galiba daha güçlü idi.

Ancak hayat enginar, patlıcan ve domatesten ibaret değildir. Geri kalanının ise hiç de parlak olmadığını söyleyebiliriz. Sayıların içinde biraz dolaşınca benim neslimin nostaljisinin neden enginar, patlıcan ve domatese yoğunlaştığı hemen anlaşılıyor.

Enginar lezzetli ama...
Bundan yarım yüzyıl önce, diyelim 1956’da, bir yakınınızla bayramlaşmak için ne yapmanız gerekirdi? Bugünün haberleşme olanakları açısından bu soru saçma durabilir. Ama cevabı derdimizi anlatmayı kolaylaştıracaktır.

Korkarım tek alternatifiniz vardı. Ya siz ona gidecektiniz ya da o size gelecekti. Yüz yüze bayramlaşacaktınız. Bir önceki yazıda gördük. Bayram ziyaretine otomobille gitme ihtimaliniz yok denecek kadar azdı.

Lafı nereye getirmek istediğim başlıktan biliyorsunuz. Türkiye insanının birbiri ile yüz yüze gelmeden konuşma olanağına kavuşması çok yeni bir olgudur. Bırakın beni, bir sonraki nesil bile gençliğinde bunu yapamıyordu.

20. yüzyıl, insanoğlunun yaşam kalitesini kökten değiştiren iki önemli ekonomik-teknolojik devrim yaşadı. Biri otomobil, uçak vs. ulaşımdır. Diğeri önce sabit hatlı sonra hareketli telefon yani haberleşmedir.

Haberleşme devrimi
TÜİK’in bendeki haberleşme verileri 1929’a kadar gidiyor. Ben 1933’le başlayacağım. Cumhuriyet’in 10’uncu yılında nüfusun 15 milyona ulaştığını ünlü marştan biliyoruz. O yıl Türkiye’de 16.370 telefon abonesi varmış. 48 kilometre kareye ya da 916 kişiye bir telefon ediyor.

Telefon abone sayısının 1 milyonu aşması için 21 yıl beklemek gerekmiş. 1954’de varolan 1.1 milyon telefon hattının yüzde 20’sinin manuel çalıştığını belirtelim. O tarihte Levent’te oturuyorduk. Bebek santral memuresine (hepsi kadındı) istediğimiz numarayı yazdırarak konuşurduk.

Abone sayısı 10 milyona 14 yıl sonra, 1993’te çıkmış. Bugün 20 milyon sabit hatlı telefon abonesi var. Ancak o arada fevkalade önemli bir başka gelişme, cep telefonu devreye giriyor.

Cep telefonu ile ilk “alo” 1994’te dendi. Çok kısa sürede abone sayısında inanması gerçekten güç bir patlama yaşandı. İlk milyona üç yılda, (1997), 20 milyona sekiz yılda (2002) ulaşıldı. Son on yılda sosyal yaşama cep telefonu damgasını vurdu.

Şu anda 40 milyon civarında cep telefonu abonesi hesaplanıyor. Sabit hatlarla birlikte 60 milyon telefon ediyor. Kilometre kareye 76 telefon ediyor. 15 yaş üstündeki nüfus 52 milyon kişi olduğuna göre, kişi başına 1.2 telefon düşüyor.

Bayramda sevdiklerine telefon, cep telefonu, SMS, email vs. ile kolayca ulaşan vatandaşlarımıza hatırlatmak istedim.

DİĞER YENİ YAZILAR