Bir süredir ağır konulara takılıyoruz. 21.inci Yüzyıl başında küresel ekonominin uyum sorunları ile yola çıktık. ABD dış açığının dünya ekonomisinde yarattığı dengesizlikle Türkiye’nin bugünkü konjonktürü arasındaki ilişkiyi netleştirdik.
Can alıcı soruyu geçen yazıda sorduk. Buraya nasıl geldik? Hızlı büyümeyi sürdürülebilir açıkla götürmek için toplum büyük fedakarlık yapmıştı. Neye niyet, neye kısmet! Yapılan politika hataları maalesef ekonomiyi buralara getirdi.
Bugün bıraktığım yerden devam etmeyi planlıyordum. Hangi iktisat politikasında ve nasıl hata yapıldığına bakacak, sorumluları arayacaktım. Araya Şeker Bayramı’nın girdiğini farkettim. Arefe günü için daha tatlı bir konuyu tercih ettim.
Trafik kördüğüm
Ramazan boyunca İstanbul’da trafik rahatlar diye ümitlenmiştim. Geçen yıldan aklımda öyle kalmış. Bir ihtimal hafızam beni yanılttı. Geçen yıl da böyle idi. Ya da bir yılda hakikaten daha kötüleşti.
Mekansal hareketlilik modern yaşamın tanımlayıcı unsuru oldu. Halbuki çok yenidir. İngiltere’de bile, toplumun büyük çoğunluğu için işyeri ve konutun ayrışması 19.uncu Yüzyıl’ın ikinci yarısındadır. Ondan önce üretim ve ikamet aynı mekanda gerçekleşirdi.
Sıkışıklık kaçınılmaz
İçten yanmalı motor diğer önemli keşiftir. Bireyin günlük davranışını esas değiştiren o oldu. Şu ya da bu nedenle özel otomobile karşı olabiliriz. Ama sahibine mekanda büyük özgürlük sağladığını kabul etmek zorundayız.
Özellikle metropol kentlerde araç trafiğinin yol açabileceği sorunlar farklı disiplinlerin ilgisini çekiyor. Matematikçiler otoyollarda akordeon benzeri yavaşlayıp hızlanan akıma çözüm aradıklarını biliyorum.
Sevgili Ege Cansen kural tanımadan yol kenarına park edilen araçlara düşmandır. Daha genel bir yaklaşım araç-yol oranına bakar. Araç sayısı yollardan daha hızlı arttığı takdirde trafik sıkışıklığını kaçınılmaz görür.
Eski güzel (?) günler
Türkiye’nin otomobille tanışması çok yenidir. TÜİK’in araç verilerinin başladığı 1933 yılında Türkiye’de 4.257 otomobil, 315 otobüs, 2561 kamyon olduğunu bilmiyor musunuz? Toplam 7 bin araç ediyor. Ortalama 100 kilometre kareye ve 3.500 kişiye 1 araç düşüyor.
1950’de otomobil 13.400’e, otobüs 1.230’a, kamyon 3.500’e, toplam 19 bine çıkıyor. Otomobil sayısının 100 bini aşması için 1960’lar ortasını, 1 milyonu aşması için 1980’lerin ikinci yarısını beklemek gerekiyor.
Ya bugün? Ağustos sonu itibariyle Türkiye’de 6 milyon binek otomobili, 1.6 milyon kamyonet ve hafif ticari araç var. Traktör ve motosiklet dahil toplam araç adedi ise 12 milyon. Kilometre kareye 16 araç ve 12 kişiye 1 binek otomobil düşüyor.
Okuyucularımın Şeker Bayramı’nı kutlar ve trafikte sıkışmadan geçirmelerini dilerim.
Türkiye’de otomobilin serüveni
Bir süredir ağır konulara takılıyoruz. 21.inci Yüzyıl başında küresel ekonominin uyum sorunları ile yola çıktık. ABD dış açığının dünya ekonomisinde yarattığı dengesizlikle Türkiye’nin bugünkü konjonktürü arasındaki ilişkiyi netleştirdik
Haberin Devamı

